02.05.2008 12:32
Gün gelir, zorbalar kalmaz gider!.. / KB
2008 İstanbul 1 Mayıs'ı devlet terörünün azgınca sahnelendiği bir gün olarak tarihe yazıldı. Sermaye düzeni “ayaklar baş olursa kıyamet kopar”ı bertaraf etmek adına, Şişli ve Taksim çevresinde kendi eliyle bir kıyamet yaratmaya soyundu. Ancak gerek sabah saatlerinden öğle saatlerine dek aralıksız süren gaz bombalı saldırılara, gerek kesilen yollara, kurulan barikatlara, gerekse sendika bürokratlarının ihanetine rağmen kitlelerin Taksim iradesi kırılamadı. Gelinen yerde bakıldığında “ayaklar” henüz bir kıyamet koparamamışsa da, sermaye düzenine kıyamet kabusları gördürecek bir gün yaşatmıştır.
Hükümet memnun, emniyete göre herşey güllük-gülistanlık!
İstanbul 1 Mayıs'ının bilançosu ortada. 600'e yakın gözaltı, onlarca yaralı, birçok kuruma baskın... Devlet eliyle bütün gün ayrımsız bir şiddet uygulandı. Şişli Etfal Hastanesi'nin acil servisine bomba atılmasından, ÖDP binasına yapılan baskınla onlarca insanın boğulmakla yüzyüze bırakılmasına, kimi göstericilerin resmi olarak gözaltına alınmaksızın, kaçırılmak suretiyle dövülüp, alındıktan birkaç saat sonra karakola teslim edilmesinden, yaralıların hastanelerden kelepçelerle çıkartılmasına kadar birçok örnek, devlet terörünün boyutlarının kavranması açısından sıralanabilir.
Şişli ve Taksim arasında bütün bunların yaşanmasının ardından “sermayenin çıkarlarından sorumlu” her bir yetkili tarafından yapılan açıklamalar ise ibretlik. Taksim'e teftişe gelen ve gövde gösterisinde bulunmak için bir süre ortalıkta dolanan İstanbul Emniyet Müdürü Cerrah, kendisine sorulan bütün sorulara “hiçbir olumsuzluk yok” diyerek yanıt verdi. Cerrah birçok kişinin baygınlık geçirdiği, polis tarafından darp edildiği, kimsenin gözünü açamayacağı kadar gaz kullanıldığı tablonun devlet ve bekçi köpekleri cephesinden nasıl okunduğunu da esasında özetlemiş oldu.
Cerrah'ın ardından açıklamada bulunan Çalışma Bakan Faruk Çelik ise, sendika bürokratlarının son anda yürüyüşten vazgeçmelerinin yarattığı atmosferden güç alarak, “teşekkür ediyoruz” dedi ve aynen Cerrah gibi kendisi de gidişattan ne denli memnun olduğunu anlatmaktan geri durmadı. Özcesi işçi ve emekçilerin haklı taleplerine bir kez daha saldırı ile karşılık veren, işçi ve emekçilerin mücadelelerini baskı ve zorla karşılayan sermaye devletinin kuklaları kendilerine verilen emirleri harfiyen yerine getirmenin gururunu yaşamaktaydı!
Ancak sermaye sözcüleri cephesinden her ne kadar bir gül bahçesi tasviri yapılsa da gerçek bu değil. Özellikle Vali Güler'in 1 Mayıs öncesinde yaptığı açıklamada ifade ettiği “orantılı güç kullanımı” sözü düzenin fazlaca ayaklarına dolanmakta. Zira sermaye düzeninin orantılı güçten ne anladığını ortaya koymuş olması bir yana, 1 Mayıs'ta onbinlerin Taksim'e akması ile açığa çıkacak olan “gücün” ayırdında oldukları gerçeği unutulmamalı! Bu haliyle Güler esasında 1 Mayıs öncesinde çok da yanlış bir söz etmedi. Erdoğan’ın deyimi ile ayak takımının ortaya çıkartacağı güç üzerinden şiddetin oranı da belirlenmişti.
Taksim iradesi kırılmadı!
Sermaye düzeninin azgın saldırılarına rağmen ortaya konulan direniş göstermiştir ki, Taksim iradesi sendikaların teslimiyetçi tutumuna rağmen kırılamamıştır. Hatta şimdiden denilebilir ki 2009 1 Mayıs'ı çok daha başka bir atmosferde ama ille de Taksim'de gerçekleşecektir. AKP iktidarının artık geniş işçi ve emekçi kesimler gözünde hiçbir tutar yanı kalmamış, zaten baştan beri iğreti duran demokrasi maskesi de çevik kuvvetin panzerleri altında ezilip asfalt olmuştur. Bu saatten sonra atılacak her adım, 2009 1 Mayıs'ı hedefi ile atılacak, atılan her adım bugün yaşanan devlet provokasyonunun, azgın saldırganlığın doğrudan sorumlusu olan AKP'nin bedel ödemesini hedefleyecektir.
Gerçekten de Taksim iradesi kırılmamıştır! Taksim iradesi kesinlikle Taksim'e çıkabilmek-çıkamamak sınırında kavranamaz! “Taksim iradesi” diye ifade edilen işçi sınıfının iktidara yürüme iradesi, yani ayakların baş olmaktaki kararlılığıdır. Önümüzdeki 1 Mayıs'a kadar kimse şüphe duymasın ki, bu irade yine sokak sokak, grev grev, eylem eylem büyüyecek ve sermaye düzenininden ve onun dönem kuklası AKP'den bugünün hesabı en sert bir biçimde sorulacaktır!