03.12.2008
21.04.2007 14:52

Emperyalizme, şovenizme, faşizme karşı 1 Mayıs’ta alanlara!

 

Türkiye işçi sınıfı, ‘77 1 Mayıs’ında Taksim Meydanı’na yüzbinlerle akışıyla, ama sadece sayısallığıyla değil, bu akışı fabrika taburları halinde, bir ordu disiplini içinde gerçekleştirişiyle ve önceleyen haftalarda yoğunlaştırılan tüm tehdit ve saldırılara rağmen bunu yapmış olmakla, sınıf hareketinin o süreçteki yükseliş durumunu da göstermişti.

Ama elbette bu, 1 Mayıs’tan çok önce, artan grev, gösteri ve diğer toplumsal hareketlerde açıkça görülüyordu. Zaten, sermaye devletinin kanlı elini Taksim’e uzatmasının altında da, yükselen bu sınıf hareketi, bu yükselişin gücüyle bir bir koparıp aldığı hakları, sınıf hareketinin yükselişine paralel güçlenen devrimci hareket gerçekliği duruyordu.

Tıpkı bugün İstanbul Valisi’nin yaptığı gibi, ‘77’de de, günler öncesinden tehdit yağdırmaya başlamıştı yetkililer. Yine tıpkı bugün yaptıkları gibi, gösteriye katılımı engellemeye, azaltmaya yönelik türlü saldırılara, yalan-dolana başvurdular. Onlar da bu yöntemlerle sonuç alamayacaklarını biliyordu ki, aynı zamanda o kanlı kontrgerilla operasyonunu hazırladılar. Gözdağıyla yıldıramadıkları kitleler alanı doldurduğunda, eli kanlı katilleri otellerin pencerelerinden, binaların çatılarından kurşun yağdırmaya başladı.

Bugün, bu kanlı operasyonun 30. yılında işçi sınıfı, 30 yıldır sadece kendine yasaklı kılınan Taksim alanına yeniden çıkmaya hazırlanıyor. Bunu yine yöneticilerin tehditleri, polis-jandarma-mahkeme üçlüsünün saldırıları altında gerçekleştiriyor. Sorunu sadece 30 yıl önce dökülen kanın hesabını sormak değil elbette. Asıl, bu 30 yıl boyunca, kimi zaman küme küme, kimi zaman parça parça gaspedilen hakların hesabını sormak gerekiyor. Kanlı 1 Mayıslarla, kanlı-kansız darbelerle, namluların gölgesi, dipçiklerin darbesi altında gaspedilmiş olan hakların. Yıllar yılı estirilen bile değil, fırtınalar kopartılan şovenizmle geriletilen/gericileştirilen kitlelerin, kapatılan-yasaklanan örgütlerin, satın alınan-düşürülen-düşkünleştirilen örgüt yönetimlerinin hesabını...

Hala, ‘yasak!’ diye tutturan devlete, ‘biz bu yasağı tanımıyoruz’ deniliyor. Bir yer, bir meydan sadece işçi sınıfına yasak olamaz, deniliyor. Herkese serbest sadece işçiye yasağı açıklayamıyor, ‘yasak hemşerim!’ demeyi sürdürüyorlar. Afiş yapmayı, bildiri dağıtmayı engelleyebilirlerse, kimseler Mayıs’ın 1’inde 1 Mayıs kutlandığını duyamayacak, bilemeyecek sanıyorlar herhalde. Vali ‘izinsiz gösteri için koruma önlemi almayız’ deyince, işçilerin, ‘polis koruması olmadan mitinge gitmem arkadaş’ deyip, vazgeçeceğini yahut da.

DİSK’le Türk-İş arasında ‘alan tartışmasına kilitlenmek’ üzerinden süren tartışma, aslında sermaye devletiyle işçi sınıfı arasında süren, ve çok daha derin anlamlar taşıyan bir inatlaşmaya dönüşmüş bulunuyor. İşçi sınıfı Taksim’i neden önemsediğini açıkça anlatıyor. Afişleri, bildirileriyle bilmeyenlere duyurmaya çalışıyor. Devletse kendi cephesinden öneminden hiç söz etmediği gibi, işçi sınıfının açıklamalarını da engellemeye çalışıyor. Konular, bilen bir kısım işçiyle devlet arasında kalsın, başka kimseler duymasın istiyor. Çünkü işçinin verdiği önem büyük çoğunluk için ‘önem’li ve yararlı, devletinki ise zararlıdır. Bu tavrın açıklaması işte bu kadar basittir.

Bu 1 Mayıs’ta Taksim, geçmişten çok gelecek için bir anlam ifade edecekse, Taksim yasağını çiğnemek, işçi sınıfı ve emekçi kitlelere, Kürt halkına ve azınlıklara yönelik yaşama hakkı yasağının çiğnenebilmesini getirecekse, Taksim’e çıkan yollarda sadece işçilerin değil, her ulustan ve azınlıktan emekçilerin ayak izleri kalmalıdır.

 


YAZICIYA GONDER


December
Mon Tue Wed Thu Fri Sat Sun
1 2 3 4 5 6 7
8 9 10 11 12 13 14
15 16 17 18 19 20 21
22 23 24 25 26 27 28
29 30 31 1 2 3 4