29.04.2008 16:13
Suriye’yi hedef alan CIA’dan yeni bir yalan!
Washington’daki savaş kundakçıları son dönemlerde Ortadoğu’ya odaklanmış görünüyor. Birkaç aydan beri zamanının önemli bir kısmını bölgede görüşmeler yaparak dolduran ABD dışişleri bakanı Condoleezza Rice’ın önümüzdeki günlerde yeni bir ziyarete başlayacak olması, bu uğursuz ilginin devam ettiğine işaret ediyor.
Bush liderliğindeki çetenin bölgemizdeki “özel taşeron”u siyonist İsrail ise, klasik saldırganlığının yanısıra, çeşitli provokasyonlar da tertipleyerek, her zamanki gibi Washington’daki hamilerinin izinden gidiyor. Filistin halkını hedef alan caniyane saldırılara devam eden Tel Aviv’deki siyonist şeflerin, Lübnan’a karşı yeni bir savaş hazırlığı içinde olduğuna dair değerlendirmeler de yaygınlık kazanıyor.
Büyük Ortadoğu Projesi’ni (BOP), başka bir ifadeyle halkları köleleştirme seferini sürdüren ABD savaş aygıtının saplandığı Irak bataklığından çıkış arayışları devam ederken, Pentagon’un kanlı işler organizatörü CIA, Suriye’yi taciz etmeye yarayacak yeni iddialar ortaya attı.
CIA’nın, Kuzey Kore’nin Suriye’ye nükleer reaktör verdiğine dair iddia içeren sunumla ABD kongresinin karşısına çıkması, farklı spekülasyonlara gerekçe olsa da inandırıcı bulunmadı.
CIA raporuna dayanarak Suriye’nin nükleer silah imalinde kullanmak amacıyla plütonyum üretebilecek bir reaktör inşasına Kuzey Kore’nin yardımıyla giriştiğini yalanına başvuran savaş kundakçıları, geçen yıl İsrail savaş makinesinin Türkiye hava sahasını kullanarak Suriye topraklarını bombalamasına da gerekçe uydurmaya çalışıyor. İddiaya göre, İsrail ordusunun 6 Eylül’de bombaladığı hedef, Kuzey Kore’nin kurduğu sözkonusu reaktördür.
İddiaların saçma olduğunu dile getiren Suriye devlet başkanı Beşar Esad, İsrail’in, çölde koruması olmayan inşa halindeki bir askeri tesisi bombaladığını, böyle bir yerin nükleer reaktör olmasının ise mümkün olmadığını söyledi.
Irak işgali öncesinde de “güçlü kanıtlar” içeren dosyalar hazırlayan CIA’nın sahtekarlık yaptığı kısa sürede anlaşılmıştı. Buna karşın Irak işgali kirli savaş uzmanı CIA’nın sahte belgelerine dayandırılmıştı. Bunun da etkisiyle CIA’nın Suriye’ye dönük suçlaması, ABD medya tekelleri tarafından bile ikna edici bulunmamıştır. Söz konusu iddia, çirkin yalanlarına yenisini ekleyen Bush liderliğindeki savaş kundakçılarının kirli niyetleriyle ilgili, farklı varsayımların ortaya atılmasına vesile oldu.
ABD’nin Suriye’nin gizli bir nükleer reaktör inşa etmeye çalıştığı yolundaki iddialarını araştıracağını açıklayan BM’ye bağlı Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (UAEA) başkanı Muhammed el Baradey ise, bu bilginin öncelikle UAEA ile paylaşılması gerektiğini hatırlattı. Kamuoyuna açıklanmadan önce bilgilerin kendilerine iletilmesi gerektiğine işaret eden el Baradey, bunun altı ay gecikmeli yapılmasını “üzücü” bulduğunu söylemekle yetindi.
Çirkin yalanın Washington’da piyasaya sürülmesinden kısa bir süre sonra Şam’dan yapılan açıklama da gündeme girdi. Açıklamayı yapan Suriye devlet başkanı Beşar Esad, İsrail’in, Suriye ile barış karşılığında Golan Tepeleri’nden çekilebileceğini söyledi. İsrail’in de yalanmadığı bu açıklamanın ardından, “arabulucu” olmaya pek hevesli görünen Tayyip Erdoğan günübirlik bir Şam ziyareti gerçekleştirdi.
Bu gelişme, “bölgede barış yönünde olumlu bir hava oluşuyor” şeklinde zorlama yorumlara vesile olsa da, emperyalist-siyonist güçlerin Suriye’ye karşı havuç-sopa taktiğine başvurmuş olmaları ihtimali daha yüksektir. Zira olası bir sistem içi çözümün ancak ABD emperyalizminin onayıyla gündeme gelebileceği açıktır. Oysa Washington’daki savaş kundakçıları Suriye’ye halen barışın dışında şeyler vaat ediyor.
İsrail’i yöneten ırkçı-siyonist şeflerin barış istediğini varsaymanın da gerçeklikle bir ilgisi yoktur. Onlar hala toprak gaspı peşinde koşuyorlar. Oysa Suriye’nin barış için ilk koşulu, Golan Tepeleri’nin kendisine iade edilmesidir. Buna karşın İsrail’in 1967’de işgal edip 1981’de ilhak ettiği Golan Tepeleri hem stratejik yönden önemli hem bölgede kıt olan su kaynakları yönünden zengindir. Katliamlarını toprak ve su hırsızlığı eşliğinde yapan siyonistlerin, bu koşullarda Golan Tepeleri’ni kendi rızalarıyla Suriye’ye iade sözkonusu bile değildir.
Dahası işgalle birlikte 50 bine yakın Suriyeli’yi topraklarında kovan siyonistler, zamanla bölgeye 33 yahudi yerleşimi kurdular. Bu yasadışı yerleşim alanlarında yaşayan 18 bin yahudi, bu toprakların kendilerine tanrı tarafından vaat edildiği zırvalarını gerekçe göstererek, Golan Tepeleri’nin Suriye’ye, yani asıl sahiplerine iade edilmesinin tartışılmasından bile rahatsız oluyorlar.
Amerikancı AKP hükümetinin başı Tayyip Erdoğan’ın siyonizme hizmet ederek “barış kahramanı” olma hevesleri karşılık bulacağa benzemiyor. Çünkü gündem barış değil savaş var! Zira emperyalist-siyonist güçlerin saldırganlık ve savaş politikası halen belirleyicidir. Oysa dinci gericiliğin başı Tayyip’in Tel Aviv’den gelecek Washington onaylı daha etkili bir desteğe fazlasıyla muhtaçtır.
CIA’nın Suriye’yi temelden yoksun gerekçelerle hedef alması bir tesadüf değildir. Bu çirkin hamleyi halkları köleleştirme seferinden bağımsız düşünmek mümkün değildir.
Uzlaşmacı tutumuna rağmen Beşar Esad yönetiminin bu tür şantajlara maruz kalması, emperyalistler önünde eğilmenin sorun çözmediğini bir kez daha göstermektedir. Buna karşın emperyalist-siyonist saldırganlığa karşı direnmek de, miadını doldurmuş rejimlerin değil, ancak işçi sınıfı ve ezilen halkların harcı olabilir.