05.07.2008
08.03.2008 08:16

Tersane İşçileri Birliği Derneği Başkanı Zeynel Nihadioğlu ile konuştuk….

 

“İşçileri mücadele içinde örgütleme hedefiyle hareket edeceğiz!”

 

- 27-28 Şubat tarihlerinde DİSK tersanelerde 24 saatlik “oturma grevi” ilan etti. Ardından Limter-İş Sendikası da aynı günlerde tersane işçilerini “grev”e çağırdı. Bu süreçle ilgili yaşananları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Tersanelerde yaşanan cehennem koşullarına ve cinayetlere karşı yükselen kamuoyu tepkisi karşısında DİSK 24 saat “oturma grevi” kararı almıştı. Tersane işçisinin iradesini esas almayan bu eylem biçiminin daha ileri bir noktaya taşınması gerekiyordu. Çünkü DİSK saat 11.00’de başlatacağı “oturma grevi”ni Tuzla meydanda sürdürecekti. Hem eylem saati, hem de çadırın kurulacağı yer işçilerden yalıtıktı. DİSK ne yapmayı planlıyordu? Saat 08.00’de işbaşı yapan tersane işçisinin akın akın oturma grevine destek vereceğini mi düşünüyordu?

Kaygı tamamen farklıydı. Gelişen kamuoyu tepkisi karşısında oluşan rüzgârda DİSK de kendini var etmeyi düşündü. Popülist eylemlerle kendi damgasını vurmak istedi. Yoksa, tabana inme ve oradan doğru harekete geçirme gibi bir kaygısı yoktu. Tabana dayanan bir eylemli süreç DİSK’e yabancıydı. Daha çok GİSBİR’le masaya oturarak uzlaşmayı planlıyordu. GİSBİR’in masasına DİSK’i taşıyacak olan işçi mi, dış kamuoyu mu, DİSK için hiç fark etmiyordu.

Gelelim Limter-İş Sendikası’nın çağrısına. DİSK’in 24 saatlik oturma eylemini “fiili grev” çağrısı yaparak güçlendirebileceğini düşündü. Tabii ki DİSK’in eylem biçiminden daha ileri bir biçim olarak algılanabilirdi. Ancak havzadaki öznel koşullar henüz böyle bir sürecin erken olduğunu gösteriyordu. İşçi hareketinde “grev” silahının çok büyük bir anlamı vardır. Bunun gerekleri yerine getirilemezse geriye dönülmez tahribatlar yaratıyor. Hele bir “fiili grevden” bahsediyorsanız, çok daha dikkatli olmak zorundasınız. Öyle her güçlü kamuoyu oluştuğunda fiili grev ilan edemeyiz ki! Gereklerini yerine getirmeden sadece dış kamuoyuna bel bağlayan bir grev anlayışı, grev fikrinin içeriğini zayıflatır. Dünyanın neresinde böyle bir grev kendini varedebilmiştir? Siz hiçbir hazırlığınız olmadan grev ilan edeceksiniz. Sonra formalite icabı sendikada birkaç işçiyle oylama yapacaksınız. Üç günlük süre zarfında bir dizi yerde grev komiteleri kuracaksınız.

27 Şubat’ta polisin baskılarına ve ablukasına rağmen yüzlerce işçinin yol kesmesi elbette önemlidir. GİSBİR korkmuştur ve bu direnişi baltalamaya kalkmıştır. Bunun da bir anlamı vardır. Biz sadece 27 Şubat’ta bir direnişten bahsedebiliriz. 28 Şubat tam bir hezimet olmuştur. Öyle ki, ilk gün %70 oranında duran üretim, ikinci gün %70 oranında devam etmiş ve yol kesilememiştir.

Bazı yayınlarda eylem öve öve bitirilemiyor. Eylemi ne abartmak ne de küçümsemek gerekiyor. Yüzlerce işçinin yol keserek direnişe geçmesi anlamlıdır. Ancak biz bunu popüler bir grev provası olarak algılıyoruz. Böyle örnekler hem tek tek tersanelerde, hem de havza genelinde çoğaltılmalıdır.

- Sizin greve bakışınız nasıl? Havza ölçeğinde örgütlenebilecek bir fiili grev nasıl olmalıdır?

Biliyorsunuz, 9 Aralık 2007 tarihinde gerçekleştirdiğimiz 2. Tersane İşçileri Kurultayı’nda tersanelerde “fiili grevi” ilk kez biz dillendirdik. Bununla ilgili kamuoyu önünde yapılmış sayısız tartışmalarımız var. Koca bir havzada grevi örgütleyebilmenin zorluklarını biliyoruz. Taşeronluk sisteminin yarattığı parçalanmışlık var bir kere. Ötesinde, ağır çalışma koşulları altında bilinci dumura uğratılmış bir kitle var karşımızda. Siz bu işçi kitlelerini kendi sınıfının politikası etrafında kenetlemeden, onların eylem ve bilinç düzeyini değerlendirmeden, öncü bir kuşak oluşturamadan, salt dış kamuoyunun rüzgârına yaslanan bir grev ilan ederseniz, kalıcı kazanımlar elde edemezsiniz.

Çünkü geniş işçi yığınları o taleplere sıkı sıkıya sarılmamıştır. Hareketin kendisi taban komitelerine ve onların eylemsel kalkışmasına dayanmamaktadır. Siz istediğiniz kadar GİSBİR’le görüşün. Sonuçta sizi GİSBİR’in masasına taşıyan geniş işçi yığınlarının bilinçli kalkışması değil, daha çok dışarıdan şekillenen kamuoyu duyarlılığıdır. Yani siz yoğun bir emek harcamayı gerektiren bir komiteleşme çabasına girmeden, grev sürecine gidilen yolda değişik eylem ve kazanımlarla ilerlemeden, böyle bir mücadele içerisinde işçileri eğitimden geçirmeden “grev” bayrağı altında toplayamazsınız. Böyle olduğu koşullarda, yaşanan öfke patlamasını “grev” olarak tanımlarsanız, “grev” sözcüğünün içini boşaltırsınız. Üretim dursa da, işçilerin sadece %1’lik kesimi alanlara iner, % 69’u evinde oturarak pasif eylem biçimini seçer. İkinci günde de etrafınızda hiç kimseyi bulamazsınız. Dolayısıyla, 27-28 Şubat tarihinde gerçekleşeni “grev” olarak nitelemek gerçekçi değildir.

Fakat daha da önemli bir nokta var burada. Limter-İş, tersanelerdeki mücadelenin motor gücü olan Tersane İşçileri Birliği’ni dışta tutarak bir grev örgütleyemeyeceğini kafasına sokmalıdır. Tersane İşçileri Birliği 27 Şubat günkü direnişe güç ve enerji taşımış, sürece tüm gücüyle yüklenmiş ve yolu açmıştır. Sendika, hem bu enerjiyi görmezden geliyor, hem de bizden bağımsız “grev” örgütleyebileceğini düşünüyor. Küçük-burjuva rekabet anlayışının getirdiği tam bir dar kafalılık örneği.

- Limter-İş Sendikasına yönelttiğiniz eleştiriler, aslında yıllardır yapılan eleştiriler. Dar grupçu anlayış kendini her durumda gösteriyor. Bu büyük oranda Tersane İşçileri Birliği’nin kuruluş zeminini de oluşturuyor. Ayrışmanın zemini olan süreci kısaca anlatır mısınız?

Limter-İş Sendikası bünyesinde kendini vareden bir grup öncü işçiydik. Sendikanın tepesine dar grupçu, dükkâncı bir zihniyet egemen. Başkalarına yaşam şansı vermiyor. Oysa sınıfı örgütlemeyi hedefleyen bir sendikanın, değişik anlayışların bir arada olabileceği, gerçek bir demokrasinin işletilebileceği, hiçbir grupçu kaygıya düşmeyen bir işleyiş mekanizması olabilmeli. Bugüne kadar sergiledikleri pratik bunun tam tersi oldu. Sendikayı kendi siyasal anlayışlarının bir merkezi olarak gördüler. Bizim ayrışmamız tam da bu nedenle oldu.

Grupçu anlayış kendini bize saldırı, hakaret ve küfür olarak dayattı. Bize dönük tahammülsüz bir saldırganlık sergilendi. Birleşik mücadeleyi örme çabamız sürekli baltalandı. Derneğin açılış gününde bile açılış etkinliğini baltalamaya kalktılar. İşçilere, bunlar gücünüzü bölmeye çalışıyor, gücünüzü böldürmek ister misiniz, dediler. Devamlı karalama yoluna gittiler. Desan Tersanesi’nde direniş meydanından kovmaya çalıştılar. Pekçok saldırı ile yüzyüze kaldık.

Şimdi bazı çevreler, kitle örgütleri, meslek odaları Limter-İş Sendikası’na “niye birlikte davranmıyorsunuz” diye soruyor. Sendika yöneticileri de “bizim herkese kapımız açık” diyor. Oysa işçilerin gözü önünde kaç kez saldırdılar, kaç kez sendikanın kapısından kovdular. Bu yaşananlara bizzat işçilere tanıktır. Kurumlara yapılan açıklamaların hiçbir samimiyeti yok.

Biz bu tartışmalardan uzak durmaya çalıştık ve uzak duruyoruz. Tek kaygımız sınıfı örgütlemek. Bu çizgide göstermiş olduğumuz ısrar, politik sağlamlığımız, greve bakışımız, tersaneleri tek bir fabrika olarak algılama başarımız sayesinde önemli adımlar attık. Bu başarı kendini yaygın, kitlesel ve refleks eylemler olarak ortaya koydu. Bu durum patronları fazlasıyla rahatsız etti. Sayısız kez tehdit edildik, üzerimize polis salındı, işçilerimiz kurşunlandı, davalar açıldı. Tüm bu saldırı ve direnişler içinde önemli bir güç olarak kendimizi var ettik. Patronların ve taşeronların hedefi haline geldik.

Kararlılıkla ve yoğun bir emekle ördüğümüz bu çalışma içinde önemli bir birikim ve deneyim elde ettik. Bu birikim hem işçiler, hem de dış kamuoyu tarafından tanınmamızı sağladı. Gurbetçi işçilerin barınma sorunuyla ilgili olarak GİSBİR’e 600 kişilik bir yürüyüş gerçekleştirdik. İş cinayetlerine karşı havzada, Taksim’de ve Kartal meydanında kitlesel eylemler düzenledik. İş cinayetlerine karşı yaptığımız bu eylem ve etkinlikler, tersanelerin kamuoyunun gündemine girmesinde önemli bir rol oynadı. GİSBİR’e yürüyüşlerimiz bu eylemlerin önemli bir parçasını oluşturdu.

Gerçekleşen başarılı iki kurultay süreci, kampanyalar, dernek içinde yapılan seminerler, paneller ve etkinlikler, işçileri mücadele içerisinde eğitebilmemizin araçları oldu. 2. Tersane İşçileri Kurultayı, edindiğimiz deneyim ve birikim üzerinden, havza genelinde grevi örgütleme ve GİSBİR’le protokol imzalayabilecek bir konuma gelme hedefini önüne koydu. Ama bu birikim ve harcanan emek Limter-İş Sendikası tarafından hep yok sayıldı.

- Verdiğiniz dar grupçu örnekler 27 Şubat direnişinde de yaşandı. Burada yaşananları kısaca anlatır mısınız?

27 Şubat direnişi bu grupçuluk anlayışının en üst noktasının yaşandığı süreç oldu. Limter-İş Sendikası Tuzla Gemi Tersanesi önünde yol kesti. Polis pervasız bir şekilde saldırdı. Aynı saatlerde biz de İçmeler İstasyon yolunu kestik. Ajitasyon konuşmaları yaparak işçi arkadaşları direnişe çağırdık. Yüzlerce işçi “Gemileri yaktık, geri dönüş yok!” pankartının arkasında direniş kararlılığı göstererek yeraldı. Oldukça coşkulu ve öfkeli bir kalabalık vardı burada. Tuzla Gemi Tersanesi’ne yakın bir noktada robokoplar yolumuzu kesti. Kalabalık gittikçe artıyordu. Kitle öfke ve hınç doluydu. Tartışmalar sonucu polis barikatı açmak zorunda kaldı.

Tuzla Gemi Tersanesi önünde yüzlerce işçi vardı. Önderliksiz bir işçi kitlesiydi. Yol kesme iradesi yoktu. Biz girdik devreye. Yolu kapatarak yürüyüşe geçtik. Bizim için hedef GİSBİR’di. GİSBİR’e yürüyecektik. Limter-İş yöneticileri hemen bizimle temas kurdular. Programlarında GİSBİR yürüyüşü olmadığını söylediler. Oysa bizim programımızda vardı. Kitleyi bölmememiz gerektiğini söylediler. Kitle örgütleri buraya gelecek dediler. Çağrılarına karşılık verdik. Tuzla Gemi önünde beklemeyi kabul ettik. Ortak komite kurmayı kabul ettik. Bu komite eylemin kaderini belirleyecekti. Komitenin içerisinde TİB-DER, Tersane İşçi Kurulu, Baret, Halkevi ve Limter-İş olacaktı. Kabul ettik.

Ancak kısa bir süre sonra Limter-İş grupçu ağırlığını koymaya başladı. Tersane İşçileri Kurulu’nu dışta tutarsak, diğer çevreler Limter-İş Sendikası’na yedeklenip, onlarla aynı dili konuşmaya başladılar. Önce pankartımızı kapatmaya çalıştılar. Engelledik. Bir daha kapatmaya çalıştılar, bir daha ve bir daha… Ancak gerek kitlemiz, gerek yöneticilerimiz bu tutumu boşa çıkardı. Pankartımızı kapattıramayacakları bir gücümüz vardı. Dışardan desteklemeye gelen kitle alana ulaştığında tümden pankartımızı kapatmaya çalıştılar. İtiraz ettik, küfür ettiler. Arbede bundan dolayı yaşandı. Bir dizi kurumun, sendikanın ve işçinin gözü önünde saldırıya geçtiler. Akıl alır şey değil bu. Grupçuluk kendini küfür ederek var ediyor. Her şey bu kadar açık yaşandı. Görüntüleri var elimizde. “Eylem sendikanın eylemi” “muhatap biziz” nakaratlarını tekrarlayıp durdular.

Düşünün ki, devrimci olduğunu iddia eden bir "sendika", DSP ve CHP’nin bayrak ve pankartlarını değil, biz devrimcilerin pankartlarını kapattırmaya çalışıyor! DSP’yi yuhalayan kitleyi susturmaya çalışıyor. İnternet sitelerinde, eylemin örgütlenmesinde önemli bir rol oynayan biz devrimcilerin adı bile geçmiyor. Bazı gazetelere verilen ilanlarda DSP, CHP gibi “emek örgütlerine” teşekkür eden Limter-İş Sendikası, TİB-DER’in adını anmamakta büyük bir maharet sergiliyor! Bu anlayışla tersanelerde nasıl bir bayrak dalgalandıracaklarını merak ediyoruz doğrusu.

Polis yolu açmak istiyor, “bir arabalık yol verin” diyor. İşçiler bize “yolu kapatalım” diyor. “Kapatın!” diyoruz. Limter-İş “hayır kapatmayın” diyor. “Burada biz muhatabız, sendikaya söyleyin ne söyleyecekseniz” diyor. Bu tutumlarını nasıl açıklayacaklarını, gerçekten merak ediyoruz.

28 Şubat günü bütün gücümüzü eylemden çektik. Limter-İş Sendikası 28 Şubat günü böyle bir kitleyi toparlayamadı. Yol da kesilemedi. Bazıları bizi eleştiriyor, “neden eylemden çekildiniz” diyor. Ne yapmalıydık? Kürsüyü sendika bürokratlarına teslim edecekler, TİB-DER’in gücünü yok sayacaklar, saldıracaklar, küfür edecekler, ondan sonra da “TİB-DER gücünü niye çekti” diyecekler!

Biz ilk gün kitlemizi GİSBİR’e de götürebilirdik. Yüzlerce işçiyi peşimizden sürüklemeyi başarabilecek bir gücümüz ve etkimiz var. Fakat bu eylemin bütünlüğünü baltalardı. Tercih etmedik. Doğru yaptığımızı düşünüyoruz. Ancak kurumsal olarak tanınmamak kabul edebileceğimiz bir şey değil.

Sonuçta Limter-İş gerçeklerin gücüne çarpmıştır. İstedikleri kadar bu direnişten bizi yalıtmaya çalışsınlar, eylemde yer alanlar da gerçekliği görmüşlerdir. Buna burjuva basın da dahildir. Bizim grupçu davranma ve güç gösterisi yapma gibi bir kaygımız yok. Öyle olsaydı, 27 Şubat’ta yüzlerce kişiyle GİSBİR’e yürürdük. Bu tip kaygıların tersane işçisine hiçbir şey kazandırmayacağı açıktır. Bu tür tutumlar sınırlı sayıdaki öncü işçinin birlik zeminini dinamitlemektedir. Biz TİB-DER olarak böyle tartışmalarda yer almayacağız.

Son bir nokta olarak şunu belirtmek istiyorum. 27 Şubat’ta Limter-İş Sendikası’nın sergilediği saldırgan tutum birleşik mücadele zeminini tümüyle yok etmiştir. “Sendikamız onlara da açıktır” söylemi tam bir samimiyetsizliktir. Bu kemikleşmiş grupçu zihniyetin ancak gelişebilecek militan bir kitle hareketiyle tuzla buz olabileceğini düşünüyoruz. Bu yüzden, “birlikte hareket etme” tartışmalarına hiç girmeyeceğimiz gibi saldırgan tutumlara da prim vermeyeceğimizin bilinmesi gerekiyor.

Yüzümüz sınıfa dönük olacak. Tersanelerde sınıf mücadelesini geliştirme, sınıfın birliğini sağlama, işçileri mücadele içinde örgütleme hedefiyle hareket edeceğiz. Bu çabamızda karşımıza çıkan her türlü engeli aşacağız!

Kızıl Bayrak / İstanbul


YAZICIYA GONDER


July
Mon Tue Wed Thu Fri Sat Sun
30 1 2 3 4 5 6
7 8 9 10 11 12 13
14 15 16 17 18 19 20
21 22 23 24 25 26 27
28 29 30 31 1 2 3