17.05.2008
07.05.2008 17:40

Sermayenin aldatmacalarına hayır!

 

(07.05.08) - İLO’nun 28 Nisan gününü “İşyerinde sağlık ve güvenlik günü” ilan etmesi üzerine ülkemizde işçi ve emekçiler şahsında emek örgütleri tarafından 1987’den bu yana her yıl 4-10 Mayıs arasındaki hafta “İş sağlığı ve iş güvenliği” haftası olarak kutlanmaktadır.

Özellikle 12 Eylül askeri cuntasının işçi sınıfının haklarını topyekûn budadığı bir sürecin ardından kutlanmaya başlanan bu hafta, bir takım sermaye sözcüleri tarafından işçi sınıfına sunulmuş bir armağan olarak gösterilmektedir.

12 Eylül darbesiyle birlikte budanan işçi hakları ve bu hakların güvencesi yasaları, şimdi sermaye devleti tarafından daha da kırpılmaya çalışılmaktadır. Genel Sağlık Sigortası’nın işçi ve emekçilerin gözünün içine baka baka geçirildiği, kıdem tazminatının gaspının gündemleştirildiği bir dönemde Çalışma Bakanlığı tarafından kendi sınıfsal çıkarlarına uygun bir şekilde adı “İş sağlığı ve güvenliği” olarak belirlenen, özünde ise “İşçi sağlığı ve iş güvenliği” olan hafta kutlanmaktadır.

Sermaye ve sözcüleri tarafından bir takım demagojik söylemlerin eksik olmadığı bu haftada iş kazaları ve meslek hastalıkları göstermelik olarak hatırlanmaktadır. Ya da işçilerde yaşanan kötü çalışma koşullarına karşı bir başkaldırı söz konusu olduğunda akla gelmektedir. Tıpkı Tuzla tersaneler cehenneminde, Davutpaşa’da ya da en son birkaç gün önce İkitelli’de yaşanan kazalar ve onlara karşı gelişen tepkiler sonrası olduğu gibi. Yıllardır işçi sınıfının kazanılmış haklarına, örgütlülüğüne saldıranlar onlar değilmiş gibi açıklamalar yapmaktadırlar. Çıkardıkları yasalarla işçileri kölelik koşullarına mahkûm edenler, üretimi esnekleştiren, taşeronluk sistemiyle sınıfı atomlarına kadar bölenler, çalışanların kaderini patronların insafına terkedenler, karşımıza çıkarak büyük bir pişkinlikle yaşanılan bu gelişmelerin “talihsizlik” olduğunu söyleyebilmektedirler.

Tersanelerde yaşanan gelişmeler de çok farklı değildir. Üç kuruşluk güvenlik önlemlerini aşırı masraf olarak değerlendiren tersane patronları, bu önlemleri almayarak birçok işçinin hayatını kaybetmesine yolaçmakta, birçoğunu da kalıcı sakatlığa mahkûm etmektedirler. Ortak bir sınıf tavrının ürünü olarak da her defasında ya işçiyi suçlayarak ya da kadermiş gibi gösteren demagojik söylemler kullanmaktadırlar.

27 Şubat direnişinin ardından sözde bir takım önlemler alındığının söylenmesi de, sonrasında yaşanan ölümler ve kazaların gösterdiği gibi, yine demagojik olmaktan öteye geçmemektedir. Şimdilerde ise işçi ve emekçilerin “İşçi sağlığı ve iş güvenliği haftası” kendilerinin söylemi ile “İş sağlığı ve güvenliği haftası” vesilesiyle yine işçilere şirin gözükmek için açıklamalar yapmaktadırlar.

 Sadece Tuzla tersanelerinde bugüne kadar 100, 2008 yılı içinde kanıtlayabildiğimiz 10’a yakın ölüm yaşanmıştır. Bu durum ülke genelinde incelendiği zaman, 12 Eylül’den bu yana yaklaşık 25 bin işçi hayatını kaybetmiştir.

Bu yaşananlar sermaye sisteminin kâra dayalı uygulamalarının ürünüdür. Kapitalist sistemin ayakta kalabilmesi için doğası gereği işçi sınıfının kölelik ve sefalet koşullarında yaşamasına ihtiyacı vardır. Buna karşın dünya genelinde ve ülkemizde işçi ve emekçiler tarafından kazanılan haklar çetin mücadeleler sonucu elde edilmiştir. Uluslararası çalışma sözleşmelerinde olduğu gibi işçi sağlığı ve iş güvenli tedbirleri hakkı da böyle bir sürecin ürünüdür.

Ülkemizde de şu an sermayenin budamaya çalıştığı haklar geçmişte verilmiş çetin mücadelelerin ürünüdür. Bu asalakların maskelerini parçalamak için birleşik mücadeleyi örmekten başka çaremiz yoktur. Biz bunlardan hak beklediğimiz sürece bunun karşılığı bize daha beter hak gaspları olarak geri dönecektir. “Hak verilmez, alınır!” şiarını kılavuz edinip mücadele çıtasını yükseltmekten başka bir kurtuluş yolumuz yoktur.

Tersane İşçileri Birliği Derneği


YAZICIYA GONDER


May
Mon Tue Wed Thu Fri Sat Sun
28 29 30 1 2 3 4
5 6 7 8 9 10 11
12 13 14 15 16 17 18
19 20 21 22 23 24 25
26 27 28 29 30 31 1