15.04.2008 18:12
SCT Or Turbo Filtre işçisi Ümmühan Doğan ile 742 günlük grev süreci ve grevin kazanımları üzerine konuştuk...
“İşçiler uyansınlar artık!”
- SCT OR Turbo Filtre Fabrikası işçileri 742 gün süren kararlı grevlerinin ardından SCT patronuyla toplu sözleşme masasına oturarak anlaşma sağladılar. Grev silahı bir kez daha patronlara geri adım attırdı. SCT işçilerinin mücadelesi zaferle sonuçlandı. SCT işçilerinin grev deneyimini anlatır mısın?
Ümmühan Doğan: Greve çıkalım dedik ama grevin ne zaman başlayıp ne zaman biteceğini bilmeden yola çıktık. Bu yüzden arkadaşlarımızın çoğu hazırlıksızdı. Herkesin mutlaka kira borcu vardı, kirada oturuyordu, eşi çalışmıyordu, çocukları dersane ve okullara gidiyordu. Böyle bir süreçte bu zorluklar altında bazı kayıplarımız oldu arkadaşlarımız içinden. Bu da olması gereken bir şeydi. Çünkü çoğu arkadaşımız grevin anlamını bilmiyordu. Şimdi ise giden arkadaşlarımızın birçoğu pişmanlık yaşıyor. Giden arkadaşlarımız belki de bitmeyecek gözüyle bakıyorlardı. Bir de grev yerinde beklerken oradan gelip geçenler bize diyordu ki “bu insanlar çadırda oturmuşlar piknik yapıyorlar.” Narenciye ve çiftçi bölgesi... çiftçilerden bile gelip geçerken domatesi salatalığın bırakıldığı bir ortamdı. Ama işçi kesimi bir el kaldırıp “selam” diyemiyor, patron korkusundan dolayı selam vermiyordu. “Ben serviste giderken bunlara selam verirsem yarın işyerinde duyulur, ben de ekmeğimden olurum!” süreci yaşanıyordu. Biz pankartımızı indirirken (grevin kazanımla sonuçlanmasının ardından yaşadıkları toparlanma anını aktarıyor) çok iyi hatırlıyorum, servisle geçerken bakanlar pankartı niye indiriyorlar diye bakmaya başladılar. Yani; “Neler oluyor, iki senedir bu afiş duruyordu. Niye iniyor?” diye soranlar oldu. Beni üç gün sonra arayanlar oldu. “Çadır kalktı, pankart kalktı?” diye sordular. Ben de “insan bir telefon açar, hayırlı olsun” der dedim. Oradaki pankart iki senedir duruyorsa boş yere sözleşme yapılmadan onlar kalkmaz. Ama dediğim gibi süreç içinde çok şeyler yaşadık.
- İlk olarak sendikaya üye olduğunuz süreci anlatır mısın?
- Bizim bu sendikaya gitmemizi genel müdür istemişti. 300 kişi bir günde üye olduk. Çok basit bir şeydi bu. Biz 2005 yılının Temmuz ayında üyeliklerimizi verdik. Üç ay sonra genel müdür işçilere dedi ki; “gidin sendikaya hakkınızı arayın!” Kendi çekti gitti fabrikadan çünkü patronla ters düştü. Patron bunu geri getirdi ikna etti. Bu sefer onun geri gelmesiyle istifalar, baskılar başladı. Bu dönemde işçi çıkartma arttı. İstifa edilmiyorsa “işçi fazlası” gerekçesiyle işten atmalar yaşandı. 2006’nın Ocak ayında 25 kişi çıkartıldı. Biz de işten çıkarmalar bizi sayı olarak bitirecek diye greve çıkalım dedik. Ondan sonra da grev süreci başladı. Patron da çok bilinçsiz bir biçimde hukuk dışı biçimde grevdeyken lokavt uyguladı. Dava ettik ve geri kazandık.
Bu sefer de 2006’nın Mart ayında birtakım ustalar falan dayak yeyince ücretsiz izne çıkıldı. Biz grev kararı aldığımız halde bizi de izine gönderdi adamlar. Greve başladığımız süreyle bu arada boşluk yaratarak 153 kişiyi ücretsiz işten çıkarttı. Tekrar mahkeme süreci başladı. Dava kazanıldı ve 2007’nin Şubat ayında tekrar sözleşmeye oturduk. Bize %3 zam önerdiler geri dönmemiz için. Sendika bütün üyeleri topladı. “bu adam böyle böyle diyor siz ne diyorsunuz?” İşçilerin bazıları kabul etmediklerini söylediler. Bir kısım da “sendikalı, örgütlü olarak başlayalım %3’le de başlarız” dediler. Buna rağmen patron bu verdiği teklifi bile imzalamadı. Bakın kendi teklif verdi. Belki de bizim kabul etmeyeceğimizi sanıyordu. Ama işçi örgütlü olarak başlayalım diye düşününce bu sefer teklifi imzalamadı. Ve süreç yine uzadı. Zaten patronun uzlaşma gibi bir amacı hiç yoktu. Son dönemde baktı ki Çin’den malımı sağlıyorum, fason ürün yapıyorum ama SCT’nin hem Avrupa hem de Türkiye genelinde bir markası vardı. Bu marka artık ölmeye başlamıştı. Kalite anlamında düşüyor ve bitiyordu. Baktı süre uzuyor ve bu işçiyi bitiremeyeceğini anladı ve uzlaşma yolu aradılar.
14-15 Mart 2008’de tekrar görüşme yapıldı. 4 parmağı kopmuş bir arkadaşımız vardı. Mahkemesi sürüyordu ve “ben mahkemeli olarak işçiyle çalışmam” diye diretti bu sefer. 15 Mart’ta tam ikinci yılımızı dolduracağız ve basın açıklaması yapacağız bir saat önce de görüşmeye girildi. Bu arkadaşımızın davasından vazgeçmesi istendi. Biz şimdi ne sendika ne de işçiler olarak arkadaşımızın haklarından feragat etmesine izin verebilir miyiz? Biz dedik ki “bu sözleşme olmayacak”. Biz basın açıklamasını yaptık ve bir hafta sonra arkadaşımıza bir teklif getirdiler. Dediler ki; “sana yüksek maaş verelim, mahkemenden vazgeç sözleşme olsun. Parmağının bedelini avukat belirlesin sözleşmeye koyalım.” Ya da “senin tazminatını, kıdemini, ihbarını verelim. Sen çıkışını al, sözleşmeyi yapalım, mahkemeni dışarıdan devam ettir.” Biz de arkadaşımız için ne uygun olursa dedik ve arkadaşımız şunu söyledi : “Şu anki bana verilenle bu 28 kişinin önünde engel teşkil edeceksem ben çıkışımı alırım mahkememi dışarıdan sürdürürüm.” “Bu 28 kişi örgütlü ve sendikalı olarak burada işe girsin.” İşveren imzayı atarsa arkadaşımız kabul edecekti çünkü kimsenin işverene güveni kalmamıştı. Her söylediğinin iki gün sonra tersini yapan bir adamdı. Eğer bu adam ne yaptığını bilseydi bu grev bu sektörde iki yıl sürmezdi. Çünkü marka olarak kalitesini kaybedeceğini anlayınca bu yola girdi. İşte ortaklarla ve bir tek marka olarak çalışacağım diye sözleşme görüşmesine tekrar oturdu. Bir şeyleri sonunda anladı ama geç kaldı. Biz grev yerinde beklerken Telekom işçileri Telekom grevi öncesinde arızalar için geliyorlardı ve bize “siz bekliyorsunuz ama boşa bekliyorsunuz. Patronun ensesi kalın!” diyorlardı. Tamam da patronun ensesi nereye kadar kalın? Bu süreçte oraya her ay 15-20 milyar para veriyordu. Grev devam ederken içerde görevli olan 7 kişiye her ay para veriyordu. Sen, bir şey gelmeyen bir yere sürekli ne kadar para yollayabilirsin? Karşılığında bir şey almıyorsun çünkü üretim yok orada. Ben her zaman söylüyorum biz oradaki 28 kişi onur mücadelesi ve gurur mücadelesi verdik. Para mevzu bahis değildi. Biz asgari ücretli ama sendikalı olarak çalışmayı düşünüyorduk. Ve sözleşmemiz bizim beklediğimizin çok üzerinde bir şey oldu. Diyordum ben: Almanla karşı karşıyayız. Alman’ın inadı mı üstün Türk’ünkü mü? Şimdi de diyorum ki “işçinin inadı üstün geldi”
- İşçi sınıfının patronlar sınıfına karşı en etkili ve önemli silahı olan grev aynı zamanda işçi sınıfı için bir mücadele okulu da...Aradan geçen iki yılı aşkın sürede grev size neler kazandırdı? Hayatınızda neler değişti?
- Biz işçiler olarak içerdeyken bir bütün değildik. Ama grevi yaşayan insanların birbirine tutkunluğu yani artık kopuk bir kesim değiliz. Birimiz ne dersek hepimiz onu yapacağız. Artık bir birlik ve güç oluşturduk. Artık kopuk davranmıyoruz, birliğin nasıl olacağını biliyoruz. Grev zamanında ailevi sorunlarımızı paylaşıyoruz. Kim kime nasıl yardım edebilir bunun hesabını yapıyoruz. Arkadaşımız çalışıyor, arkadaşımızın yerine nöbet tutuyoruz. Arkadaş bir şekilde evini geçindirmek zorunda ve biz onun yerine de nöbet tutarak yani iki yılı böyle geçirdik.
- Ayrıca eylemler gerçekleştirdiniz. 20 km yürüdünüz sendika hakkı için...
- O yürüyüşü seyretmeniz lazımdı. Benim ayak tabanlarım su toplamıştı. Ayaklarımın altı yanıyor diye ambulansa bindim arkadaşlarım beni ambulansta görünce kızdı: “Senin ne işin var orada senin yerin orası mı?”
- Grev süreciniz boyunca sendikanız Birleşik Metal-İş’le olan ilişkiniz nasıldı?
- Ben diğer sendikalı dönemde de çalıştığım zamanı biliyorum. Diğer sendikaya (Türk Metal) göre çok daha iyi bir sendika, sendikamız. Örgütlenme döneminde sürekli dersler, eğitimler aldık. Bir şeylerin anlamı öğretiliyordu. Biz normalde görmedik böyle bir şey. Diğer sendikanın şube başkanıyla bir şeyleri böyle tartışamıyorduk. Ama burada da sendika olarak bir ilki gördük. Genel merkez yöneticilerimiz bizim her yaptığımız eylemde yanımızdaydılar. Bizle beraber yürüdüler. Bakın bu çok önemli. Yöneticilerimiz en önde yürüdüler bizimle beraber. Sendikanın birebir bizimle olması çok önemliydi. Bırakıp gidebilirlerdi de…Deyim yerindeyse sarı bir sendika olmuş olsaydı bırakır giderdi. Ama dedi ki: "Siz nereye kadar varsanız biz oraya kadar arkanızdayız." Sürekli söylenen söz buydu.
- Bir grevin, bir derinişin ilerlemesinin, başarıya ulaşmasının temel bir ayağı sınıf dayanışmasıdır. SCT işçileri sınıf dayanışması anlamında nasıl bir katkı gördüler?
- Biz ilk dönemlerde yeterince sınıf desteği göremedik. Özellikle 2007 yılından sonra destek gördük. Mesela biz bir seçim dönemi geçirdik. Siyasi partiler bir gün olsun gelip de bizim çadırımızı ziyaret etmediler. Seçim dönemi; "belki senin de işine gelecek." Ama bir kere olsun çadıra gelip de ne kolay gelsin dediler ne de ortada göründüler. Novamed grevi sona erdiğinde ben Ankara'ya gittim. Grev bitmiş ve gece düzenleniyor ama bir tane Novamed işçisi yok. Ben ordayım. Benim mi olmam lazım yoksa Novamedli işçinin mi olması lazım? Ve Novamed bizden sonra çıktı greve. Çoğu kesim bizi atladı grevimiz devam ederken ve Novamed'e yoğunlaştı. Biz orada unutulmuştuk. Ama metal sektöründe bayan çalışan yoktur. Ama bizim burada 70-80 bayan bekledik. Bizim grevimizi bu aşamaya getirenler bayan arkadaşlarımız oldular. 1 Mayıs'ı iple çekiyoruz. 742 gün fabrikanın dışındayken içeriye geçişimiz çok büyük bir zafer olacak. Hislerim o gün çok farklı olacak. Patronun teklif ettiği %3'ü düşündüğümde şimdiki sözleşme mükemmel bir şey.
- Bir de 2008 MESS Grup Toplusözleşmeleri yaklaşırken metal kapitalistlerinin Birleşik Metal-İş Sendikası'na baskıları artıyor. Birçok yerde sendikanın işyerinden tasfiye edilmesi girişimleri ile karşılaşıyoruz. Bu süreçte metal işçileri ne yapmalı, nasıl bir yöntem izlemeli?
- Zaten sendikamızın tüzüğünde olan bir şey. Normalde işçiyi topluyor, nelerde ne yapabiliriz. İşçiden aldığı fikir ve düşüncelerle yola çıkıyor. Birebir işçiyle görüşüp işçinin yorumu ne, ne olacak ona göre yola çıkıyor sendika. Bizim avantajımız orada. Herhalde bir dahakine çok farklı olur. Bir arkadaşımız 2005 dönemindeki sözleşme görüşmelerinde 4 ikramiye dedi işten atıldı.
- Türkiye'nin çeşitli yerlerinde ciddi bir hareketlenme ve örgütlenme eğilimi var. siz de mücadele sürecinden geçmiş, grev yaşamış bir SCT işçisi olarak direnen işçi arkadaşlarınıza neler söylüyorsunuz ve iletiyorsunuz?
- Şöyle bir şey diyeyim: Grev, işçinin kendi grevidir. Sendikanın yönettiği bir şey değildir. En başta bunun bilinmesi gerekiyor. Bu senin işin ve sen kendi ekmeğin için direneceksin. Bitmeyen bir grev yoktur ama işçi kesiminin de haklarını aramasını istiyorum. Susmamalarını istiyorum. Kimin karşısında konuşurlarsa konuşsunlar konuşmasını bilsinler. Kendi açımdan 1980 ve 1990 sonrası geriye kendi açımdan baktığımda grev falan yok. Ama şimdi işçi kesimi bir uyanış yaşıyor. İşçiler uyansınlar artık diyorum. Sermaye bizden para kazanmasın, sırtımızdan geçinmesin artık.
Kızıl Bayrak / İstanbul