09.05.2008
22.03.2008 15:29

AKP'ye kapatma davası açıldı!

 

Liberallerden siyasal özgürlük masalları, reformist soldan siyasal iflas bayrağı!

 

AKP'ye karşı açılan kapatma davası üzerine hızla bir demokrasicilik oyunu sahneye kondu. Gerek AKP yanlıları, gerekse her perdeden AKP karşıtlarının elbirliği ile sahneye koydukları bu oyun, ikiyüzlü burjuva siyasetinin ibretlik bir örneği.

22 Temmuz seçimlerinin ardından seçilen DTP'li milletvekillerine karşı başlatılan saldırganlığı sessizlik fesatı ile “göğüsleyen” liberal demokratlar bugün aslan kesilmiş durumdalar. DTP'nin kapatılmasına varan tartışmalar boy gösterdiğinde “parti kapatmak hoş değil ama bunlar da...” sözleri ile başlayan uzun cümleler kuranlar daha birkaç ay önce bir “ama” ile siyaset yasakçılığını mazur görürlerken, şimdi bir anda “siyaset özgürlüğünün” en mert savunucusu oluverdiler.

Bugünlerde bu minvalde yazılmış bütün köşe yazılarının, yapılan açıklamaların özü az-çok birbirine benziyor. Önce uzun bir AKP eleştirisi, “ben şahsen AKP politikalarından hiç hazetmem” nakaratları... Ardından yine cümlenin ortasına iliştirilmiş cankurtaran bir “ama”, “AKP'nin kapatılması siyasal demokrasinin sonu olur”la bağlanıyor. Yazıdan yazıya değişmeyen bu özü, kimi kendine “siyasal demokrasinin koşulsuz destekçisi” olma sıfatını yükleyerek güçlendiriyor, kimi ise “bu adım AKP'nin güçlenmesine yol açacak” diyerek zeytinyağı gibi üste çıkıyor.

Liberal demokratlar cephesinden alınan bu tutumların özünü kavramak açısından TÜSİAD'ın açıklamaları ise yeterli çerçeveyi çiziyor. Hükümete geldiğinden bu yana sermayenin sadık bir hizmetkarı olmuş AKP, kapatma davası gündeme gelir gelmez doğallığında TÜSİAD'dan görmesi gereken desteği gördü. Liberal demokratların TÜSİAD'ın yolundan gitmesinden doğal bir şey de olamaz.

Burada sorun sermayenin bir kesiminin ya da burjuvazi adına kalem oynatan liberal demokratların AKP'nin kapatılmasına karşı çıkmaları değil. Zira tartışma düzen içi bir tartışmadır, taraflaşma da keza düzenin göbeğinde yaşanmaktadır. Bu bağlamda birileri AKP kapansın demiş, birileri dememiş... Bunlar en fazla taraflaşmanın cephelerini kavramamıza pusulalık eder. Ötesi ve esasta bizim tartıştığımız ise, ortaya konulan orta oyunu, mide bulandıran ikiyüzlülüktür. Bu orta oyununun, bu ikiyüzlülüğün malzemesi ise ne yazık ki son birkaç yıldır moda olduğu üzere, yine “özgürlük” kavramının kendisidir.

Zira daha başta da ifade edildiği üzere, bu aynı kesimler sözkonusu olan DTP'nin ve DTP'lilerin siyasal özgürlüğü olduğunda ya sustular ya da siyaset yasakçılığına omuzdan destek verdiler. Bugün “AKP'yi beğenmesek bile kapanmasına karşı çıkmalıyız. O milletin iradesidir” diye maval okuyanlar, DTP'nin de bu toplumda yaşayan geniş bir kesimin iradesi ile siyasal arenada varlık zemini bulduğunu tümüyle görmezden geldiler. Siyasal ve dinsel gericiliğin her türlüsünü bu topluma tercih, özgürlük vb. süslü kavramlarla pazarlamayı görev bellemiş bu cenah, sözkonusu DTP olduğunda “vatan bütünlüğü adına” siyasal özgürlüklerden vazgeçmeyi göze aldıklarını bugün unutmuş durumdalar. Ya da koca bir toplumun bu gerçeği unutacağını ummaktalar.

Yıllar yılı toplumun bütününün karşısına sürekli “vatan sözkonusu ise gerisi teferruattır” sözü çıkartıldı durdu. Ama işte bugün içinden geçilen siyasal ve iktisadi süreç doğru kavrandığında, bu sözün aslı astarının “sermayenin çıkarı sözkonusu ise gerisi teferruattır” olduğu görülecek. Ve şimdi de özgürlük, demokrasi gibi “teferruatlardan” faydalanılarak sermayenin bekası sağlanmaya çalışılıyor.

Reformist sol sosyal demokratların boşluğunu dolduruyor!

Liberal demokratlar gerçekten kendi doğalarının gereğince bir tutum alıyor. Onlar doğal olarak burjuva demokrasisinin geniş sınırları içerisinde at koşturacaklar. Yeri geldiğinde özgürlüğü dillerine pelesenk edecekler, yeri geldiğinde siyaset yasakçılığının teorisyenliğine soyunacaklar. Ancak AKP'ye açılan dava gösterdi ki, reformist sol da bugün aynı sularda debeleniyor.

Kapatma davasına ilişkin olarak Ufuk Uras'ın mecliste düzenlediği basın toplantısında dile getirdikleri, reformist solun bir kesimi için siyasal iflasın belgesi niteliğini taşıyor. Ve elbette bu iflas aynı zamanda yine bu aynı kesimin artık sosyal demokratların boşluğunu doldurmaya oynadığını da ortaya koyuyor.

Ne diyor Uras açıklamasında!? Öncelikle AKP politikalarını eleştiriyor. Ve AKP'yi kendine demokrat ve kendine müslüman olmakla suçluyor. AKP'ye demokrasi dersi veriyor adeta. Ve sonra kendisinin temsilcisi olduğu çizginin herkes için demokrasi, herkes için siyasal özgürlük istediğinden, bunun mücadelesini verdiklerinden dem vuruyor. Ne güzel, ne ala? Siz sol ve hatta kimi zaman sosyalist olduğu iddiasında bir siyasal parti tasavvur edin ki, sınıf düşmanı, ABD, TÜSİAD tescilli bir düzen partisinin avukatlığına soyunsun... Sınıfın hangi çıkarı böylesine soysuz bir politikaya gerekçe gösterilebilir? AKP'nin kapatılması ya da kapatılmaması üzerine kurulacak bir politik söylemin bugün zaten bilinci allak bullak edilmiş emekçi kesimleri iyiden iyiye bulanık bir suya çekmekten öte işlevi, anlamı nedir? Demokrasi ve özgürlük ile ilgili ilkeler mi? Geçiniz! Sosyalist düşüncenin özgürlük ve demokrasi gibi kavramları burjuva teoriyle aynı düzlemde ele almadığı, aynı içerikle mutlaklaştırmadığı sosyalist teorinin ABC'sidir. Öyleyse? Öyleyse reformist sol bugün bir bataklığın içerisinde soluk alıp vermeye çalışıyor. Ve düze çıkmak için sosyal demokratların bıraktığı boşluğa doğru bir tırmanış içerisinde. Yolları açık olsun!

Uras'ın bu ilk açıklamalarının etkileri bugün mırıldanma düzleminde bile olsa kendini “Hepimiz AKP'liyiz” söylemi üzerinden dışavurmaya başladı. Bu mırıldanmalar hiç de hayra alamet değil. İşte bu noktaya düşüldüğünde, ister dergi sayfalarında AKP politikaları eleştirilsin, ister “biz AKP'nin siyasal icraatlarını savunmuyoruz, biz herkes için siyasal özgürlüğü savunuyoruz” denilsin, varılacak nokta aynı noktadır. Sınıf düşmanlarının siyasal özgürlüklerini savunmak, düzen içi çatışmalarda bilinçli bir biçimde taraf olmak, gerçekte işçi sınıfı ve emekçilere karşı işlenmiş affedilemez bir suçtur.

Siyasal özgürlük, örgütlenme hakkı, toplantı ve gösteri özgürlüğü... Bu hakların ve özgürlüklerin bütününü elbette ki sonuna kadar, canımız pahasına savunacağız! Ancak çok net olan bir şey varsa o da şudur; sınıf düşmanlarının siyasal özgürlüğü üzerine politika inşa etmek bizim işimiz değildir! Bunu kendini iş belleyenler ise belki bir sonraki seçimlerde düzen tarafından daha sıkı kucaklanır ve birkaç sandalye daha kaparlar ama sınıf mücadelesi tarihinde eşi benzeri görülmedik bir ihanetin öznesi olmak dışında bir satır yer tutamazlar!

 


YAZICIYA GONDER


May
Mon Tue Wed Thu Fri Sat Sun
28 29 30 1 2 3 4
5 6 7 8 9 10 11
12 13 14 15 16 17 18
19 20 21 22 23 24 25
26 27 28 29 30 31 1