06.09.2008
01.05.2008 15:10

Zulmünü arttır ki çöküşün hızlansın!

 

İşçi ve emekçilerin 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlamak istemelerine karşı sermaye günler öncesinden bir terör ve provakasyon söylemini devreye sokmuş bulunmaktaydı. 1 Mayıs’ın Taksim’de yapılması doğru değildi zira provakasyon olabilirdi, “terör örgütleri” saldırabilirdi. Durum böyle olunca da “vatandaşını korumakla görevli devlet”ten Taksim’de 1 Mayıs’a izin çıkmadı.

İstanbul Valisi’nin, sonra Başbakan ve bakanların emekçilerin kararlılğını kırmak için aba altından sopa göstermeleri asıl meselenin hiç de işçilerin can güvenliği olmadığını, işçilerin Taksim’e çıkmasını istemeyen sermayenin başka korkuları olduğunu göstermişti.

1 Mayıs günü İstanbul’da yaşananlar ise hem sermayenin işçi ve emekçilerin sokağa çıkmasından ne kadar çok korktuğunu gösterdi, hem de burjuvazinin çıkarları söz konusu olduğunda devletin ne kadar zalim, ne kadar saldırgan ve acımasız olabileceğini gözler önüne serdi.

Öncesinde yapılan baskı, şiddet kokan, tehdit yüklü açıklamaları bir yana bıracak olursak sermaye devleti şiddete ve zorbalığa dayalı asıl yüzünü 1 Mayıs’ın bir gün öncesinde sergilemeye başladı. İşçi ve emekçilere yasaklanan Taksim alanının çevresi boydan boya demir bariyerlerle kapatıldı. Bölge araç ve yaya trafiğine hemen bütünüyle kapatıldı. İşçilere “Taksim’de miting yaparsanız trafik tıkanır” diyenler ikiyüzlü bir biçimde sadece trafiği değil neredeyse bütün bir yaşamı tıkamış oldular.

1 Mayıs sabah saatlerinden itibaren Taksim’ı çıkmak üzere toplanmaya başlayan işçi ve emekçiler ise polis devletlerine has saldırı ve zorbalıklarla yüzyüze kaldılar. DİSK Genel Merkezi önünde toplanan işçiler daha çok erken saatlerden itibaren kolluk güçlerinin saldırısına uğradılar. Gaz bombalarıyla basınçlı su sıkan panzerlerle ortada somut hiç bir gerekçe yokken işçilere saldıran kolluk güçleri asıl teröristin, asıl provokatörün kim olduğunu da ispatlamış oldu.

Saatler boyunca Şişli ve Taksim’e yakın bölgeler tam anlamıyla bir polis istilası altındaydı. Toplanıp Taksim’e yürümek isteyen işçi ve emekçi grupları her defasında kolluk güçlerinin zorbalığıyla yüzyüze kaldılar. Toplananlar en sert biçimde müdahale edilerek dağıtıldı. Gaz bombası kullanımında polisin hiç bir kurala uymadığı, normalin çok üzerinde gaz bombası kullanıldığı için sokakların gaz bulutlarıyla kaplandığı görüldü. Hatta hızın alamayan polis Şişli Etfal Hastanesi’nin acil servisine dahi gaz bombası atmakta herhangi bir sakınca görmedi.

Kısacası İstanbul, Taksim’e çıkmak isteyen işçi ve emekçilerin en azgın bir devlet terörüne maruz kaldığı, sokakların olağanüstü hal günlerindeki gibi abluka altında olduğu, yüzlerce kişininin gözaltına alındığı, pek çok insanın yaralandığı bir gün yaşadı.

Her zaman kuraldır; ezen ile ezilen arasındaki mücadele sertleştikçe ezilenlerin maruz kaldığı zulüm de artar. Fakat artan zulüm ancak bir yere kadar ezilenlerin, sömürülenlerin sesinin boğulmasına yarayabilir. Tüm tarihse örneklerin de gösterdiği gibi bir noktadan sonra artan zulüm, zulmedenlerin saltanatının yıkılmasıyla sonuçlanmıştır. 2007 ve 2008 1 Mayıs’larında yaşananlar, sermaye sınıfının zorba karakterini bir kez daha görmemizi sağlamanın yanında bu tarihsel gerçeğin de hatırlanmasına vesile olmuştur.
 


YAZICIYA GONDER


September
Mon Tue Wed Thu Fri Sat Sun
1 2 3 4 5 6 7
8 9 10 11 12 13 14
15 16 17 18 19 20 21
22 23 24 25 26 27 28
29 30 1 2 3 4 5