03.12.2008
26.05.2007 14:06

10 Aralık’tan 27 Nisan’a… / KB

 

Bir “solda dönüşüm” öyküsü


Düzen cephesinde hızlanan siyasal gelişmeler sonucunda seçimler 22 Temmuz’a alındı. Seçimlerin erkene alınması, kendini Kasım’da yapılacak bir seçime göre ayarlamış bulunan tüm siyasal aktörleri hazırlıksız yakaladı.

Başını Süleyman Çelebi ve ekibinin çektiği 10 Aralık Hareketi baskın seçime en hazırlıksız yakalanan aktörlerden birisiydi. Üstelik son siyasa gelişmeler 10 Aralık Hareketi’nin belirleyip hayata geçirmeye çalıştığı seçim politikalarını önemli oranda boşa çıkartmıştı.

10 Aralık Hareketi yöneticileri nihayet geçtiğimiz hafta sessizliklerini bozdular ve seçimlere ilişkin görüşlerini bir basın toplantısıyla açıkladılar. Düzen siyasetinin sol kanadına yeniden biçim verme operasyonu kapsamında zorla bir araya gelen/getirilen CHP ve DSP’nin seçim işbirliğini kutsamakla kalmadılar, bunun “geniş bir halk kesiminin beklenti ve taleplerine uygun bir adım olduğunu” da sevinçle ilan ettiler. Fakat Çelebi ve ekibine göre bu işbirliği genişlemeliydi, “bu iki parti dışındaki sosyal demokrat, demokratik sol ve özgürlükçü sosyalist kuruluşların” da katkısı sağlanmalıydı. Aksi takdirde “sol seçmen desteği” tam olarak elde edilemezdi. Süleyman Çelebi ve ekibinin açıklamasında ayrıca CHP’ye akıllar verildi; neo-liberal politikaları terk etmesi, etkin tarımsal desteği ve sosyal devlet ilkesini kararlılıkla savunması istendi. Yani bir bakıma seçimde “çatı” vazifesi görecek CHP’ye bir seçim ve iktidar programı önerilmiş oldu.

Kuşkusuz ki programa ilişkin bu öneri ve talepler bir ciddiyet ve samimiyet taşımamaktadır. Bunlar daha ziyade görüntüyü kurtarma, emekçilere sempatik görünme amaçlıdır. Tıpkı son günlerde Baykal’ın arkasında dolanan SHP’liler gibi, 10 Aralık yöneticilerinin de asıl derdi, seslerini CHP’ye duyurmak ve milletvekili aday listelerine girebilmektir. 10 Aralık Hareketi’nin gerçek misyonu siyaset alanında sermayeye hizmet vermek, sermayenin sol koltuk değneği olarak görev yapmak olduğuna göre bunda, şaşılacak bir şey de yoktur.

Fakat bu, Süleyman Çelebi ve arkadaşlarının dünkü söylemleri ile bugünkü icraatları arasındaki tutarsızlığı mazur göstermiyor. Sözünü ettiğimiz bu tutarsızlığın, daha doğrusu ikiyüzlülüğün ne olduğunu anlayabilmek için öncelikle 11 Ocak’ta yayınladıkları “Solda yenilenme ve bütünleşme çağrısı” başlıklı açıklamaya bir göz atmamız gerekiyor. Açıklamanın önemli bulduğumuz iki ayrı paragrafında şunlar söyleniyor:

 “10 Aralık Hareketi olarak bir yıldır sosyal demokrat, demokratik sol, özgürlükçü sosyalist parti, grup ve kişilerin Türkiye siyasetine en etkin katkıyı yapmasının koşullarını ve yöntemlerini araştırdık, tartıştık. Önerdiğimiz süreç yenilenme temelinde bütünleşme ve kitleselleşmedir. Bu yolla hedef solun tek başına iktidarıdır. Sosyal demokrat, özgürlükçü sol partilere, kuruluş ve kişilere dünyadaki ve Türkiye’deki koşulların, gelişmelerin ve ihtiyaçların zorunlu kıldığı kapsamlı bir yenilenme sürecini ve bunun gerektirdiği dönüşümü başlatmaları için çağrıda bulunuyoruz. Bu güçleri, gerek temel ilkeler, yaklaşımlar ve politikalar, gerekse siyaset yapma tarzı ve yönetim anlayışını kapsayacak bir yenilenme temelinde 2007 seçimlerine mümkün olan en geniş güç birliği içinde girilmesi için kararlı adımlar atmaya çağırıyoruz.”

“Geleceğe kaygıyla, korkuyla değil, umutla bakmak isteyen yurttaşlar yeni bir siyaset anlayışı, kararlı ve yapıcı bir tutum bekliyor. Ülkemizi gerçekten demokratik, hızla kalkınan, gelirini adaletli biçimde paylaşan ve fırsat eşitliğine dayalı bir düzene sahip bir ülke durumuna getirmek, hukuk devletini, sosyal devleti ve katılımcı demokrasiyi yalnızca sözde değil, inançla ve kararlılıkla savunan, evrensel sol değerlere sahip çıkan bir sosyal demokrat bütünleşmeyle mümkündür.”

Düzen siyasetindeki mevcut anlayış ve alışkanlıklara belli eleştirilerin getirildiği, “yenilenme”, “dönüşüm”, “ katılımcı demokrasi” ve “evrensel sol değerler” gibi lafların bolca edildiği bu açıklamanın üzerinden henüz beş ay geçti. Bu lafları eden Süleyman Çelebi ve ekibi şimdi generaller adına siyaset yapan, darbe girişimlerine alkış tutan, özgürlüklere düşman olduğunu saklama gereği duymayan, şovenizmin bayraktarlığını elinde bulunduran, artık en sıradan insanların dahi “bunlar solcudur” diyemediği CHP ve DSP gibi iki partinin seçim işbirliğine şapka çıkartıyor. Seçimlerde CHP çatısı altında kendine yer bulabilmek için bin bir methiye diziyor. Kısacası yüzsüzlüğün bu kadarına da pes dedirtiyor.

Açıklamada bazı göstermelik taleplere de yer verilmiş olduğunu daha önce vurgulamıştık. Talepler konusunun bir başka boyutu da bu istemlerin kimden beklendiği. Yakından bakıldığında Süleyman Çelebi ve ekibinin “güçbirliği”nden “beklentileri” ölüden gözyaşı beklemek gibi bir şey.

“Kurulan güçbirliğinin sosyal demokrat / demokratik sol / özgürlükçü sosyalist kesimlerin desteğini alabilmesi için demokratikleşme sürecinin hızlandırılması konusunda samimi ve kararlı bir tutum sergilenmelidir. Bu çerçevede çeşitli yamalarla düzeltilmeye çalışılmış 1982 Anayasası yerine çağdaş, demokratik bir anayasanın hazırlanacağı, % 10 seçim barajının düşürüleceği, çalışanların başta sendikal haklar olmak üzere tüm demokratik haklarının önündeki engellerin kaldırılacağı, ifade ve dolayısıyla basın özgürlüğünü kısıtlayan maddelerin çağdaş normlara uygun şekilde değiştirileceği, siyasal partiler arasında ittifakın yasal hale getirileceği, siyasal partilerde lider egemenliği yerine üyelerin demokratik söz ve karar hakkını güçlendirecek önlemlerin getirileceği açıkça ortaya konmalıdır.” (10 Aralık Hareketi’nin açıklamasından...)

12 Eylül askeri faşist darbesini yapan generallerin hazırlatıp uygulamaya soktuğu 1982 Anayasası’nı ortadan kaldıracak, onun yerine “çağdaş,demokratik bir anayasa” hazırlayacak olan kim? Artık açıktan açığa generaller adına siyaset yapan, darbe girişimleri dahil paşaların hiçbir yaptığına toz kondurmayan Baykal ve çetesi mi?

Ya yüzde 10’luk seçim barajı? Bu barajı açıktan açığa savunan, daha bir iki hafta önce de mecliste kanlı bıçaklı olduğu AKP ile anti demokratik seçim yasası konusunda tam mutabakat sağlayan CHP mi, bu partinin başındaki Baykal mı kaldıracak bu barajı?

Çalışanların sendikal ve demokratik hakları konusunda CHP-DSP ittifakının ne yapacağı ortadadır. Baykal, Bülent Ecevit’i “tüm sosyal demokratların” lideri ilan etmedi mi? Bülent Ecevit’ten öğrenecekleri şeylerin başında ise tabii ki işçi ve emekçilere yönelik saldırı yasalarının kararlılıkla uygulanması vardır. Çalışma yaşamını cehenneme çeviren, sömürü ve yıkımı arttıran yasaların pek çoğunun altında, “sosyal demokratların lideri” Ecevit’in imzası vardır. Ve bunu en iyi bilenlerden biri de Süleyman Çelebi ve avanesidir.

Tabii bir de ifade ve basın özgürlüğü konusu var. “Sosyal demokrat” olduğu rivayet edilen CHP, son aylarda ceza yasasındaki ünlü 301. maddenin değiştirilmesine karşı kararlı bir mücadele sergilemektedir. Bu maddenin değişmesini veya kaldırılmasını önerenleri faşist partilerden hiç de farklı olmayan gerici-milliyetçi bir söylem kullanarak suçlamaktadır.

Oyun bitti, herkes kendi bayrağı altına!

Bugün ortaya çıkan tablo, taşların yerine oturması, safların netleşmesi, herkesin yerli yerini bulması tablosudur. Çok fazla inandırıcı olamasa da bugüne kadar “solculuk” oynayan, AB ülkelerinde görüp imrendikleri türden bir düzen solculuğu yapmaya heveslenen 10 Aralık Hareketi mensupları için de aynı şey geçerlidir.

10 Aralık Hareketi kendi seçimini yapmıştır. Onun yeri hak ve ve özgürlükler mücadelesi verenlerin değil, generaller adına siyaset yapanların, hak ve özgürlüklere düşman olanların yanıdır. Onun yeri Kürt halkının düşmanlarının, işçi ve emekçilere saldırı programlarını kararlılıkla uygulamaya yeminli olanların yanıdır.

“10 Aralık Hareketi” artık “27 Nisan Hareketi”nin bir parçası olarak sermayeye hizmete taliptir. Bu görev talebinin sermaye tarafından dikkate alınıp alınmayacağını ise ilerleyen günler gösterecektir.

(Kızıl Bayrak, Sayı: 20, 25 Mayıs 2007)


YAZICIYA GONDER


December
Mon Tue Wed Thu Fri Sat Sun
1 2 3 4 5 6 7
8 9 10 11 12 13 14
15 16 17 18 19 20 21
22 23 24 25 26 27 28
29 30 31 1 2 3 4