30.12.2007 13:02
Birleşik Metal İş 17. Merkez Genel Kurulu üzerine...
Birleşik Metal üyeleri mücadele programına bir “şans” daha verdi!
Birleşik Metal İş 17. Merkez Genel Kurulu 14-16 Aralık tarihlerinde gerçekleşti. Uzun yıllardır ilk defa mevcut yönetimin korunmasıyla sonuçlanan genel kurul BMİS’in sendikal hareketin genel tablosundan ayrışan yanlarının olduğu kadar aynı zamanda onunla benzeşen yanlarının da somut bir yansıması oldu.
BMİS 17. Merkez Genel Kurulu’nu değerlendirirken ilk etapta sendikal hareketin genelinden ayrışan yanlarını vurgulamak yerinde olacaktır. Zira sendikanın iç süreçlerini bilen üye ve güçler dışındaki insanların genel kurul salonundan yansıyan tablodan göreceği bu ayrışma tablosu olacaktır.
Genel Kurulun sendikal hareketten ayrışan yönleri!
Öncelikle bu ayrışmanın ileriye dönük olumlu bir tablo olduğunu ifade etmek yerinde olacaktır. Salonun ve programın hazırlanışından 3 gün boyunca kürsünün kullanımına kadar (sınıf hareketinin mevcut tablosunu da düşündüğümüzde) genel kurulun oldukça güçlü bir politik atmosferde gerçekleştiğini düşünüyoruz.
Programın Enternasyonel Marşı ile başlamasından yönetim adına yapılan konuşmalara, uluslararası katılımcılarla perçinlenen enternasyonalizm vurgusundan sınırlı bir kısmı dışta kalmak üzere delege konuşmalarına ve sıklıkla atılan sloganlara kadar, bugünün Türkiye’sinde ender rastlanan bir genel kurul gerçekleşti. Yine sendikanın içinde bulunduğu gerçek tabloyu ne kadar yansıttığından bağımsız olarak salondan yansıyan birlik ve beraberlik görüntüsü de oldukça önemliydi. Dar çıkar hesaplarıyla yaşanan sataşmalardan ziyade ileriye dönük hedeflerin tartışıldığı bir genel kurul yaşadı BMİS üye ve delegeleri.
Bir diğer önemli yan ise, genel kurul sonucunda kurul iradesi olarak ortaya çıkan kararlar taslağı idi. Bu taslağı inceleme fırsatı bulanlar da göreceklerdir ki, bu taslak mevcut düzen sınırları içinde bir sendikanın ortaya koyabileceği en ileri programı ifade ediyordu. Daha önce defalarca çeşitli sendikalarda benzer programlar ve kararlar ifade bulsa da bunlar çoğu zaman koltuk kavgalarının bir ürünü olarak işçilere şirin görünme manevraları olarak gerçekleşiyordu. Oysa Birleşik Metal’de nasıl gerçekleştiğinden bağımsız olarak karşısında muhalefeti olmayan bir yönetimin iradesi olarak çıktı bu taslak. Bu açıdan genel merkez yönetiminde ve sendikanın en ileri tabanını oluşturduğunu söyleyebileceğimiz genel kurul delegelerinde ileriye dönük mücadele isteğinin ve niyetinin de somut bir göstergesiydi. Ve bu yönüyle BMİS’in Türkiye sendikal hareketinin toplamından ayrışan en önemli yanını, kendi deyimleri ile “farklı olmanın adı”nı ifade ediyordu.
Farklılıktan aynılığa!
Sadece 17. Merkez Genel Kurulu üzerinden değil, aslında geçmiş süreçleri ile de Birleşik Metal, Türkiye sendikal hareketinden daha ayrı, daha ileri bir tabloyu ifade ediyor. Bu özellikle tabandaki işçinin bilinci ve mücadele kültürü açısından böyle. Ancak son süreçte yaptığımız değerlendirmelerde de ifade ettiğimiz üzere BMİS’te de bu tablo her geçen gün daha da geriye gitmektedir. Bu durum 17. Merkez Genel Kurulu vesilesiyle kendisini en yalın biçimde delege konuşmalarında göstermiştir. İlk başta delege konuşmalarına ilişkin yaptığımız olumlu göndermeyi gözönüne aldığımızda bu son değerlendirme bir tezat gibi görünebilir. Ancak orada olumluluğu sendikal hareketin toplamına ilişkin ifade etmişken, olumsuzluğu BMİS’in kendi geçmiş süreçlerine ve önceki genel kurullarına göre ifade ediyoruz.
Genel Kurul kürsüsünden de ifade edildiği üzere Birleşik Metal üyesi işçiler çok konuşur, çok tartışır. Bu, Birleşik Metal’de bugüne kadar oluşan önemli bir gelenektir. Aynı zamanda özellikle genel kurul kürsülerinden yansıyan bu konuşkan tablo, Birleşik Metal tabanındaki siyasal bilincin genel sınıf kitlesine göre ileriliğinin de bir göstergesidir. Ancak bu açıdan 17. Merkez Genel Kurulu’nu geçmiş genel kurullarla, özellikle de 16. Genel Kurul’la karşılaştırdığımızda bir gerileme yaşandığı da gözle görülen bir gerçekliktir. 16. Genel Kurul’u hatırlayanlar aynı zamanda önemli sayıda delegenin yaptığı politik açıdan oldukça doygun konuşmaları da hatırlayacaklardır. 17. Merkez Genel Kurulu’na gelindiğinde ise bu doygunluk büyük oranda birlik, beraberlik mesajlarının verildiği daha sıradan konuşmalara dönüşmüştür. Geçmiş süreçlerde mücadeleyi baltalamakla “övünen” yönetimlerin karşısında oldukça güçlü politik konuşmalar yapan Birleşik Metal üyelerinin bu sefer mücadeleyi ilerletmeyi hedeflediğini ifade eden bir yönetimin yanında daha da güçlendirmeleri gereken konuşmaları tam tersine daha da cılızlaşan bir hal almıştır.
SSGSS, asgari ücret konuları ile MESS süreçleri delege konuşmalarında önemli bir yer tutsa da bu konuşmalarda özellikle “büyüme” gündemi ile güllük-gülistanlık bir hava çıktı ortaya. Delege konuşmalarındaki politik gerilemenin bir diğer ifadesi ise bir-iki örnekle de kalsa havanın “soldan” estirildiği genel kurulda şovenist histerinin açığa çıktığı konuşmalar oldu. Bu tablo aslında tabandaki bilinç erezyonunun da somut bir göstergesidir. Bu tablonun gösterdiği bir diğer gerçek ise üzerine döne döne vurgu yapılan eğitim sorunudur. Her ne kadar 4 yılda 8 bin işçiye eğitim verilmesiyle övünülse de verilen eğitim sonuçları işte bu tablodur. Ve bu tablo bir kez daha eğitim sorununun üzerine düşünülmesi gerektiğini göstermektedir.
İşin bu yanı Birleşik Metal’in sendikal hareketle aynılaşan yanının genel kurul sürecinden yansıyan tarafını oluşturuyor. Ne yazık ki sınıf kitlesinin geneliyle birlikte Birleşik Metal üyesi işçilerde de bir bilinç kırılması yaşanıyor. Ama her şeye rağmen 20’nin üzerinde delegenin konuştuğu bir genel kurul anlamlı bir veri olarak kabul edilebilinir. Tabii ki önümüzdeki süreçte sınıf bilincinin gelişimi yönünden daha sonuç alıcı bir çabanın yaşandığı koşullarda.
Bir diğer aynılaşma ise konukların bir kısmı üzerinden yaşandı. Döne döne sınıf mücadelesinden ve sınıf sendikacılığından bahsedilirken, SSGSS ve sonuçları üzerine sermaye sınıfına kin kusulurken, topu topu 3 konuk konuşmacıdan biri, deprem enkazında mezarda emeklilik yasasını geçiren DSP’nin İstanbul İl Başkanı idi. Yine üyesi bulunulan bir-iki işyerinden gelen yöneticilerin patron temsilcisi sıfatı ile karşılanması da sınıf karşıtlığına yapılan vurguların altını boşaltan yanlar taşıyordu.
Ancak bunlardan çok daha önemli bir gerçek var ki, o da sendikanın yaşadığı sıkıntılara karşın tablonun güllük-gülistanlık olarak tarifi ve bunu hayata geçiriş biçimi idi.
“Birlik ve beraberlik” iddiasının karşılığı nedir?
İfade ettiğimiz üzere tek başına genel kurul günlerine ve kürsüsüne bakan bir gözün tek görebileceği, tabanı ile kenetlenmiş bir sendika ve ileriye dönük ortak bir irade olacaktır. Ancak tablo gerçekten böyle midir? En azından biz tablonun böyle olmadığını görüyor ve söylüyoruz. Ki, bu durum kenetlenmeden bahseden yöneticilerin ve delegelerin de farkında olmadığı bir tablo değildir doğalında. Ancak onlar, ısrarla kenetlenildiğinden ve sendika içi demokrasinin nasıl da güzel işlediğinden dem vuruyorlar. Peki, tüm bunları söylerken fabrikalardaki delege seçimlerinde ve şube genel kurullarında yaşananları nereye oturtuyorlar acaba?
Şimdi tüm süreç boyunca yaşananları bir kez daha gözden geçirelim. Şube genel kurullarında yaşananları, fabrikalardaki delege seçimlerini düşünelim. Açıkçası delege seçimlerinden başlayarak Merkez Genel Kurulu’nun öngünlerine kadar sendika içinde iki odak, iki anlayış kıyasıya bir rekabet yaşadı. Mevcut genel merkez yönetimi kendisinden önceki ihanetçi şebekenin örgütlediği oldukça çirkef bir muhalefetle yüzyüze geldi.
Delege seçimlerinde sendikal hareketin genelinden yansıyan ayak oyunları burada da yaşanan bir tabloydu. Bu yanıyla genel kurulda ortaya atılan demokratik delege seçimleri iddiası da gerçeği yansıtmaktan oldukça uzaktaydı. Yine şube genel kurullarının neredeyse tamamında kafa kafaya iki liste yarıştı. Ve bu yarışta karşıt tarafların iğreti karalama kampanyalarına kadar düşkünleşmiş bir tablo açığa çıktı. Hatta iki anlayışın tuttuğu tabanda nedenini kendisinin bile bilmediği bir düşmanlık tablosu yaratıldı.
Sonuçta şubelerin önemli bir bölümünde ihanetçi şebekeye karşı genel merkezin durduğu konumu destekleyen eğilimler baskın geldi. Ve doğalında genel merkez kurulu delegelerinin önemli bir bölümü de bu çerçeve de şekillendi. İşte ifade edilen birlik-beraberlik görüntüsünün gerçek karşılığını bu tablo oluşturuyor. Yani aslında kazan alttan alta kaynamaya devam ediyor.
Bürokrasi tek başına bir anlayış değil aynı zamanda bir işleyiş sorunudur!
Tabanın kendi arasında nedenini kendisinin dahi bilmediği karşıtlığı bir kenara koyarsak Birleşik Metal’e ve aslında tüm metal işçilerine bugüne kadar kan kusturan ihanetçi şebeke bu genel kurulla fazlasıyla hak ettiği ağır bir yenilgi aldı. Bu yenilginin ihanetçi anlayışın sendikadan sökülüp atılmasında önemli bir aşama olduğunun bizler de farkındayız. Ancak buradaki itirazımız bu darbeye değil, gerçekleştiriliş tarzınadır.
Daha önce çeşitli vesilelerle ifade ettiğimiz üzere genel merkez yönetiminin bu ihanetçi şebekeye karşı alması gereken tutumları çok geç bir vakitte, ancak bu şebeke güçlenip ciddi bir muhalefet odağı olarak karşılarına çıktığında aldıklarını düşünüyoruz. Bu tutumun gecikmesinin ise sendikaya ve metal işçilerine kaybettirdiği birçok şey olduğuna inanıyoruz.
Ancak bundan da önemlisini genel kurul sürecinde alınan tutumlar oluşturuyor. Sonda söyleyeceğimizi başta söyleyecek olursak genel merkez yönetimi tüm bu süreç boyunca kendi mücadele anlayışını tabana yayarak buradan güçlendirmek yerine önce şubelere, sonra temsilcilere ve oradan tabana yaymaya çalışan bir hat izliyor. En azından bizim bildiğimiz kadarıyla sınıf mücadelesinin ve sınıf sendikacılığının genel yasaları bu ilerlemenin tabandan başlayarak şekilleneceğini söylüyor. Oysa Birleşik Metal yönetimi ihanetçi şebekeyi temizleyebilmek için tabanda bir mücadele dinamizmi yaratmaktansa şube yönetimleri içindeki ve temsilciler arasındaki ayrım noktalarını körüklemeyi tercih ediyor. Bu bir yandan hedeflenen dönüşümün köklü ve kalıcı bir şekilde gerçekleşmesinin önüne geçerken bir yandan da niyetler her ne kadar mücadeleden yana ilerici bir karakter taşırsa taşısın bürokratizmin en bildik yöntemlerini tarifliyor.
Bu durumun bir diğer yanını ise ihanetçi şebekenin koltuk değneklerine karşı alınan tutum oluşturuyor.
Netleşen tablodan yansıyanlar!
Tüm yaşananlar sonucunda ifade ettiğimiz gibi sendika içindeki ihanetçi şebeke ağır bir yenilgi aldı. Hatta bu yenilgi için Merkez Genel Kurulu’nun gerçekleşmesine de gerek kalmadı. Daha Gebze Şubesi’nin genel kurulunda tablo açığa çıkmış, ihanetçi şebekenin yenilgisi netlik kazanmıştı. Tam da bu nedenle olmalı ki patronla anlaşarak kendisini şube genel kuruluna delege yazdıran ihanetçi şebekenin baş aktörü kendisini merkez genel kuruluna delege olarak dahi yazdırmadı. Adeta kuyruğunu kıstıra kıstıra kenara çekildi. “Genel merkeze gideceğim” diyerek etrafına bir dizi insanı toplayan yardımcı oyuncusu ise yapayalnız ortada kalmış oldu. Şebekenin başını tutanların bu yenilgisi değnekçilerini ise derin bir telaşa sürüklemiş görünüyor. Bu değnekçilerin neredeyse tamamı yaşanan hezimetin ardından kendi konumlarını koruyabilmek adına ardı ardına genel merkeze yanaşıyor.
Şimdi bu değnekçilere sormak gerekiyor. Daha birkaç ay öncesine kadar niçin bu yönetimin karşısındaydınız? Şimdi niye yanaşmaya çalışıyorsunuz? İhanet safında yer aldığınızı mı fark ettiniz? Yoksa kendi konumunuzu mu korumaya çalışıyorsunuz? Açık ki bu tablo bir özeleştirinin değil fakat yaşanan hezimet karşısında yalnız kalmanın ve boyun eğmenin bir göstergesidir. Mevcut yönetimin ihanetçilere dönük eleştirilerine içgüdüsel bir tepki duyan işçileri yatıştırıp nedenini bile açıklamadan “Biz barıştık!” demek bundan başka bir sonuç göstermemektedir. Yine aynı tutum bugün çeşitli kademelerde mevcut yönetimin listesinde yer alan değnekçiler için de geçerlidir.
Ancak sadece değnekçilere değil, bu göstermelik barışı kabul eden genel merkez yönetimine de sormak gerekiyor. Daha aylar öncesinde sendikayı bir ihanet bataklığına sürüklemeye çalışanlar bu aynı insanlar değil miydi? Baş aktörler sahneden çekilmeseydi mücadelenin kuyusunu kazmak için dört elle çalışmayacaklar mıydı? Başlarının ezilmiş olması yaptıklarının kitleler önünde hesabını vermeden, gerçekten mücadeleci bir anlayışa yöneldiklerini kanıtlamadan bir “barış” imzalamaya yeterli midir? Belki bugün değil ama sınıf mücadelesinin güçlendiği dönemde bu yöntemin hesabını tabanınıza ve işçi sınıfına nasıl verebilirsiniz?
Böyle bir barış olamaz ve bu hesap verilemez. İşte tam da bunun için kendi bireysel çıkarları için olmasa da, “mücadeleci bir anlayışı sendikaya hakim kılmak” gibi iyi niyetli bir kaygının ürünü olsa da, Genel Merkez yönetimi halen bürokratik bir işleyiş mekanizması ile yola devam etmektedir. Ve bu işleyiş mekanizması ile yüzleşmek, işçi sınıfının gerçek demokrasisini inşa etmek için hızla adım atmak sorumluluğu ile yüzyüzedir.
Birleşik Metal üyeleri mücadele programına bir şans daha verdi!
Tüm olumsuzluklarla birlikte 17. Merkez Genel Kurulu’nda ihanetçi şebekenin en azından kaşarlanmış temsilcileri şahsında uğradığı yenilgiyi bir kez daha temel bir nokta olarak vurgulamak gerekiyor. Bu, açıktır ki sendikanın geçmiş süreçleri ile son dört yılının kıyaslanmasının bir sonucudur. Tüm yetersizliklerine karşın mevcut yönetimin gösterdiği mücadele kararlılığı Birleşik Metal üyelerinin bu mücadeleye bir kez daha onay vermeleri ile sonuçlanmış oldu.
Şimdi genel merkez yönetiminin ve Birleşik Metal üyesi işçilerin önünde önemli görevler durmaktadır. Genel Başkanın ifadesi ile “ergenlik sivilceleri” büyük oranda temizlenmiş durumdadır. Ve ellerinde sınıf sendikacılığı esasına dayanan oldukça güçlü bir program bulunmaktadır. Önümüzdeki günlerde bu programın “birlik ve beraberlik” içinde nasıl hayata geçirileceğini metal işçileri mutlaka yakından takip edecektir. Denilebilir ki Genel Merkez yönetimi bir kez daha ve çok daha ciddi bir biçimde samimiyet sınavındadır. Bu sınavdan alnının akı ile çıkması ise öncelikle sahip olduğu bürokratik işleyiş tarzına dair algılayış ve anlayışı yıkması ile doğrudan bağlantılıdır.
17. Merkez Genel Kurulu’nun iradesi olarak onanan program ve kararlar güçlü bir demokratik işleyişle birlikte hayat bulduğu koşullarda Birleşik Metal üyesi işçiler ve tüm metal işçileri ileriye dönük oldukça güçlü bir adım atmış olacaklar.
BDSP’li Metal İşçileri
(Sosyalizm için Kızıl Bayrak, sayı: 49, 28 Aralık 2007)