14.11.2007 14:58
“Sağlıklı barınmak istiyorum!”
(14.11.07) - 1950'lerin Türkiyesi’nde sanayileşmenin gelişmesine bağlı olarak, Anadolu’nun birçok köyünden büyük şehirlere göç başladı. Büyük şehirlere gelen köy kökenli emekçiler büyük işletme ve fabrikalarda istihdam edildi. Büyük işletme ve fabrikalarda istihdam edilen geniş emekçi kitlelerin barınma sorunu ortaya çıkmaya başladı. İlk olarak devlete bağlı kamu işletmelerinde çalışan işçilere lojman olanakları sağlandı. Daha sonra bu lojmanlar geliştirilerek işçilerin ailelerine de olanak sağlandı. Büyük kentlerde çalışan onbinlerce işçi, ailelerini de yanına almış oldu. Özel sektörlerde çalışan işçilere de bu imkanlar sağlandı. Temel fabrikalarda işçi lojmanları kuruldu. Bu lojmanların içeriği ailelerin ihtiyaçlarına göre düzenlendi. Çocuk bahçeleri yapıldı, banyo ve sıcak su imkanı sağlandı.
Patronlar tüm bunları işçileri düşündüğü için yapmamıştı. Sermaye sahiplerinin üretimi üst düzeyde tutabilmek için işçilere ihtiyacı vardı. Doğal olarak barınma imkanı yaratmak zorundaydı. Birinci neden bu olmakla birlikte, ikinci temel etken ise Avrupa’da göçmen işçilerin "barınma hakkı" talebiyle kitlesel direnişe geçtiği bir sürecin yaşanıyor olmasıydı. Avrupa’daki bu süreç Türkiye’deki emekçileri de etkiliyordu. Yavaş yavaş barınma hakkı talebiyle Türkiyeli işçiler de patronlara kafa tutmaya başlamıştı. Barınma imkanları bu zorunluluktan dolayı yaratıldı. Fakat hiçbir zaman bu konutlar insani ihtiyaçları karşılama noktasında tamamlanmadı. Ötesinde birkaç temel işyeri dışında işçi sınıfının diğer bölüklerine böyle bir imkan sağlanmadı. Çoğunlukla işçiler kendi imkanlarıyla çalıştıkları işletmelere yakın gecekondu semtlerinde ev tuttular. Yani emeğini kapitalistlere satarak aldıkları ücretin bir kısmını yine kapitalist sistemin bir parçası olan ev sahiplerine vermek zorunda kaldılar. Dolayısıyla bu sorun birkaç temel işletme dışında bugüne kadar bütün ağırlığıyla orta yerde duruyor.
Sanayinin güçlenmesiyle beraber barınma sorunu büyüyerek sorun yumağı haline geldi. Sermaye diğer tüm sosyal haklar gibi barınma hakkını da işçilerin elinden aldı. Bu sorun mücadelenin büyüyüp gelişmesiyle beraber kısmen de olsa çözülüyordu. Mücadele ne zaman geriye çekilse bu hak da tıpkı diğer haklar gibi gaspediliyordu.
1800'lü yılların Avrupa'sında işçiler "kulübe" diye tabir ettikleri sağlıksız yerlerde kalıyorlardı. Bu yerlerde boy veren salgın hastalıklar kitlesel ölümlere yol açıyordu. Zaman ilerledikçe barınma yerlerinin sadece ismi değişti. Kulübeden barakalara, barakalardan gecekondulara, bir tek isimdi değişen. Koşulları hep aynıydı. Sağlıksız kir, pas içerisindeki yerlerin ne doğru düzgün penceresi ve kapısı ne de doğru düzgün tuvaleti ve banyosu vardı. İşyerlerinde patronlar için canını dişine takıp her türlü sosyal güvenceden yoksun bir şekilde saatler boyu çalışan işçiler, ortaçağı andıran barınma yerlerine mahkum ediliyordu. Oysa bu kadar yorucu mesailerden sonra işçiler sağlıklı bir ortamda dinlenme ihtiyacı duyuyordu. Patronlar sadece kârlarını düşündükleri için bu ihtiyaca yanıt vermiyorlardı. Kârlarını gittikçe artırarak kendilerine lüks villalar yaptılar.
Günümüzde ise tersanelerde durum çok farklı değil. 21. yüzyılda Dubai şeyhlerine lüks yatları üreten, kocaman gemiler yaparak mavi okyanuslara salan, gemi indirme törenlerinde milyarlar harcayan tersane patronları, işçileri 1800'lü yılların kulübelerini andıran koşullarda yaşamaya mahkum ediyorlar. Türkiye’nin çeşitli yerlerinden tersanelere gelen binlerce işçi lojman olmadığı için oldukça fahiş fiyatlarla ev tutuyorlar. Kimi zaman eski bir işyeri, kimi zaman bir bakkal dükkanı kimi zaman bir kömürlük, kimi zaman eski bir han işçiler tarafından kiralanıyor. Kiralanan bu yerlerde bir dairede ya da bir odada işçiler kitlesel olarak kalıyor. Kaldıkları yerleri mutfak olarak da kullanıyorlar. 15-20 kişinin kaldığı kimi odalarda tuvaletler işçilerin yattıkları yerlerde bulunuyor. İşçilerin kitlesel kaldığı bir takım apartmanlar da bulunuyor. Bu apartmanların her katındaki odalar 15-20 işçiye kiralanıyor. Bu apartmanlarda sadece 2 ya da 3 banyo ve tuvalet bulunuyor. Sabahın erken saatinde işe gitmek zorunda kalan işçiler yüzlerini bile yıkayamadan yola çıkmak zorunda kalıyorlar. Kimi tersanelerde işçiler soyunma odası olarak kullanılan konteynırlarda yatıyorlar. Kimi işçiler ise yoğun mesai harcadıkları gemilerin bir takım odalarında 3-5 gün kalabiliyorlar.
Bugün gurbetçi işçilerin tersanelerde yaşadıkları sorunlar, gemi üretiminde çağı yakaladıklarını iddia eden tersane patronlarının tersine, eski çağlardaki koşulların gerisinde kalmıştır. Tersane patronları 1800'lü yıllardaki gibi bir sömürü düzeni kurabilmenin bir yolu olarak kulübeleri biz gurbetçi işçilere reva görüyorlar. Yani bu sorunun asıl muhatabı Gemi İnşa Sanayicileri Birliği'dir (GİSBİR). Tersane patronları bizleri ucuza ve sağlıksız koşullarda çalıştırdığı gibi, sırtımızdan milyon dolarları cebe indirmeyi de biliyorlar. Bu durumda barınma hakkımızı karşılamayı da bilmelidirler! Ama bu ancak bizim onlara 1800’lü yıllarda saraylara savaş açan işçileri hatırlatmamız ve barınma hakkı talebimize sıkı sıkıya sarılarak, bu hakkımız için mücadele etmemizle mümkündür.
9 Aralık’ta düzenleyeceğimiz 2. Tersane İşçileri Kurultayı’nın bir konusu da gurbetçi işçilerin barınma hakkıdır. Bu nedenle bu mücadelenin ilk durağı 2. Tersane İşçileri Kurultayı olmalıdır. Kurultaya giderken barınma hakkı talebini yükseltmek, kurultaydan barınma hakkı başta olmak üzere tersane işçilerinin yaşadığı tüm sorunlara karşı mücadele çağrısı yapmak tüm gurbetçi işçiler için temel önemde bir sorumluluktur.
2. Kurultay Hazırlık Komitesi Gurbetçi İşçiler Komisyonu