06.09.2008
29.03.2008 14:32

“Derin” değil, burjuva devlet! / D. Hazal

 

Rejim içi iktidar çatışmalarının yoğunlaşmasıyla birlikte burjuva medyada da “derin devlet” maskaralığı başladı. AKP ile CHP arasında cereyan eden bu mizansene konu olan “derin devlet”in özü-esasına geçmeden önce şunu belirtmekte yarar var.

Bataklığın içinde debelenirken birbirinin sırtına çıkmaya çalışan bataklık canavarları misali,   siyasiler, birbirlerini çamura bulayarak aklanabileceklerini sanıyorlar. Ancak nafile! Çünkü onlar “derin devlet”e kaynaklık eden o bataklığın ürünüdürler. Her biri hem o bataklığın bir parçasıdırlar hem de o bataklıktan beslenmektedirler. O bataklık ki, işçilerin, emekçilerin ve ezilen halkların emeği, canı-kanı üzerine kuruludur.  Bataklığın en derinindekilerin pisliklere en yoğun olarak bulaşmış olmaları, yüzeydekilerin de bataklığın bir parçası oldukları gerçeğinin üzerini örtmez. Olsa olsa, yüzeydekilerin durumu “derinlerin” yoğunlaşmış pisliklerini ve kötü kokularını bir ölçüde gizleme işlevi görebilir ki, burjuva temsili kurumların gerçek görevi de zaten budur.  

“Derin devlet” nedir, ne değildir?

Bunu ilk olarak burjuva siyasilerinden dinleyelim. Süleyman Demirel'in 2005 yılına ait bir konuşmasında “derin devlet” tanımı şöyle:

“Derin devlet, devletin kendisidir. Askerdir, derin devlet. Cumhuriyet'i kuran askerler, devletin yıkılmasından daima korku duyar. Halk bazen sağlanan hakları suistimal eder, yürüyüş hakkı verildiğinde gidip cam çerçeveyi indirerek, polisle çatışır. Derin devlete ülkenin muhtaç olması, ülkenin yönetilememesinden kaynaklanır. Derin devlet şu anda devrede değil. Derin devlet, kanaatlerime göre, devleti yıkılma sınırına getirmediğiniz sürece hareket halinde değildir. Onlar ayrı bir devlet değil, ama devlete el koydukları zaman derin devlet olurlar. Devletin tekliği esastır, iki devlet olmaz. Bizim ülkemizde iki devlet var. Bir derin devlet var, bir devlet var. Asıl olması gereken devlet yedek, yedek olması gereken devlet asıldır.”

Demirel’in bu tanımını daha “derin”den biri ise postal darbeleriyle iyice pekiştiriyor: “Sayın Demirel doğru söylüyor. Derin devlet biziz. Devlet zaafa uğradığında el koyarız. 1980'de Demirel'in suçu yoktu. Daha yeni gelmişti, ne yapalım onun dönemine rastlamıştı.” 

Hrant Dink cinayeti soruşturması sırasında alenen ortaya serilen ilişkiler ağına rağmen “derin devlet var, önüne geçemiyoruz” diye serzenişte bulunan Tayyip Erdoğan’ın derin devlet konusunda söyledikleri ise şunlar:

“Derin devletin varlığına katılmıyorum diye bir şey yok, katılmıyorum olur mu, neden olmasın. O her zaman olmuş. Türkiye Cumhuriyeti döneminde başlamış bir şey de değil. Ta Osmanlı'dan. Bu gelenekten gelen bir şey zaten. Ama bunu minimize etmek, mümkünse yok etmek, bunu başarmak gerekir.”

Baykal ise başka bir şeyden şikayetçi: “Bu benim samimi tespitimdir. AKP kendi derin devletini, devletin hassas kurumları nezdinde, artık inşa etmeye başladığı kanaatindeyim. Kaygım, tespitim, düşüncem budur.”

Baykal’ın bu tespitini daha öncesinden dillendiren Perinçek ise, “Türkiye'de derin devletin başını Başbakan Recep Tayyip Erdoğan çekmektedir. Fetullahçılar ise emniyet kanadında yer almaktadır” diyerek, “derin devlet”e açıklık getiriyor!

Baykal AKP’yi, “Bu ülkede derin devlet varsa bunu en iyi bilen sizsiniz, bunun mimarı da sizsiniz'' diye eleştirerek, “derin devlet”i AKP ile başlatma maharetini sergiliyor. Baykal şöyle devam ediyor:

“AKP, kadrolaşma aşamasını geride bırakarak, kendi derin devletini inşa etme aşamasına gelmiştir. Kadrolaşma çabaları sonuç veriyor, meyvelerini toplama aşamasındadır. Türkiye çok tehlikeli bir çatışma ortamına sürükleniyor. Rastlanmayacak türden uygulamaların Türkiye'de her gün ortaya çıktığına tanık oluyoruz. Bu süreç demokrasiye, hukuk devletine uygun bir süreç değildir.”

İşte burjuva siyasilerden “derin devlet” manzaraları!

Sermaye devletinin temsili siyasilerini birbirleriyle didişirken “derin devlet” konusunda sarf ettikleri sözleri alt alta dizmek bile, devletin ne kadar “derin” olduğunu açıklamaya yetiyor aslında.

“Derin”i ele “sığ”ı ile sermaye devleti bir bütündür!

Derininden sığına, iki ayrı devlet gibi gösterilmeye çalışılan burjuva devlet, aslında yekpare bir bütündür. Buzdağının yüzeydeki kısmı gibi, devletin görünen kısmı da devletin tamamı değildir. Devletin bütününün görünür hale gelmesinin hangi koşulları gerektirdiğini Demirel oldukça özlü bir biçimde açıklıyor: “Derin devlete ülkenin muhtaç olması, ülkenin yönetilememesinden kaynaklanı”yormış. Yani ülkedeki işçiler, emekçiler ve ezilenler, burjuva siyasilerin ayak oyunlarına kanmadıkları ve kendi kurtuluşları için sisteme başkaldırdıkları an devletin derinindeki koruyucuları sahneye çıkarak, sistemi yıkılmaktan kurtarıyorlar. Ve tabii ki devletin derinliklerden gelenler, işçileri, emekçileri darbeleriyle ezerken, beceriksiz siyasilerini de bir güzel paylıyorlar.

Derin devletlerinin karanlık yüzünü ‘77 1 Mayıs’ında Taksim Meydanı’nda gördük. Beyazıt, Maraş, Çorum, Sivas, Gazi, Ulucanlar, 19 Aralık katliamlarıyla vahşette sınır tanımamalarıyla hafızalarımıza kazındılar. Susurluk’ta, Şemdinli’de, Hrant Dink cinayetinde suçüstü yakalanmalarına rağmen, derinliklerde kaybolmalarını ibretle izledik. Derinlerde “bin operasyon” yapanların, günü geldiğinde sığ sularda siyaset peşinde koştuğuna tanık olduk. Sığ görünenlerin dibini kazıdıkça derinlere nasıl da kök saldıklarını gördük. Gün geldi, derininden sığına hep birlikte, devrimcilere, Kürt halkına azgınca saldırmalarına tanık olduk. Yargısıyla, yasamasıyla, yürütmesiyle, ordusuyla, polisiyle, MİT’iyle, itiyle, medyasıyla nasıl da pervasızlaştıklarını; kendi içlerinde didişenlerin sıra işçilere, emekçilere ve Kürt halkına saldırmaya gelince nasıl da “can ciğer” olduklarını gördük. İşçilere, emekçilere ve ezilenlere karşı derinleşenlerin, emperyalizme (özellikle de ABD’ye) karşı sığlaşmalarını hayretle izledik.  

Tek derdi, sermayeye hizmet ve emperyalizme ise uşaklık olan burjuva devletin derinliği bu iken, şimdilerde kendi gerici iç iktidar mücadelelerinde birbirlerini “derin devlet”çilikle suçlayanların derdi ne olabilir? Her biri de birbirinden derin ve karanlık ilişkiler yumağı içinde debelenenlerin kalkıp “derin devlet” maskaralığı üzerinden, “demokrasi mücahidi” pozlarında birbirlerini paylamalarına ne demeli? Kendi partilerine gelince suçu bireyselleştirme pazarlığına girişenlerin, Kürt halkının politik temsilcilerini bu durumdan muaf tutmalarını nasıl yorumlamalı? Sorular daha da uzatılabilir ancak bu kadarı bile, “derin devlet”in sınıfsal niteliğini gözler önüne sermeye yeter de artar.  

Baykal “AKP şimdi kendi derin devletini inşa etmektedir” derken, Tayyib ise Ergenekon operasyonu kapsamında “temiz eller” harekatından dem vuruyor. Her ikisi de yalan konuşuyor. Devlet tüm derinliğiyle dün de vardı, bugün de var, sermaye düzeni yıkılana kadar da varlığını sürdürecektir. Devlet tüm derinliğiyle orta yerdeyse Baykal’ın telaşı nedir peki? Açıktır ki Baykal’ın derdi derinlikte değil, derinliğe hangi gerici kesimlerin yerleştiğindedir. “Devletin hassas kurumları nezdinde” yaşanan bu derin çatışmanın gerici bir iç hesaplaşma olduğu ayan beyan ortadadır.  

Komünistlerin, devrimcilerin görevi, düzenin iç iktidar hesaplaşmalarının gerçek yüzünü açığa çıkararak, işçileri, emekçileri ve ezilenleri yanılsamalara karşı uyarmak, düzen içi gerici hesaplaşmaların girdabından uzak tutmaktır. İşçilerin, emekçilerin ve ezilen halkların tek kurtuluşları, sermaye düzenine karşı kendi sınıf bayrağı altında savaşmak ve ücretli kölelik düzenini ve onun “derin devleti”ni tarihin çöplüğüne atmaktır.

Ya barbarlık içinde çöküş, ya sosyalizm!


YAZICIYA GONDER


September
Mon Tue Wed Thu Fri Sat Sun
1 2 3 4 5 6 7
8 9 10 11 12 13 14
15 16 17 18 19 20 21
22 23 24 25 26 27 28
29 30 1 2 3 4 5