31.05.2008 11:32
Tersaneler havzasında provokasyon girişimleri ve yeni dönem
Tersaneler havzasında yeni bir döneme giriliyor. Tersanelerde peşpeşe yaşanan iş cinayetleri ve iş cinayetlerine karşı kamuoyunun artan tepkisini bastırmak ve gelişebilecek olası bir sınıf hareketinin önüne geçmek amacıyla sermaye cephesinden bir dizi hazırlık yapıldığı anlaşılıyor. Sermayenin sınıf mücadelesi tarihinde sıkça başvurduğu yöntemlere giriştiği açık bir biçimde gözler önünde duruyor.
Türk sermaye sınıfı açısından sivrilen bir çıbanbaşı olarak beliren tersaneler ve tersanelerde gelişen mücadele dinamizmi, her yönden sermayeyi ve dolayısıyla sermaye iktidarını tehdit etmektedir. Tersanelerden gelişebilecek bir mücadelenin diğer sınıf bölükleriyle buluşması, dolayısıyla birleşik bir karakter kazanarak sermayeye ve iktidarına karşı bir hareket niteliği taşıması, sınıf hareketinin şimdiye kadarki süreci üzerinden bakıldığında muhtemel bir gelişim olarak filizlenebilir. Dolayısıyla işçi sınıfının her yönden gelişebilecek hareketini dizginlemek ve kontrol altında tutabilmek bakımından sermayenin ve kolluk kuvvetlerinin bu sürece müdahale etmesi kaçınılmazdır.
Geçtiğimiz haftalarda Desan Tersanesi patronu Cengiz Kaptanoğlu’nun sermaye basınında çıkan demeçleri bu sürecin sinyallerini vermiş oldu. Burjuva basın başta olmak üzere birçok ilerici yazar ve çevrenin yapılan açıklamalara bir anlam verilmemesi biçimindeki tartışma, Dok Gemi-İş ve GİSBİR işbirliği sonucu Selah Tersanesi önündeki eylemle açıklık kazanmış oldu.
Elbette, düzen açısından stratejik bir alan olan “Milli Savunma Komisyonu”nun bir dönem başkanlığını yapmış olan Cengiz Kaptanoğlu’nun bu açıklaması öyle sıradan bir olay olarak görülemez. Ne aymazlıkla söylenmiş sözlerdir bunlar ne de salt kendi cephesinden ifade edilmiştir. “Tersanelerde yaşananlar kaza değil polisiye olaylardır, MİT’lik olaylardır” biçiminde sözler, aslolarak sermaye ve düzenin kolluk kuvvetlerinin tersanelerde gelişebilecek muhtemel bir hareketin önüne geçmek ve kontrolü altına almak için girilecek olan sürecin ilk yansımaları olmuştur.
Tersane patronları ve pazar sorunu
Tersanelerde gelişen hareketlilik ve kamuoyunun artan ilgisi Türkiye’nin “parlayan yıldızı” olan tersane sanayisini tehlikeye sokuyor. Geçtiğimiz gün Kanal 1’de “Teke Tek” programına çıkan GİSBİR Başkanı Murat Bayrak’ın ifadesiyle, “bu durum gelişen sanayimiz açısından ciddi bir tehdittir.” Dünyanın gözlerinin tersanelere çevrilmesinden, tersanelerde yaşanan bu sürecin ardından pazarın Asya’ya ya da diğer üretim alanlarına kayması ihtimalinden sözediliyor.
Murat Bayrak diyor ki, “yaklaşık üç aydır üye tersanelerimizde sipariş alamadık. Oysa ki bu süreçten önce günler bize yetmiyordu.” Bu sözler bile sermayenin korkusunun hiç de temelsiz olmadığını kanıtlıyor.
Öte yandan tersanelerde yaşanan bu süreci önceleyen günlerde, iş cinayetlerinin ve diğer sorunların başlıca nedeni olan taşeronluk uygulaması da tersane patronları için pazarın daralması ya da olası bir kriz dönemi için bir sigorta niteliği taşıyor.
Yeni ama hızla gelişen bir sektör olarak gemi inşa sanayi henüz tam anlamıyla bir pazar oluşturmuş ve kendini güvenceye almış değil. Diğer yandan sistemin engelleyemeyeceği olası krizler, bu sektörün genç sermayesine vereceği zarar açısından önden hesaplanması gereken bir sorun niteliği taşıyor.
Dolayısıyla sermayenin bu çok yönlü korkusunu ve tehlikeyi bertaraf etmek için girişeceği çabalar, bu yolda atacağı adımlar hiç de şaşırtıcı olmayacaktır.
Sermayenin provokatif girişimleri
Yaşanan süreç adım adım sermaye ve iktidarı aleyhine işlemeye devam ediyor. Selah Tersanesi’nin kapatılması bu açıdan bardağı taşıran son damla mahiyetindedir. 1982’den bu yana benzeri birçok hareketlilik yaşanmış olsa da, tersane işçisi kısa aralıklarla birçok kendiliğinden eyleme gerçekleştirse de, hiç bu kadar yaygın bir kamuoyu desteğini arkasına alamamıştı. 2002 ve 2005 yılında yaşanan eylemlilikler o dönem için tersane patronları cephesinden böyle bir tehlikeye işaret etmiyordu.
Bugünkü tehditin sadece tersane işçisiyle sınırlı kalmaması, dahası genel bir niteliğe bürünmesi ve bir genel hareket düzeyine sıçrama ihtimali sermaye ve iktidarının harekete geçmesine neden oldu.
Selah Tersanesi önünde bizzat tersane patronlarının gerçekleştirdiği eylem, bu durumun en açık göstergesidir. Bir takım tersanelere ajan provokatörlerin de konumlandırılmasıyla iyi planlanmış bir eylemdir sözkonusu olan.
Özellikle MHP ve AKP kökenli tersane patronları eyleme geçirilen kitleyi provokatif bir biçimde yönlendirerek ve şovenist-milliyetçi bir atmosfer yaratarak hem işçiler arasında siyasal kutuplaşma yaratmayı hem de havzada mücadele yürüten öncü devrimci kurumlara karşı harekete geçirmeyi hedeflemişlerdir. Kamuoyuna yönelik maksatlı açıklamalar tersane işçisinin kafasını karıştırmak ve kutuplaştırmak için sinsice planlanmıştır.
Yaşanan iş cinayetlerinin arkasında bir takım “dış mihrak”ların ve “PKK”nın olduğuna yönelik söylemler, bu taktiğin önünü düzlemek, kendi sorumluluklarından kurtulmak ve gelişen mücadele dinamizmini baltalamak maksadıyla ortaya atılmıştır.
Bu taktiğe yıllardır, işçi sınıfı içinde kutuplaşma yaratmak, dolayısıyla gelişebilecek bir tehlikeyi kontrolü altına almak maksadıyla sıkça başvurulmaktadır.
Yeni dönem ve sınıf hareketinde tersanelerin misyonu
Hava-İş grevinden bu yana gerek TİS görüşmeleri gerekse özelleştirme saldırıları üzerinden şekillenen parçalı bir sınıf hareketi tablosu önümüzde duruyor. En ileri biçimiyle SSGSS eylemlikleri üzerinden şekillenen sınıf hareketi 1 Mayıs’ın ardından bir bekleme sürecine girmiş oldu. Ama yeniden boy veren bir takım mevzi direnişler, sendikalaşma girişimleri ve TİS süreçleri dönemin hayli yoğun ve sert geçeceğinin sinyallerini veriyor.
Bu sürecin temel sorunu, SSGSS gibi birleştirici bir sürecin örgütlenip örgütlenemeyeceğidir. Tersanelerde yaşanacak süreç, sermayeye ve saldırılarına karşı yükseltilecek mücadelede, birleştirici bir rol oynayabilme potansiyeliyle önemli bir yerde durmaktadır. Öyle ki, en küçük bir eylem bile ciddi bir kamuoyu oluşmasına, tersanelerin toplumun gündemine girmesine yolaçmaktadır.
Tersanelerdeki mücadelenin böyle bir misyona bürünüp bürünmeyeceği, mücadelenin bundan sonraki sürecine, bu süreci örgütleyen güçlerin taktik politik tutumlarına bağlı olacaktır. Havzanın özgünlüğü ve yaşanan 27 Şubat eyleminin tersane işçisi üzerindeki etkisi, tersanelerdeki mücadelenin nasıl bir ivme kazanacağı ayrı bir tartışma konusudur.
Ama dikkat çekilmesi gereken en önemli nokta, tersanelerdeki mücadelenin birleştirici bir nitelik taşıması, fakat bu dinamizmin heba edilmesi tehlikesidir.
Tersanelerde açık bir savaşa doğru..
Tüm bu etkenler, sermayenin manipülatif politikaları ve saldırıları tersanelerdeki mücadelenin sertleşeceğini gösteriyor. Bir yandan tersane işçisinin bir politizasyon yaşanması kaçınılmazken, diğer yandan gelişen hareketin ezilmesi, kendi kabuğuna çekilmesi ve yeni bir biriktirme sürecine girmesi de bir ihtimal olarak orta yerde duruyor.
Dok Gemi-İş Sendikası’nın sermaye ve tersane patronları için önemli bir misyonu yerine getirdiği ve ilerleyen süreçlerde bu işbirlikçi hainlerin daha etkili kullanılacağı açık. 35 tersanede TİS imzalayan ve 4 ayrı tersanede görüşmeleri sürdüren sarı sendikanın tersane patronları cephesinden hem uluslararası pazarda prestij kaybını yenilemek hem de havzada mücadele eden kurumlara karşı estirilen provokatif rüzgarın altını doldurmak maksadıyla kullanıldığı bir gerçektir. Bu yönlü girişimler şimdiden başlamıştır. Burjuva basının bir bölümü de bu politikaya destek vermektedir.
Buradan bakıldığında, havzada gerçek bir grev sürecinin örgütlenmesi, bu yönlü ciddi bir hazırlık sürecine girilmesi sorunun çözümü noktasında tutulması gereken biricik yoldur. Fakat bu sürecin bugünden yarına örgütlenemeyeceği ve tersane işçisinin böyle bir süreci bugünden kucaklayamayacağı gerçeği de önümüzde durmaktadır.
Tüm öncü ve ilerici işçilerin ve devrimci kamuoyunun bu gerçekliğin bilinci ve sorumluluğuyla hareket etmesi gerekmektedir.
(Sosyalizm için Kızıl Bayrak, sayı 2008/22, 30 Mayıs 2008)