01.03.2008 10:37
Büyük yenilgi: 1984-1985 Madenci grevi - Volkan Yaraşır
"Yenilgi işçi sınıfının çok yakından
tanıdığı bir durumdur. (…) Egemen
sınıf ancak zaferin dilinden anlar.
Yenilginin gücünü küçümser.”
Tery Eagleton
Neo-liberal politikaların, metropol ülkelerde simge isimlerinden biri Margaret Thatcher’dı. Thatcher, İngiltere’de acımasız bir sınıf düşmanı olarak dikkat çekti. 1984-1985 Madenci Grevi, Thatcher’ın sermayenin militanı ve patolojik bir işçi düşmanı olduğunun somut göstergesi oldu. Grev sistematik baskı, terör ve son derece ahlaksız operasyonlarla yenilgiye uğratıldı. Madenci grevi, İngiliz işçi sınıfının uzun süreli geri çekilişini simgeledi. Grev aynı zamanda sınıfın direnci, öfkesi ve hüznü olarak iz bıraktı.
İşçi Partisi'nin ihanetinden Thatcher'a
İngiliz işçi hareketi, 1968 yılından başlayarak bir yükseliş dönemine girdi. Özellikle 1972 madenci grevi, zirveydi. 1,5 milyon madenci işçisi ayağa kalkmıştı. Grev hareketi yasal mevzuatı yıkarak gelişti. Kurulan taban örgütlenmeleri işçi inisiyatifinin tek tek maden ocaklarından başlayarak, işkolunun bütün alanlarına yayılmasını sağladı. Madencilerin genel grevine, işçi inisiyatifinin değişik biçimleri damgasını vurmasına karşın Labour Party-İşçi Partisi ve ideolojik etkisi hareketi şekillendirdi. Bu yön grevin ekonomik boyutta sıkışmasına yol açtı. Ayrıca İşçi Partisi güdümlü NUM-Ulusal Maden İşçileri Sendikası’nın işçiler üzerinde etki ve denetim kurmasını beraberinde getirdi.
1974’te yaşanan madenci grevi bu olumsuzlukların somutlandığı bir pratik oldu. Grev, bütünüyle NUM’un kontrolünde gelişti. Maden işçilerinin bağımsız örgütlenmeleri tamamen yok edildi. NUM grevi araçsallaştırarak, aynı yıl yapılacak genel seçimlerde İşçi Partisi lehine sonuçlar yaratmasını hedefledi.
İşçi Partisi, 1968-1974 arasında gelişen sınıf mücadelesi ve özellikle 1972 ve 1974 madenci grevlerinin yarattığı atmosfer üzerinden iktidara geldi. İlk olarak, daha önceki hükümet döneminde (1969-1970) izlediği politikalara benzer politikaları hayata geçirmeye başladı. Bu politikalarla, sınıfın bağımsız örgütlülüğünü dağıtmayı, sendikal bürokrasinin etkisini yaymayı ve sınıfın siyasallaşmasını kesinlikle engellemeyi amaçladı. İşçi Partisi, sendikal bürokrasi aracılığıyla sınıfı bütünüyle denetlemeyi ve sisteme entegre etmeyi hedefliyordu. Özellikle kritik sektörlerde (enerji, metal, maden vb.) sınıfın gücünü kırmak için, toplu tensikat ve işyeri kapatma gibi taktikler geliştirdi.
Muhafazakar Parti döneminde cesaret edilemeyen ekonomik politikalar yeni hükümet tarafından devreye sokuldu. 1974’ten sonra işsizlik oranı hızla arttı. Hatta II. Dünya Savaşı sonrası en üst boyut olan bir milyona ulaştı. Sosyal hizmetlerde o döneme kadar görülmemiş düzeyde, sınırlamalar getirildi. Birçok hastane, okul, kreş, kütüphane temel giderleri karşılanmadığından dolayı kapandı.
İşçi Partisi, sendikaların işverenlerle toplumsal konsensüs anlaşması imzalamasına önayak oldu. Anlaşma tipik bir sınıf işbirliği belgesiydi. Toplumsal konsensüs maddelerinden biri, ücret ve fiyat artışlarının kontrol edilmesiydi. Ücretlerin kontrolde tutulmasına karşın, fiyat artışları devam etti. Bu gelişme üzerine hükümet ücretleri dondurma kararı aldı. İşçi Partisi’nin bu tavrı sınıfın öfkesiyle karşılık buldu. Grev ve direnişler yayıldı. Hükümet, grev ve direnişlere karşı sert önlemler aldı. Özellikle belediye işçilerinin grevi metropollerde hayatı felç edecek sonuçlar yarattı. Hükümet bunun üzerine, grevi kırmak için orduyu devreye soktu, çöplerin askerler tarafından toplanması yönünde organizasyonlara girişti.
İşçi Partisi hükümeti, sınıfın radikalleşmesinden, bağımsız bir hatta gelişmesinden ve mücadelesinin düzen dışı kanallara akmasından son derece korkmaktaydı. Bundan dolayı, sınıfın (devletten, sermayeden ve burjuva siyasal partilerden) bağımsız bir güç olarak gelişmesinin zemini olacak, taban örgütlenmelerini dağıtmak ilk hedefi oldu. 1968-1974 yılları arasında, gelişen sınıf mücadelesinin ürünü olarak birçok sektörde taban örgütlenmeleri doğmuştu. Fabrika ve işyeri düzeyinde mücadelenin içinden çıkan ve sendikal bürokrasinin hiçbir denetiminin olmadığı bu örgütlenmeler, işçilerin kolektif iradesinin dışavurumuydu. Bu dönemdeki taban örgütlenmeleri, ağırlıkla sendika temsilcileri aracılığıyla kuruldu. Maden ve metal sektörü taban örgütlenmelerinin en çok geliştiği sektörler olarak öne çıktı. Her direniş, her grev taban örgütlenmelerinin yayılmasını ve işçi sınıfının kolektif gücünün açığa çıkmasını sağladı.
İşçi Partisi taban örgütlenmelerinin sarsıcı etkisinin farkında olarak, bu örgütlenmelerin inisiyatifini kırmak için harekete geçti. Sendikal bürokrasinin etkisini artıracak düzenlemelere girişti ve taban örgütlenmelerinin taşıyıcı unsurları olarak işlev gören sendika temsilcilerini bürokrasinin içine çekerek absorbe etti, bürokrasinin aparatına dönüştürdü.
İşçi Partisi’nin sistematik olarak uyguladığı sınıfı kontrol etme, etkisizleştirme ve sendikal bürokrasiye tabi kılma taktikleri etkili sonuçlar verdi. İşçi sınıfı hızla demoralize oldu ve örgütsel refleksleri zayıfladı. İdeolojik kirlenmeler yaşadı.
Thatcher iktidara geliyor
1979’da Thatcher iktidara geldi. Neo-liberalizmin militan uygulayıcısı olan Thatcher, sınıf düşmanı politikaları hızla hayata geçirdi. İşçi sınıfı 5 yıllık işçi partisi döneminde, zaten zayıflamış ve moral olarak çökmüştü. Thatcher, bu zemin üzerinden saldırılarını yoğunlaştırdı. Hızlı özelleştirmeler, toplu tensikat ve işyeri kapatmalarıyla işsizlik kısa zamanda 4 milyona ulaştı. Özellikle metal sektörü ve ağır sanayinin farklı sektörlerinde 100 binlerce işçi işsiz kaldı. Hükümet, özellikle ağır sanayide çalışan işçilere yükleniyordu. Çünkü bu sektörlerde çalışan işçiler, İngiliz işçi sınıfının en radikal ve militan kesimleriydi.
Thatcher hükümetinin saldırılarına karşı işçi sınıfı yer yer direniş, grev ve fabrika işgal eylemleriyle cevap verdi. Ama sınıfın bu reaksiyonları yetersizdi. İşçi Partisi döneminde işçi sınıfının mücadele kapasitesi oldukça zayıflamıştı. İşçi sınıfı birbiri ardına yenilgiler yaşamaya başladı.
Thatcher, sınıf karşıtlığını ve düşmanlığını son derece programlı hayata geçirdi. Karşı devrimci politikalarını büyük bir soğukkanlılıkla uyguladı. Sınıfı önce sarstı, sonra yalnızlaştırdı ve içe kapanmasına yol açtı ve yenilgiyi kaçınılmaz hissetmesini sağladı. Bu yönde işçi sınıfının kollarına ya da sektörlerine tek tek ve birbirinden yalıtarak saldırdı. Doğabilecek dayanışmayı, başından engelledi. Bir grev sürerken, bir başka kesimin greve çıkmasına izin vermedi, hemen anlaşmaya oturarak grevleri izole etme taktiği uyguladı. Grevlerin reaksiyonel ya da dayanışma temelli yayılmasını, başından engelledi. Saldırılarını konjonktüre göre ve odaklanarak ve birden fazla sektörü karşısına almayarak yaptı. İlk olarak çelik işçilerine saldırdı ve örgütsel güçlerini dağıttı, ardından basın işçilerini hedef aldı. Basın işçilerinden sonra sıra dok işçileri ve maden işçilerine geldi. İşçi sınıfı sermayenin tek tek hücumlarına karşı birlikte hareket edemedi. Her ne kadar sendikal yasalarda bir dizi engelin bulunmasına ve dayanışma grevlerinin yasak olmasına rağmen işçi sınıfı diri ve güçlü olsaydı bütün yasaları ve engelleri kağıt üzerinde bırakabilirdi. Asıl problem sınıfın dayanışmayı sağlayacak donanımdan ve moral gücünden yoksun olmasıydı.
Thatcher hükümeti, (1979-1983 arası) birinci döneminde sınıfın örgütsel gücünün ve mücadele kapasitesinin parçalanması yönünde bir strateji uyguladı ve politikalarında başarılı oldu. 1983 genel seçimlerini ikinci kez kazanan Thatcher’ın, bu dönemdeki saldırıları ağırlıkta ideolojik boyutta gerçekleşti. Bunun yanında neo-liberal politikaların derinleştirilmesi ihmal edilmedi. Özelleştirmeler hızlandırıldı, işyeri kapatmaları ve toplu tensikatlar yaygınlaştırıldı. Sosyal devletin, sosyal yönünün özelleştirilmesi ve metalaştırılması yönünde düzenlemelere girişildi. Bu süreç bir yanıyla da İngiliz milliyetçiliğinin ve ırkçılığının körüklendiği ve geliştiği dönem oldu. İkinci Thatcher hükümeti dönemine damgasını vuran esas gelişme, 1984-1985 Madenci Grevi’ydi. Grev, sermayenin sınıfa topyekun saldırdığı ve gücünü parçaladığı bir pratik olarak öne çıktı. Grev, İngiliz işçi hareketinde önemli tarihsel eşiklerden biriydi. İşçi sınıfının geri çekiliş sürecini işaretledi.
Madencilerin grevi (1)
1984 yılının Mart ayına girildiğinde, madenci grevi başladı. Görünüşte işçiler ekonomik taleplerinin karşılanmamasından dolayı greve çıkıyordu. Ne var ki Thatcher hükümeti, iktidara geldiğinden beri sınıf karşıtı politikalarını sistemli bir şekilde hayata geçirmekteydi. Maden işçileri (metal işçileriyle birlikte) sınıfın en diri, mücadele geleneği en yüksek ve en radikal kesimiydi. Madencilerin özellikle 1972 ve eksikleriyle birlikte 1974 grevi, Muhafazakar Hükümeti devirmişti. Her şeyden önce maden işçilerinin bu yönü kırılmalı ve parçalanmalıydı. Thatcher, neo-liberal ekonomik diktatörlüğünü ancak böyle kurabilirdi. Bu amaçla ve İngiliz sermayesinin uzun yıllara dayanan tecrübeleri sonucu, maden işçileri greve çıkmaları için bilinçli şekilde kışkırtıldı. Sermaye hazırlıksız ve yeterli destekten yoksun grev savaşı içinde, sınıfın organik birliğini parçalamayı ve sınıfı felç etmeyi hedefliyordu. Sınıfın diğer kesimlerinin örgütsel gücünün kırılması, mücadele yeteneğinde yaşanan zafiyetler, sermayeye son derece iyi hesaplanmış, çok yönlü bir saldırıyı gerçekleştirme fırsatı vermekteydi.
Thatcher hükümeti, 1980’li yılların başından beri yaşanan ekonomik krize önlemler almaya çalışıyordu. Krizin etkileri bütünüyle işçi sınıfına yükleniyordu. Bunun için işçi sınıfından gelecek her tepkinin nötrleştirilmesi hedeflendi. Sendikal haklar gasp edildi. Yeni iş yasalarıyla, sınıfın bir dizi tarihsel kazanımına el konuldu. İşten çıkarmalar yaygınlaştırıldı. KİT’ler hızla özelleştirilmeye başlandı. Böylece bir taraftan kar oranlarındaki düşüş engellenmeye, diğer taraftan sınıfın direnişi boğulmaya çalışıldı.
Neo-liberal darbelerin sürmesi, sınıfın en militan kesiminin dize getirilmesi ve korkunun yaygınlaştırılmasıyla mümkündü.
İngiliz sermayesi maden işçilerine saldırıya başlamadan yaklaşık olarak 4 yıl hazırlandı. Sınıfın içinde korkuyu yaygınlaştırdı ve kötümser bir havayı hakim kıldı. Özellikle sınıfın etkin ve militan güçlerinden biri olan çelik işçilerinin yenilmesi, arkasından basın, dok ve metal işçilerinin bertaraf edilmesi, sermayeye önemli bir güç kazandırmıştı. Sermaye en ince ayrıntısını hesaplayarak ve kendini en hazır hissettiği an atağa geçti. Bir anlamda madencilerin greve gitmesini kışkırttı. İşçi sınıfının bu taşıyıcı gücünün dize getirilmesi, hükümete olağanüstü hareket kabiliyeti verecekti.
Madencilere yönelik bu atak, sermayenin sınıfa açtığı topyekun bir saldırıydı. Sınıf bu topyekun saldırıya karşı, ancak topyekun mücadeleyle direnebilirdi. Grevin böyle anlaşılması ve sınıfın tüm güçlerinin harekete geçmesiyle, sermaye geri adım atabilirdi. Grev, burjuvaziyle işçi sınıfının ülke çapında karşı karşıya geldiği büyük bir sınıf muharebesiydi. Burjuvazi tüm ittifaklarıyla işçi sınıfına saldırdı. İşçi sınıfı ne yazık ki aynı ölçüde ve kapsamda harekete geçemedi ve direnemedi.
1983 yılında Arthur Scargiil’in NUM’un başına gelmesi (bürokratik yapısını değiştirmese de) belirli bir olumluluktu. Scargiil, her ne kadar grevin kazanılması için gayret gösterdiyse de çabaları sonuçsuz kaldı. Bazı taktiksel hatalar grevcileri çok zor durumda bıraktı. Sendikal bürokrasinin hakimiyetindeki diğer sendikalar ve TUC-İşçi Sendikaları Konfederasyonu madencilerin direnişine katılmadı. Madenciler yalnız bırakıldı. Thatcher hükümeti çeşitli yöntemlerle sendikaları istediği gibi manipüle ederek, madencilerle dayanışma girişimlerini engelledi. Madencileri bütünüyle izole etti. Bunun yanında yazılı ve görsel basını devreye sokarak, grevci işçiler aleyhinde yaygın kampanyalar düzenledi. Yaratılan antipatiyle grevcilerin diğer sınıf ve tabakalardan destek alması engellendi. Kontr-propogandanın etkili sonuçlarından biri de orta sınıfların grevci işçilere karşı tutum alması oldu.
İşçi Partisi, orta sınıfları yeni politik yönelimi için önemli görmekteydi, onları ürkütmemek adına grevcilere açık destek vermekten kaçındı (2). 1974’te başlayan bu eğilimler ileride “üçüncü yol” olarak tanımlanacak “yeni” sosyal demokrat çizginin göstergeleriydi ve Tony Blair’ın izlediği politikalarda vücut bulacaktı.
Bir yıl süren maden işçilerinin grevi ağır bir yenilgiyle sonuçlandı. Thatcher hükümetinin sistematik baskılarına, bürokratik sendikal yapıların ihanetine, polis saldırılarına ve burjuva basının yoğun anti- propogandasına rağmen madenciler, yenilseler de çok önemli mücadele pratikleri gerçekleştirdi.
Direniş dersleri
Madenciler, yaptıkları grevle en başta devletin ve güvenlik güçlerinin niteliğini tanıdı. Grevin uzamasıyla, grevci işçilerle polisler sık sık karşı karşıya gelmeye başladı. Bu karşılaşmalar bazen büyük çatışmalarla sonuçlandı. Üzerlerine inen her jop dostu ve düşmanı grevcilere gösterdi. Burjuva düzeninin kokuşmuşluğu ortaya çıktı. Yazılı ve görsel basınla, kömür işletmelerinin Muhafazakar Parti’yle arasındaki organik ilişkiler görüldü. Demokrasinin beşiği olarak anılan İngiltere’de burjuva demokrasisinin sınırları net bir şekilde ortaya çıktı ya da burjuva demokrasisinin özünde sınıfa karşı bir diktatörlük olduğu anlaşıldı.
İşçi sınıfı, mücadelenin ve eylemin içinde sınıf kardeşliğini yaşadı. Maden işçileri arasında yaygın olan ırkçı ve cins ayrımcı eğilimler, sıcak pratik içinde aşıldı. Siyahi işçilerle, beyaz işçilerin tek düşmanının yalnızca ve yalnızca burjuvazi olduğu net olarak kavrandı. Mücadele her düzeydeki diskriminasyonu etkisizleştirdi. Ayrıca grevin organizasyonunda, sürdürülmesinde ve yaygınlaştırılmasında aktif olarak rol alan kadınlar, maden işçilerinin ataerkil dünyasını paramparça etti. İşçi eşleri mücadelenin her safhasında ve her yerinde bir militan gibi çalıştı. Patriarkalın eve hapsettiği kadın, mücadelenin içinde özgürleşti ve politikleşti. Evin dört duvarının dışındaki hayatın varlığı, kadının rolü ve gücü ortaya çıktı. Grevin asıl teşvikçileri ve moral gücü kadınlar oldu. Kadınlar grevin öncü müfrezesi gibi çalıştı.
Grev sınıfın dayanışma ve paylaşma ilişkilerini de geliştirdi. Sınıf kültürünün temel yönleri olan paylaşma ve dayanışma ilişkileri, grevciler ve grevci aileler arasında yeniden kuruldu, derinleşti ve güçlendi.
Grev, her şeyden önce işçi sınıfının kendi kaderini ellerine almasıyla neler yapabileceğini gösterdi.
Zengin derslerle dolu 1984-1985 madenci grevine devrimciler ve sosyalistler aktif destek verdi ama sosyalist hareketin parçalanmışlığı grev boyunca kendini her seferinde hissettirdi. Grev, sınıfın birleşik siyasal gücünün yaratılmasının ne derece önemli olduğunu ortaya koydu. Grev, İngiliz işçi hareketinin yakın tarihindeki en önemli kırılma noktası olarak dikkat çekti. Uzun bir direniş gösterilse de grev, ağır bir yenilgiyle sonuçlandı. Yenilgi işçi sınıfının genelinde yoğun bir demoralizasyon yarattı. İşçi sınıfın geri çekildi.
Thatcher, maden işçilerinin direnişini kırmasıyla, 1987’den sonra (üçüncü hükümet döneminde) genel bir saldırıya geçti. Sınıfın tarihsel kazanımlarının gaspı başladı. Başta eğitim ve sağlık piyasalaştırıldı. Daha önce kişinin gelirine bağlı olarak kesilen belediye vergisi yerine, herkesin aynı miktarda vergi ödeyeceği Poll-tax/ kelle vergisi gündeme getirildi. Ama işçi sınıfı ve kitlelerin tepkisi sert oldu. 1989 ambulans işçilerinin grevi işaret fişeği işlevi gördü. İskoçya’dan başlayan, Galler ve İngiltere’ye yayılan, giderek kitleselleşen anti Poll-tax mücadelesi, Thatcher’in sonunu getirdi.
İşçi sınıfı yenilginin gücüyle öğreniyordu. Yeniden ayakta ve mücadelenin içindeydi.
Dipnotlar:
(1) İngiliz İşçi Sınıfı’nın mücadele tarihi, deneyimleri, Shop Stewards komiteleri ve değişik taban örgütlenmeleri pratikleri hakkında daha geniş bilgi için bkz.; Volkan Yaraşır. Uluslararası İşçi Hareketleri, Tümzamanlar Yay., 2004, s. 22-70.
(2) İngiltere’de İşçi Partisi’yle sendikalar arasında tarihsel bir organik bağ vardır. Sınıfı düzen sınırları içinde tutma, devrimci gücünü boğma yönünde biçimlenen bu ilişki, İngiliz işçi sınıfının kritik mücadele eşiklerinde kendini net bir şekilde dışa vurmuştur. İngiliz işçi sınıfının mücadelesi sendikal ve parlamenter mücadeleyle sınırlanması hedeflenmiştir. Özellikle Fabianizm diye adlandırılan reformist eğilim, İşçi Partisi’nin ideolojik yönelimini oluşturdu. Fabianizm siyasal ve ideolojik sonuçları itibariyle anti-marksist bir eğilimdi. Aynı zamanda İngiliz sosyalizminin gelişimini belirledi. Fabianizm sınıf mücadelesini reddetmekteydi ve sosyalizmi arzu edilebilir bir sistem olarak sunuyordu. Fabiancılar için kapitalizm doğal gelişim süreciyle adil ve demokratik topluma dönüşecekti. Fabianizm sınıf çelişkilerini, devletin sınıfsal niteliğini reddediyordu. İngiliz sömürgeciliğine karşı değildi. Fabianizm İşçi Partisi ve İngiliz Sendikal hareketinin (genelinin) ideolojik referansı oldu.