07.12.2007 01:07
Ertuğrul Özkök’ün nefreti, nefretin Ertuğrul Özkök’ü… / Ayşe Aydın
Hürriyet’te yayımlanan ‘türbanlı komünist’ haber ve fotoğrafının ardından başka bazı düzen kalemleriyle birlikte, yine Hürriyet’ten Ertuğrul Özkök haberi fırsat bilip korkusunu ve ‘nefretini’ ortaya döktü.
Konumuz din olduğuna göre yaradılış felsefesine girmekte bir mahzur yok. Bu felsefeye göre diyebiliriz ki, Özkök’ün nefreti burjuvaziyi yaratma gücüne sahip değilse de, burjuvazinin nefreti Özkök ve benzerlerini yaratmıştır. Ertuğrul Özkök’e bakın, burjuvazinin proletaryaya nefretini okuyun, ne bir eksik, ne fazla!
Özkök’ün, ‘Türban nefreti, nefret türbanı’ başlığı kullandığı yazısı, 4 Aralık tarihli Hürriyet’te yayımlandı. Yazı başlığından da anlaşılacağı gibi, Özkök, nefreti ele alıyor, güya ezilenlerin nefretini. Ancak ortaya dökülen, ezilenlere duyulan nefrettir. Bu nefrettir ki Özkök’ü bir Kızıl Bayrak taraftarı işçiyi, yeterince bilinçli olmadığı için (türban taktığı) aşağılamaya, yine, ‘yeteri kadar bilinçli olmadığı için’ devrimin mollaları tarafından ezilen İranlı komünistler örneğiyle, aklı sıra komünistlere akıl verme ahmaklığına düşürüyor.
Oysa konu, Türkiye’de komünistlerin dinci siyaset ve veya örgütleriyle ittifakı değil, dincilerin etkilediği bir işçiyi devrimci sınıf mücadelesine ve sosyalizme kazanma çabasıdır. Bizim bu çaba dışında dinle ve dincilikle tek ilişkimiz, ona karşı mücadele olmuştur ve böyle olmaya da devam edecektir.
Bu olayda Özkök’ü, komünizm ve siyasal islam gibi iki ‘radikal’ simgenin aynı kişide görünmesinden ‘daha da fazla rahatsız eden’, ‘Kızın yüzündeki nefret ifadesi...’ imiş. Ama siz, rahatsızlık sözcüğünü korkuyla değiştirin, burjuvazinin ve ideologlarının asıl derdini anlayacaksınız.
Gerçi Özkök, bu kadim korkuyu gizlemek için başkalarını korkutmaya çalışmayı tercih etmiş, fakat bu çaba bile yeterli değil. Onun çabası olsa olsa mezarlıktan geçerken ıslık çalmaktan ibaret.
Türbanlı sayısının dörde katlandığı sonucunu çıkaran Milliyet’in anketi örneğini vererek ve ‘nefret’ konusunu türbana yamayarak yeniden yeniden kullanarak, kimleri ve nasıl korkutabileceği biraz muamma tabii. Burjuvazi neden, kimden ve hangi nedenlerle korkması gerektiğini bilecek kadar ‘bilinçli’ bir sınıf. Ve, AKP hükümetinin de kanıtladığı gibi, türbanı ve türbancıları nasıl kullanacağını bilecek kadar da deneyimli. Geriye, her fırsatta burjuvazinin kuyruğuna eklemlenmeye çalışılan laik/demokrat kesimler kalıyor. Bir de, ‘yoksul tabanınızı komünizme kaptırıyorsunuz ha, sakın anayasa değişikliğine türban serbestisini eklemeyin’le uyardığı AKP. Sanki, türban yasak olduğu sürece, dindar yoksulların kadınları sadece türban mücadelesiyle ilgilenecek, ekmek davasını ve sosyal sorunları sonsuza kadar unutacaklardır.
Ey korku, sen nelere kadirsin!..
Düzenin en uyanık kalemşörlerini bile ahmaklaştırmak ancak senin harcın olabilirdi.
Özkök’ün de gayet iyi bileceği gibi, işçi sınıfı mücadelesini başlatan marksistler değildir. Kapitalizme karşı mücadelenin anası kapitalist sömürünün kendisidir. Marksistler zaten başlamış olan bu mücadelenin nasıl sonuca ulaştırılabileceğini bulmuş, göstermiş ve uygulamıştır sadece.
Türkiye’de de kapitalist sömürü ve soygun düzeni devam ettiği sürece, bundan kurtulma düşüncesi, umudu ve mücadelesi de devam edecektir. Üstelik, Özkök’e ‘gençlik yıllarından beri çok tanıdık’ olmayan biçimleriyle. O’nun gençliğinde Türkiye’de gördüğü komünizmin gençliği bile değil, çocukluğuydu. O’nu bu derece korkutmaya aslında komünizm olmayan bir komünizm bile yeterli olduysa, şimdi, gençliğini çoktan geride bıraktığı bir evrede, yetişkin, bilinçli ve örgütlü komünizm karşısında paniğe kapılması normaldir.
(Sosyalizm için Kızıl Bayrak, Sayı: 47, 7 Aralık ’07)