03.12.2008
25.08.2006 02:52

Dinlerin kıskacında, emperyalizmin ablukasında Ortadoğu ve çıkış yolu - Yüksel Akkaya

 

İmparatorluk çağı bitip aşırılıklar çağı başladığında, belki de hiç kimse Ortadoğu’nun kaderinin bir çatışmalar, kargaşalıklar, işgaller zamanına “mahkum” olacağını tahmin etmiyordu. Ne yazık ki, zengin enerji kaynakları nedeni ile dünyanın “efendisi”/hükmedeni olması gereken bu coğrafya ve halkları, tersine köle, hükmedilen ve madun edilen olmuştur. Kuşkusuz bunda bu coğrafyanın halklarının da sorumluluğu bulunmaktadır. Bugün dinlerin kıskacında, emperyalist işgalin ablukasındaki Ortadoğu halkları çeşitli şekillerde direnişler geliştirmekte, bir çıkış yolu aramaktadır. Ne var ki, çıkış yolu arayışları sınıf eksenli anti- kapitalist bir mücadeleyi ve bunun politikasını içermediği için kalıcı olamamaktadır. Öte yandan dinsel temelde başlayan muhalefet ve mücadeleler kır ve kent yoksullarına bir gelecek vaat etmemekte, onları başka bir maduniyete taşımaktadır.

 

II. Dünya Savaşı’nda faşizmi yenerek büyük prestij sağlayan Sovyetler Birliği, dünyanın pek çok yerine olduğu gibi Ortadoğu’ya da kapitalist olmayan bir yol önerirken, buralarda sömürge karşıtı, anti-emperyalist bir mücadelenin yükselmesine cesaret verirken, ne yazık ki sosyalizm tohumlarını ve anti-kapitalist mücadeleyi taşıyamadı. Sömürge karşıtı, anti-emperyalist mücadele Ortadoğu halklarını “milliyetçileştirirken” Sovyetler Birliği güdümlü sol hareket ve partiler zaman zaman güç kazanmış olsalar da etkisiz kılındı. Suriye, Lübnan, Mısır, Irak, İran bu açıdan oldukça trajik bir deneyime sahip oldular. 1980’lere kadar bu ülkelerde şöyle ya da böyle ayakta kalan sosyalist hareket, hızla toplumsal mücadeledeki yerini kaybetmeye başladı, alanı dinsel temelli hareketlere terk etti. Kuşkusuz, İran’daki trajik TUDEH-Molla işbirliği ve TUDEH’in trajik yenilgisi İslami kesimlerin iştahını kabarttı. “Yeşil kuşak” politikası ile emperyalizm tarafından desteklenen ve beslenen İslami hareketler Ortadoğu’da egemenliklerini kurarken, tarihin en büyük çelişkisi olan sınıflar arası çelişkiyi bir kenara iterek, Ortaçağ’ın yıkıcı, acımasız, vahşi dinler savaşını yeniden başlattılar. Böylece, emperyalist ablukadan kurtulmaya çalışan Ortadoğu halkları bu kez dinlerin ilkel mücadelesinin boyunduruğu altına girmiştir. Ne yazık ki, bu ilkel duygu toplumda geniş yankı bulmuş ve bir kördüğümü daha da pekiştirmeye başlamıştır.

 

Ortadoğu’nun geleceği ne dinler savaşındadır ne de emperyalist abluka altındaki yaşamdadır. Ortadoğu halkları, tarihin en temel çelişkisi üzerinden yeniden saflarını belirlemek, 1980 öncesine kadar iyi kötü edindiği sol birikimi bir kez daha gözden geçirip, sınıf temelli politikalar ve bu politikalara dayalı bir muhalefet ve mücadele hayata geçirmek zorundadır. İran deneyimi bu açıdan oldukça önemli derslerle doludur. Ortadoğu halkları her türden savaşı emek ile sermaye arasındaki bir iç savaşa dönüştürerek, anti-emperyalist, anti-kapitalist mücadele ekseninde devrime dönüştürmeye mahkum bulunmaktadır. Ortadoğu’da başlayacak bir devrim, tıpkı tek tanrılı dinlerin buradan dünyaya yayılması gibi, dünya emekçilerine yeni bir umut, büyük bir cesaret ve güven verecek, dalga dalga yayılabilecektir. Bu nedenle Ortadoğu’da devrim sadece Ortadoğu’yu değil tüm dünya emekçilerinin sorunudur. Dinlerin kıskacından kurtulmak, emperyalist ablukayı kırmak için Ortadoğu’da tek çıkış yolu devrimdir, kuşkusuz sosyalist bir devrim, başka bir şey değil.


YAZICIYA GONDER


December
Mon Tue Wed Thu Fri Sat Sun
1 2 3 4 5 6 7
8 9 10 11 12 13 14
15 16 17 18 19 20 21
22 23 24 25 26 27 28
29 30 31 1 2 3 4