04.07.2008
07.05.2008 15:40

ABD Dışişleri Bakanı bir kez daha Ortadoğu’da…

 

Yiğit Filistin halkıyla enternasyonal dayanışmayı yükseltelim!

 

Son aylarda zamanının önemli bir kısmını Ortadoğu’da geçiren ABD dışişleri bakanı Condoleezza Rice, kendini İsrail-Filistin “barışı”na ulaşmaya hasretmiş görünüyor. Tel Aviv, Batı Şeria, Kudüs, Amman, Kahire arasında mekik dokuyan ABD’li bakan, “2008’in sonuna kadar İsraillilerle Filistinliler arasında bir barış anlaşmasına varılmasının mümkün olduğuna inandıklarını” söylüyor.

Tabloya bakıldığında herkesin “barış” istediği söylenebilir. Zira Filistin sorunuyla ilgili beyanlarda bulunan herkes, çözümden yana olduğunu iddia ediyor. Buna neo-faşist çetenin şefi Bush da dahildir. Hatta bakanına bölgede uzun mesailer yaptıran Bush’un “barış”a fazlasıyla hevesli olduğu gözlenmektedir.

Bilindiği üzere sorunlar birer sonuç olarak oraya çıkarlar. Sorunlara çözüm üretmek ise, nedenlere inmeyi, yani sorunlara yol açan etkenleri tanımlayıp ortadan kaldırmayı gerektirir. Nedenler yerli yerinde dururken ulaşılan “çözümler” ise, geçici bir yanılsama yaratmaktan öte anlam taşımazlar.

Filistin sorunu sözkonusu olduğunda, bu olgu defalarca kanıtlanmıştır.

ABD’de iki dönemdir işbaşında bulunan haydutbaşı Bush, başkan koltuğundaki son aylarını doldururken, Filistin sorununu çözmeye özel bir önem vermeye başlamış görünüyor. Gelin görün ki, siyonizmin gelmiş geçmiş en sadık hamisi olan bu neo-faşist yönetim, sorunlar yerli yerinde dururken, Filistin halkına “çözüm” vaat ediyor. Önerilen “çözüm” ise, nedenlere dokunmadan güya bağımsız Filistin devletinin kurulmasına zemin hazırlayacak. Söyleme bakılırsa, savaş kundakçıları ile şefleri Bush da Filistin devletinin kurulmasından yana!

Eğer emperyalist Amerikan rejimi ve halen başında bulunan Bush Filistin sorununa bir “çözüm” üretebilselerdi, kuşkusuz ki bundan çok memnun olurlarda. Zira böylesi bir başarı, “halkların celladı” yaftasıyla dolaşan Bush çetesinin azda olsa imaj düzeltmesine yarayacağı gibi, İran’a olası bir saldırı için kolaylaştırıcı bir işlev de görürdü. Rice’ın Ortadoğu’da bu kadar çok zaman geçirmesinin temel nedeni de, Bush çetesinin bu iki amaca ulaşma hevesinden bağımsız değildir.

Ancak halen dünya jandarması sopasını kaptırmamak için çırpınıp duran ABD emperyalizmi, Filistin sorununa bir çözüm geliştirme yeteneğinden yoksundur. Bunun temel nedeni, ırkçı-siyonist rejime özel koruma sağlayan bir zihniyetin, Filistin halkının temel taleplerine olumlu yaklaşmasının mümkün olmamasıdır. ABD emperyalizmi, hele de Bush yönetimi ırkçı-siyonistlerin ablukasına, vahşi katliamlarına, Gazze Şeridi’nde yaşayan Filistinlilerin soykırımcı zihniyetle planlanmış saldırılara hedef olmasına, Yahudi yerleşimlerinin yayılmasına, vb. daima destek vermiştir. Üstelik bu destek, ulaşmak istedikleri “çözüm”ün önünde engel teşkil ettiği halde devam etmektedir. Bu, elbette şaşırtıcı değildir. Tersine, ABD’nin tutumunda değişiklik olsaydı, asıl bu şaşırtıcı olurdu.

Sorunu çözmeye memur edilen Rice dahil olmak üzere, Bush yönetimindeki her görevli, İsrail’deki ırkçı-siyonist rejimi korumakla kendini mükellef sayıyor. ABD’nin bu uğursuz politikası farklı nedenlerden kaynaklansa da, fiili sonucu İsrail’e özel koruma sağlamaktan ibaret kalıyor. Bu politika ise, sorunu çözmeye değil, daha da karmaşık bir hal almasına yol açmaktan başka işe yaramıyor.

Tablo bu kadar vahimken, Batı Şeria’daki Filistin yönetimi başkanı Mahmut Abbas’la onun izinden giden bir kesim, halen ABD’den medet umabilmektedir. Ancak çaresizliğin olduğu kadar aymazlığın da sonucu olan bu beyhude beklentiler, Filistin halkı içinde pek destekçi bulamamaktadır. Zira bu direnişçi halk, 20 yıldır yapılan anlaşmaların, barış vaatlerinin, çözüm müjdelerinin, vb. palavradan ibaret olduğunu deneyimleri sayesinde öğrenmiştir. Abluka altına alınarak boğulmak istenen Gazze Şeridi’ndeki 1.5 milyon Filistinli zaten “barış görüşmeleri”ne itibar etmemektedir. Ancak Batı Şeria’daki Filistinlilerin de bu sahte vaatlere kandıklarını gösteren emarelere rastlanmamaktadır. Sorun bu kadar karmaşıkken, siyonistleri en ufak bir ödüne bile zorlamaya yanaşmayan görüşmelerle ya da “mekik diplomasisi” ile bir yere varılması mümkün görünmüyor.

Önce siyonist şeflerle görüşen ABD’li bakan, ardından Filistinli yetkililerle de görüştü. İki tarafla yaptığı görüşmelerin ardından tarafları bir araya getirerek üçlü görüşmeler de yapan Rice’ın temennileri dışında ortada somut bir sonuç bulunmuyor. Zira Filistin halkının temel talepleri malumdur:  İsrail’in 1967’de işgal ettiği topraklardan çekilmesi ve başkenti doğu Kudüs olan bağımsız bir Filistin devletinin kurulması, mültecilerin geri dönüş hakkının çözüme bağlanması, Filistin topraklarını kalbura çeviren (ki imzalanan tüm anlaşmalarda yasaklanmasına rağmen halen genişleyen) Yahudi yerleşimlerinin boşaltılması...

Siyonist şefler bu temel taleplerin hiçbirini kabule yanaşmıyor. Buna rağmen yıl sonuna kadar bir anlaşmaya varılabileceğini öne süren Rice’ın ürkekçe dile getirdiği tek sorun, Yahudi yerleşimleri inşasının durdurulmasından ibarettir. ABD basınında da İsrail’in “ya yerleşimler ya barış” arasında seçim yapması gerektiği vurgulanmaktadır. Bilindiği gibi bu tür söylemler daha önce de dile getirilmiştir. Siyonistler ise yalnızca iki hafta önce yerleşim alanlarında yeni konutlar inşa edeceklerini ilan etmişlerdir. Washington’daki sağlam dayanaklardan güç alan siyonistler, Filistin topraklarını gaspetmenin en etkili aracı olan Yahudi yerleşimleri politikasını terk etmeye hiç de niyetli görünmüyor.

Görünen o ki, Bush liderliğindeki savaş kundakçıları, Filistin sorununa çözüm üretmek adına bölgeyi arşınlamaya devam edecekler. Bu girişimlerin sonuç vermesinin tek yolu, Filistin halkının alçaltıcı bir teslimiyete razı olmasıdır. Zira ABD emperyalizminin önerdiği çözüm değil, teslimiyettir. Ancak 60 yıldır vahşi bir zulme maruz kalan bu yiğit halkın alçaltıcı teslimiyeti değil, onurlu direnişi tercih ettiği ve bu uğurda sayısız bedeller ödemeyi göze aldığı tüm dünya tarafından bilinmektedir.

Daha önce de ifade ettiğimiz gibi, ezilen Filistin halkının sorunlarına çözüm üretmek emperyalist zorbaların işi değildir. Tersine, anti-emperyalist/anti-siyonist direniş, çözüme giden yolu açmanın da temel aracıdır. Bu direnişi sürdüren Filistin halkıyla enternasyonal dayanışmayı yükseltmenin önemi ise günden güne artmaktadır.

 


YAZICIYA GONDER


July
Mon Tue Wed Thu Fri Sat Sun
30 1 2 3 4 5 6
7 8 9 10 11 12 13
14 15 16 17 18 19 20
21 22 23 24 25 26 27
28 29 30 31 1 2 3