26.02.2008 18:53
Tersane işçisi bu cinayet şebekesini dağıtmalıdır!
Tersanelerde devlet ve patronlar, sorumluluğu işçilere yıkmaya çalışıyor!
Tuzla tersaneler bölgesinde yaşanan seri iş cinayetleri ve artan tepkiler, sorunun gündeme oturmasını sağladı. Uzun süredir başta devrimci sınıf güçleri ve bölgede örgütlü diğer güçler tarafından yürütülen çalışmalarla sorun çeşitli vesilelerle dile getirilmekteydi. Ancak yükseltilen bu ses, büyük ölçüde düzen tarafından duymazlıktan geliniyordu. Ama iş cinayetlerinin çığrından çıkması üzerine, oluşturulan susku fesadı aşıldı. Tuzla tersane işçilerinin yaşadığı ağır ve vahşi çalışma düzeni teşhir oldu. İşte bu aşamadan sonra da devlet kurumları devreye girerek açığa çıkan bu gerçeğin üzerini örtmeye çalıştılar. Çalışma Bakanı Faruk Çelik, 7 Eylül’de bölgeye gönderilerek temizlik yapılmış ve cila çekilmiş olan seçme tersanelerde dolaştırıldı. Bu seçme tersanelerden biri de AKP milletvekili Cengiz Kaptanoğlu’nun sahip olduğu Desan Tersanesi’ydi. Kendisine bir basın ordusunun eşlik ettiği Bakan, ziyaret ettiği tersaneleri dolaştıktan sonra, koşulların sorunsuz, alınan güvenlik önlemlerinin yeterli olduğunu açıkladı.
Bakanın bu biçimde güzelleme yaptığı tersanelerde ölümler bundan sonra da devam etti. Öyle ki, bakanın ziyaretinin gerçekleştiği Eylül ayından Ocak ayına kadar 4 işçi hayatını kaybetti. Şubat ayında ise işçi ölümlerinde tam bir patlama yaşandı. Ayın ilk 3 haftasında şimdiye kadar 4 işçi daha tersanelerdeki seri ölümlere eklendi. Bu noktaya kadar, yaşanan ölümleri sektördeki büyümenin ve iş yoğunluğunun olağan bir sonucu olarak gören ve “yeni iş müfettişleri alacağız” gibi saçma sapan açıklamalarla tepkileri yatıştırmaya çalışan Çalışma Bakanlığı, bu aşamadan sonra bir adım daha atmak zorunda kaldı. Bölgede örgütlü sendikalarla bir toplantı yapıldı ve geçtiğimiz aylardan itibaren başlatılan denetimlerin sonuçları açıklandı.
Ancak, işçi cinayetlerinin olağan bir üretim zayiatı olarak geçiştiremeyeceği anlaşıldığı ölçüde, bu aşamada bakanlığın tutumu cinayetlerdeki sorumluluğun işçileri de kapsayacak biçimde genişletilmesi oldu. Böylelikle, seri işçi cinayetlerinin üzeri örtülmeye, yaşananlar, bir cinayet olmaktan ziyade işçilerin de işin içinde olduğu hatalar silsilesinin sonucu olarak gösterilmekteydi. Bakan Çelik, bu tutumu ilk olarak Limter-İş’in de katıldığı sendikalar ve patronlarla birlikte yapılan toplantı sonrasında ortaya koymuştu. Daha sonra ise bakanlığın bölge raporunda bu tutum rakamlarla işlendi. İlgili raporda, denetim yapılan 43 patrondan 41’ini kusurlu bulunurken, her bir kazada işçilerin sorumluluklarına da dikkat çekildi. Buna göre elektrik çarpması sonucu hayatını kaybeden işçilerden Cengiz Tatlı yüzde 30, Güney Akarsu yüzde 25, Cabbar Ongun yüzde 20 oranında kusurlu bulundu. Rapora göre yüzde 30 kusurlu bulunan Cengiz Tatlı, “açıkça görülebilir bir elektrik temas riskine rağmen kendi can emniyetleri için gerekli hassasiyetleri göstermemek ve dikkatsiz davranmak’tan dolayı suçlanıyor. İşin ilginç yanı, Cengiz Tatlı’nın katlinden sorumlu olan Umut Gemi İnşaat patronu da aynı oranda, yüzde 30 kusurlu olarak görülmekte.
Bu tutum işçilerle alay etmekten başka bir anlama gelmemektedir. Zira, yaşananlar bir istisna olmayıp, patronların hükümet ve devletle işbirliği halinde hazırladıkları vahşi çalışma koşullarının sonucudur. Eğer bu vahşi çalışma düzeni olmasaydı, işçi ölümleri çok ender görülen olağanüstü olaylar haline gelirdi. Öyle ya, işçi sağlığı ve güvenliği için tedbirlerin nispeten daha iyi olduğu dünyanın başka yerlerindeki tersanelerde, ölüm oranları da son derece düşüktür. Ama iyi bilindiği üzere, işçi sağlığı ve güvenliği demek patronlar için maliyetlerin yükselmesi-kârların düşmesi demek. Bundan dolayı da patronlar kendileri için maliyet anlamına gelecek en küçük tedbiri almaktan kaçınıyorlar. Örneğin Cengiz Tatlı’nın ölümüne neden olan yüksek riskli elektrik kabloları açıkta durmaktadır. Pekala bu kablolar pek de maliyeti yüksek olmayan tedbirlerle risk olmaktan çıkarılabilirdi. Ama bilinen nedenlerle yapılmıyor. Çünkü büyük baş patrondan başlayıp en alttaki taşerona kadar zincirleme olarak inen sömürü mekanizması, işçilerin vahşice sömürülmesini gerektiriyor. İş cinayetleri de bu mekanizmanın sonucu olarak gerçekleşiyor. Tersane patronlarının son yıllarda yaşadığı büyüme, dökülen işçi kanlarıyla sağlanmış bir büyüme. Zaten tersane patronları da döne döne, uluslar arası rekabette üstünlüklerinin ana kaynağının ucuz işçilik olduğunu söylüyorlar. Türkiye’de işçinin canı sudan ucuz. Hiçbir bedeli yok. Hesap soran yok. İşte devlet-hükümet ve patronlar arasında kurulmuş şebeke böyle bakıyor, bu rahatlıkla işçi kanı üzerinden pembe büyüme tabloları oluşturuyorlar.
İşçi cinayetlerinin sorumluluğunun yine işçilere yıkmak bu cinayet şebekesinin altına imza attığı son alçaklıktır. Ne yaparlarsa yapsınlar, işçi sınıfı, işçi kanı üzerinde kurulu bu şebekeyi parçalayıp çöpe atacaktır.