17.05.2008
19.04.2008 22:53

Büyükçekmece 2. İşçi Kurultayı üzerine... / KB

 

Çok yönlü bir hazırlık ve fabrikalara dayalı bir katılım!

 

Büyükçekmece 2. İşçi Kurultayı 13 Nisan günü Esenyurt’ta gerçekleştirildi. Kurultaya çoğunluğunu sınıf devrimcilerinin müdahale çabası içinde oldukları fabrikalardan işçilerin oluşturduğu yaklaşık 120 kişi katıldı. Hazırlık Komitesi tarafından birbiriyle bağlantılı iki tebliğin sunulduğu kurultayda taban örgütleri, 1 Mayıs’a katılım ve SSGSS başta olmak üzere hak gasplarına karşı mücadele konuları öne çıktı.

1. Büyükçekmece İşçi Kurultayı süreci...

Bundan önceki Büyükçekmece 1. İşçi Kurultayı 2005 yılının son günlerinde (25 Aralık) toplanmıştı. 2005 yılı sınıf hareketi açısından ihanet ve yenilgiler yılı olmuştu. Hükümet SSK hastanelerinin Sağlık Bakanlığı’na devrini sendikal ihanet çetelerinin eşsiz yardımları sayesinde fazla bir sorun yaşamadan gerçekleştirmeyi başarmıştı. Gene gündeme damgasını vuran SEKA direnişi ihanet çeteleri tarafından bitirilmişti. Ve nihayet Seydişehir Alüminyum özelleştirmesi işçilerin militan direnişine karşın Hak-İş merkez yönetiminin de ihaneti sonucu tamamlanmış, tesisler polis terörü eşliğinde yağmacılara teslim edilmişti.

Genel plandaki bu yenilgi ve geri çekilme yereller açısından da büyük ölçüde geçerliydi. Büyükçekmece bölgesinde önceki bir-iki yıl içinde çeşitli örgütlenme girişimleri ve direnişler yaşanmıştı. 2005 yılı Büyükçekmece açısından da sınıfın suskunluğa gömüldüğü, çoğu başarısız kalan girişimlerin de etkisiyle örgütlenme ve mücadele çabalarına daha mesafeli durduğu bir yıl olmuştu.

Büyükçekmece 1. İşçi Kurultayı işte bu koşullarda sınıf devrimcilerinin öncü müdahaleleri ve özverili çabaları sonucu toplanmıştı. Kurultay sonucunda sınıfa öncü müdahalenin taşıyıcısı olacak bir bölge platformu oluşturulması yoluna gidildi. Dönemin ve çalışma yürütülen bölgenin özellikleriyle de bağlantılı olarak, kurulan platformun en büyük zayıflığı fabrikalarla bağının cılızlığı idi. Sınıf devrimcileri, platformun kuruluşunu takip eden dönemde, tüm olumsuz şartlara rağmen, sınıfla bağlarını güçlendirmeye, fabrikalar temelinde bir çalışmayı örgütlemeye yoğunlaştılar.

Aradan geçen iki yılı aşkın zaman içinde bu konuda son derece anlamlı sayılabilecek adımlar da attılar. Fakat bu anlamlı adımları, kurultay sonrasında kuruluşu ilan edilen Büyükçekmece İşçi Platformu’nu örgütsel anlamda geliştirip güçlendirmeye dönük adımlarla tamamlamak mümkün olmadı. Belli bir süreliğine sınıfa dönük müdahale çabasının taşıyıcı kanallarından biri olarak kullanılan platform zaman içerisinde diğer müdahale araçlarının gölgesinde kaldı ve giderek işlevsizleşti.

Kurultay’da ilan edilen platformun bir takım güçlüklerden ve asıl olarak da kendi gerçek güçlerini bulamamasından dolayı işlevsizleşmesi, böyle bir örgütsel araca olan ihtiyacı ortadan kaldırmıyordu şüphesiz. Bölgedeki Hadımköy, Beylikdüzü ve Kıraç sanayi havzaları ile irili-ufaklı sanayi sitelerine dağılmış binlerce fabrika ve atölyede kölelik koşulları altında çalıştırılan en az 300 bin işçinin hemen tümüyle örgütsüz olduğu düşünüldüğünde, bu tür örgütsel araçlara ekmek kadar, su kadar ihtiyaç olduğu ortadaydı. Sendikaların bilinen nedenlerden dolayı bu bölgede ciddi bir örgütlenme faaliyeti yürütmekten kaçınmaları, sorunu daha da ağırlaştıran bir rol oynamaktaydı.

Sınıf hareketinde son iki yılın gelişmeleri

Bölgedeki 1. İşçi Kurultayı’nın üzerinden iki yıldan fazla bir zaman geçmiş bulunuyor. Genel plandan bakacak olursak, bu süreçte sınıf hareketi adına önemli gelişmeler yaşandı. Sömürü ve yıkım politikaları derinleşti, hak gaspları sıradanlaştı, esnekleştirme uygulamaları yaygınlaştırıldı. Özelleştirmelere tüm hızıyla devam edildi. İşsizlik ve yoksulluk sorunu kronikleşti ve dayanılmaz bir hal aldı. Daha da önemlisi, işçi ve emekçiler sermaye iktidarının bu iki temel sorunu çözmek gibi bir niyetinin olmadığını gördüler. Yakın dönemde gündeme gelen Tuzla ve Davutpaşa’da yaşanan katliamlar ise sermaye düzeninde işçiye verilen değeri en kör olanın dahi göreceği şekilde gözler önüne serdi.

Sağlık ve emeklilik hakları ile kıdem tazminatının gaspı anlamına gelen temel önemdeki saldırı politikaları da gene bu aynı süreçte gündeme geldi. Son aylarda emekçi yığınlarda bu saldırı yasalarının gerçek niteliği konusunda da iyi-kötü bir bilinç açıklığı oluştu, sosyal yıkım üzerinden sermayeye dönük bir işçi ve emekçi tepkisi gelişti. Kısacası, saldırılar karşı cepheden bir tepkiyi de besledi ve sermaye sınıfı ile ona hizmetle yükümlü hükümetin belli oranda teşhir olmasını sağladı. Gene Türk-İş’in başındaki ihanet çetesi de bu dönemde önemli oranda teşhir oldu ve sınıf içerisinde prestij yitirdi. DİSK yönetimi ise tepkileri göğüsleyebilmek için, çoğu zaman göstermelik kalsa da, daha mücadeleci bir söylem tutturmak durumunda kaldı.

Çıkış arayışları, örgütlenme çabaları...

2007 1 Mayıs’ından bu yana sınıf cephesinde gelişen kıpırdanma esas olarak bu tablodan besleniyordu. 1 Mayıs’ta Taksim’in fiilen kazanılması yeni bir sürecin önünü açtı. Hava-İş üyelerinin sermayenin dayatmalarına karşı kararlılıkla direnmeleri ve TİS sürecini bazı kazanımlarla tamamlamaları, sınıf hareketinin artık yeniden soluk alıp vermeye başladığını açık biçimde gösterdi. Hemen ardından gelişen ve 24 bin kişinin katıldığı, uzun zamana yayılmasına rağmen kararlılıkla sürdürülen ve sermayenin geri adım atmasıyla sonuçlanan Telekom grevi, sınıf hareketinde önemli bir moral motivasyona vesile oldu. Tuzla tersanelerinde iş cinayetlerine ve kölelik koşullarına karşı filizlenen mücadele ateşi, TEKEL işçilerinin özelleştirme saldırısına karşı diri bir tutum takınmaları, Novamed’de olduğu gibi bir takım direnişlerin sermayenin ablukasına rağmen kazanımlar elde etmesi bu tabloyu tamamlayan diğer bazı unsurlardı. Nihayet 2007 Aralık ayından bu yana SSGSS saldırısına karşı sınıf ve emekçiler cephesinde tabandan bir mücadele dinamizmi gelişti. İlerici, devrimci güçler ile öncü işçilerin ve emekçilerin eseri olan bu birleşik mücadele iradesi kendini 14 Mart, 1 ve 6 Nisan eylemleriyle ortaya koymuş oldu.

Örgütlenme çabaları ile mücadelenin içiçe geçtiği Tuzla’yı bir kenara koyacak olursak, genel anlamdaki sınıf hareketliliği asıl olarak sınıfın örgütlü kesimi üzerinden gelişti. Fakat bu, örgütsüz sınıf kesimlerinin olan bitene tümüyle duyarsız olduğu anlamına gelmiyor. Büyükçekmece bölgesindeki fabrikalarda da açıkça izlediğimiz gibi, işçiler arasında sömürü ve yıkıma karşı giderek artan bir öfke ve tepkiden söz etmek mümkün. Sınıf hareketinin genel planda yaşadığı hareketlenmenin etkileri, örgütsüz kesimlerdeki bu tepkileri daha da yoğunlaştıran bir işlev görüyor. Mücadele edildiğinde bir şeyler elde edildiğini somut gelişmeler üzerinden gören, izleyen işçiler arasında mücadele eğiliminin giderek geliştiği artık açık bir olgu. Bu eğilimin kendini eylemli şekilde ortaya koyamamasının en temel nedeni ise örgütsüzlük. Doğal olarak da bu durumdaki işçiler mücadele eğilimlerini daha ziyade örgütlenme arayışlarına girerek, bu konuda çaba sarf etmeye yönelerek göstermiş oluyorlar.

Örgütlenme eğilimi ve Büyükçekmece 2. İşçi Kurultayı

İşte Büyükçekmece 2. İşçi Kurultayı, bir öncekinden farklı olarak sınıf hareketinin yeniden kendini bulmaya çalıştığı, mücadele ve örgütlenme eğilimlerinin hissedilir ölçüde arttığı bir dönemde gerçekleştirildi. Aralık 2007’de kurultayı somut bir biçimde gündemlerine alan sınıf devrimcileri, hazırlık sürecini de fabrikalardaki örgütlenme arayışları ile somut bağlar kurma ve bunları doğru bir temelde geliştirme bakışı üzerinden planladılar. Bir kez daha tüm güç ve imkanlarıyla fabrikalara yöneldiler. Bölgede yer alan belli başlı bütün fabrikalara hem sınıfın genel sorunları hem de tek tek işletmelerin özgün sorunları üzerinden çalışma götürüldü. Seçilmiş kimi işletmelere daha özel, daha yoğun bir çabayla yönelim sağlandı. Bu işletmeler hem içerden bir çalışmaya konu edildi, hem de dışardan farklı araçlarla mümkün olduğunca sık bir biçimde seslenildi.

Hem eldeki mevcut ilişki ağına bu bakışla yaklaşılması, hem de yeni bağlar kurma noktasında yaşanan bu yüklenme kısa zamanda belli sonuçlar üretti. Kimi işletmelerdeki örgütlenme ve hak alma mücadelelerinde elle tutulur sonuçlar alındı. Fabrikalarla kurulan somut ilişki ağı önemli ölçüde genişledi. Öyle ki, kendi fabrikalarında örgütlenme çalışmalarına girişmiş bulunan bazı işçi grupları, destek ve yardım talebi üzerinden Kurultay Hazırlık Komitesi ile ilişkiye geçtiler. Hazırlık sürecinde yapılan seminerlere, eğitim toplantılarına katkı sundular. Kurultay Hazırlık Komitesi ile kendi fabrikasında neler yapılabileceğini tartıştılar.

Bölgesel İşçi Platformu sorunu

Hazırlık komitesi daha en başından itibaren kurultayın sihirli bir anahtar olmadığını dillendirdi. Kurultayın sınıfın örgütlenmesinin geliştirilmesi yolunda bir araç olduğunu döne döne vurguladı. Seslendiği işçileri fabrikalardaki mücadele dinamiğine yaslanan, gücünü oradan alan bölgesel bir işçi platformunun kurulması fikrine kazanmak için çaba gösterdi. Kurultay öncesinde kullanılan materyallerde bu fikir önemli bir yer tuttu, yanısıra sunulan tebliğlerden birinde de konuya ayrıntılı biçimde yer verildi.

Kurultaya çoğu hedeflenen işyerlerinden anlamlı bir işçi katılımının olması ve yapılan konuşmalar, hazırlık sürecinde yürütülen çalışmanın boşa gitmediğini, fabrikalara dayanan bir bölgesel işçi örgütlenmesi fikrinin ise bir ölçüde kabul gördüğünü anlatmaktaydı. Öte yandan fabrikalardaki örgütlenme girişimlerinin henüz çok yeni ve nispeten şekilsiz olması, platform fikrini hemen hayata geçirmek için gerekli koşulların henüz oluşmadığını göstermekteydi. Gerek ön süreçlerde yapılan görüşmeler, gerekse kurultaya katılımın gerekenin altında kalması, birçok işçinin henüz kendi fabrikasının dışına bakamadığı ve bölgesel işçi örgütlenmesinin önemini yeterince kavramadığı anlamına geliyordu. Doğru düzgün bir işçileşme süreci yaşamamış, üstelik en küçük bir örgütlenme ve mücadele deneyiminden geçmemiş işçiler açısından bu çok da anlaşılmaz bir durum değildi.

Buradan hareketle söylenebilecek olan şudur: Büyükçekmece bölgesinde bir bölgesel işçi platformunun kurulması acil bir ihtiyaçtır. Öte yandan fabrikalarda gelişen mücadele ve örgütlenme süreçlerinin ilerletilmesi, bir biçime ve işlevselliğe kavuşturulması da bu platformun fabrikalar temeline oturması için gereklidir. Ancak sanıldığı gibi bu ikisini karşı karşıya koymak, yerel işçi platformunu kurmak için ille de fabrikalardaki örgütlenme süreçlerinin tamamlanmasını beklemek gerekmiyor. Bu türden beklemeci bir tavır, şu anda belli bir ivme kazanmış örgütlenme çabalarına vurulabilecek en yıkıcı darbe olacaktır. Fabrikalardaki örgütlenme süreçleri ile platformun oluşturulması süreçlerini pekala birbirine paralel bir biçimde kurgulamak mümkündür. Bugün sınıfa devrimci müdahale çabası içerisindeki güçlerimizin büyük bölümünün aynı zamanda sözkonusu fabrikalarda çalışan işçiler olmaları işimizi fazlasıyla kolaylaştırmaktadır. “Büyükçekmece (ya da Esenyurt) İşçi Platformu Girişimi”nin esasta bu güçlere dayanılarak vakit yitirmeden kurulması, kurultay tartışmaları ışığında programının oluşturulup ilan edilmesi şu süreçte atılabilecek en sağlıklı adımdır. Böyle bir adım fabrikalardaki örgütlenme süreçlerinin daha hızlı ilerletilmesine de katkıda bulunacak, bu sayede platformun, ayakları fabrikalara basan bir örgütlülüğe dönüşmesi önemli ölçüde güvence altına alınmış olacaktır.

Kurultayın gündeminde sadece yerel işçi örgütlenmesi konusu yoktu şüphesiz. SSGSS saldırısına karşı mücadeleden 1 Mayıs’a katılıma kadar sınıf hareketinin bütün gündemleri mümkün olduğunca kurultay kürsüsüne taşındı. İşçi sınıfının kurtuluşunun ancak bu köhnemiş düzenin yıkılmasıyla, sosyalizmin kurulmasıyla mümkün olabileceği fikri de kürsüye çıkan konuşmacıların önemli kısmı tarafından dile getirildi. Bu anlamıyla kurultay katılımcılar açısından bir eğitim işlevi de görmüş oldu.

İlk defa bu tür bir toplantıya katılan, ilk defa söz alarak kürsüden konuşan işçiler yalnız olmadıklarını gördüler. Birlik ve dayanışma sözcüklerinin gerçek anlamını belki de ilk kez bu kadar somut olarak yaşadılar. Bu da ileriye dönük kazanımlardan biri oldu.

Sonuç olarak Büyükçekmece 2. İşçi Kurultayı, bölgede sınıfın örgütlenmesi ve mücadeleye seferber edilebilmesi yolunda atılmış mütevazi fakat anlamlı bir adım olarak kendinden beklenen işlevi yerine getirmiştir. Şimdi önümüzde kurultayda ortaya konulan ihtiyaç ve sorumluluklar çerçevesinde çalışmalarımızı yoğunlaştırma sorumluluğu var. SSGSS karşıtı mücadeleye bölgeden daha aktif bir katkı örgütlemek, 2008 1 Mayıs’ına en ileri düzeyde hazırlanmak ve nihayet bölgedeki yerel sınıf örgütlülüğünü yaratmak için bıkıp usanmadan yol yürümek, sınıfı devrime ve sosyalizme kazanmak!..

Sınıf devrimcileri 2. Kongre’den aldıkları güçle ve sınıfa müdahale çabası içinde yarattıkları birikimle bu görevlere yüklenecekler.

Büyükçekmece 2. İşçi Kurultayı Hazırlık Komitesi

(Sosyalizm için Kızıl Bayrak,  Sayı: 2008/16, 18 Nisan 2008)


YAZICIYA GONDER


May
Mon Tue Wed Thu Fri Sat Sun
28 29 30 1 2 3 4
5 6 7 8 9 10 11
12 13 14 15 16 17 18
19 20 21 22 23 24 25
26 27 28 29 30 31 1