07.09.2008
19.07.2008 08:27

Canovate’nin “mazlum” patronu!

 

“İnternet ortamında 11/10/2007 tarihinde Firmamız aleyhine ‘Canovate’de İş Cinayeti’ başlığı altında bir yazınız yayınlanmıştır.

Firmamız açısından oldukça fazla itibar kaybı yaratan bu yazı halen sitede yayınlanmaktadır.

Bizler çok zor şartlar altında ayakta durmaya çalışan ve yaklaşık 175 işçi çalıştıran bir firmayız. İçinde bulunduğumuz dönemde üretim yapıp mal satmanın zorluklarını biliyor olmanız gerekir.

Zarar eden bir firma olarak yurt dışı fuarlara katılıp kendimizi pazara tanıtmaya çalışırken böyle bir olayla karşılaşmak bizleri çok zor durumda bırakmıştır.

Bizlerin kimseyi sömürmediğini, kimsenin canına kastetmemizin mümkün olmadığını sizlere her zaman ispatlamaya hazırız. Bu amaçla sizleri şirketimize davet etmek istiyoruz. Ortada gerçekten bir iletişim eksikliği veya yanlışlığı vardır.

Sizlerden ricamız bu yayının bir an önce kaldırılması ve bizlerle bizzat görüşmeniz ve varsa problemlerimiz beraber çözmemizdir. 

Anlayışınız için şimdiden teşekkür ederiz.”

 

Bu metin 17 Haziran ‘08 tarihinde info@canovate.com adresinden Kızıl Bayrak gazetesine mail olarak ulaştı. Metinden de anlaşılacağı üzere, bir kez daha asalak patronlardan biri sayfalarımızda kendisine ilişkin gerçeklerin su yüzüne çıkmasından rahatsız olmuştu ve bu gerçeklerin sayfalarımızdan çıkartılmasını talep ediyordu.

İfade etmek gerekir ki, ilk kez karşımızda böyle “mazlum” bir patron görüyoruz. Biz Canovate patronunun da diğer asalaklar gibi gerçek sınıf kimliğiyle tüm kinini kusmasını beklerdik. Zira onu sadece burjuvaziye ilişkin genel yargılarımız değil, fabrikasında gerçekleştirdiği uygulamalar üzerinden de çok yakından tanıyoruz.

Canovate ismini 2002 yılında alan bu şirket daha öncesinde Ümraniye’de Komsa adı ile faaliyet yürütüyordu. Bu isim değişikliğinin nedeni ise 2000 yılında Komsa işçilerinin DİSK’e bağlı Birleşik Metal-İş Sendikası’nda örgütlenmesi idi. Sendikanın yetkiyi almasının ardından toplusözleşme döneminde ve yaşanan grevde, o günkü adıyla Komsa, bugünkü adıyla Canovate’nin patronu olan Can Gür, sendikal örgütlenmeyi dağıtabilmek için her türlü kirli yöntemi uygulamıştı. Satılık sendikaları aracı olarak kullanan Komsa (Canovate) önce sendikanın yetkisine itiraz ettirmiş, üç yıl süren davayı kaybetmesinin ardından ise baskılar, tehditler, rüşvetler birbirini izlemişti. Ne yazık ki Canovate A.Ş.’nin Can Bey’i o dönem emeline ulaşmayı başarmış ve sendikal örgütlülük tasfiye olmuştu. Bu olayın hemen ardından şirket isim değiştirdi ve Alemdağ’da bulunan bugünkü adresine taşındı.

2000 yılındaki bu deneyimden önemli dersler çıkaran Canovate patronu sömürüsünü tüm hızıyla sürdürürken, yeni örgütlenme girişimlerinin önünü kesmek için de bir dizi önlem aldı. Daha Komsa döneminde yasal prosedüre aykırı bir şekilde fabrikaya taşeron işletmeler sokuldu. Yanyana çalışan işçiler, her biri Can Gür’ün akrabalarına ait olan bu şirketlerde ayrı ayrı çalışıyor gösterildi. Bölümler birbirinden yalıtılarak işçilerin birbiri ile temas kurmasının önüne geçilmeye çalışıldı.

Sadece örgütlenmeyi zorlaştırmak için değil, kârını katlamak için de bir dizi dolap çevirdi “sayın” Gür. Mesela işçilerin sigortaları aldıkları gerçek ücret üzerinden değil asgari ücret üzerinden yatırıldı. Olur da biri şikâyet ederse diye ücretler işçilerin hesaplarına iki parça halinde yatırıldı. Önce asgari ücret yatırıldı. Sonra ise bu “hayırsever” patron tarafından her ay ek ödemeler yapıldı.

Bu “hayırseverlik”, “zarar eden” ve “çok zor şartlar altında üretim yapan bir firma” olmalarına rağmendi! 

Tabii ki gerçek böyle değil. Aylık 800 bin YTL ciro yapmayınca “zarar ediyoruz!” diye bağıran Can Gür de tüm “sınıf kardeşleri” gibi asalak bir patron. Öyle ki, “zarar eden” bu şirket şu günlerde işlerin yoğun olduğu gerekçesi ile işçilerin senelik izinlerinin sadece bir haftasını kullanmalarına izin veriyor. Yani gerçekte Can Gür, yıllardır ortakları ve uşakları ile birlikte işçilerin sırtından servetine servet katıyor.

Sadece işçilerini sömürmekle kalmıyor, canlarına da açıkça kastediyor. İşte bu yazıya vesile olan “Canovate’de iş cinayeti başlıklı” haber de bu durumun en görünen yüzü.

Bu habere konu olan “kaza” 9 Ekim 2007 tarihinde yaşandı. Muhsin Yılmaz belediye tarafından yeterli önlemlerin alınmadığı gerekçesiyle daha önce üç defa mühürlenen, ancak kaçak bir şekilde mühürün söküldüğü arıtma bölümünde çalışıyordu. Bu bölümde hiçbir koruyucu önlem olmadan çalıştırılan Muhsin, 9 Ekim 2007’de saat 16:00 sıralarında, atıkların biriktiği çukurun kapağını açtığı sırada gazdan etkilenerek baygınlık geçirdi. Cesedi ise ancak saat 17:30’da iş çıkışı bölüme gelen işçiler tarafından bulundu.

O zaman da söyledik bugün de söylüyoruz; bu, gözünü para hırsı bürümüş Canovate patronunun işlediği bir cinayet idi. Öyle ki, cinayetini örtbas etmek isteyen bir katil gibi Muhsin’in cesedinin yanına sonradan bir maske bile koydular, bir işçiye de bu yönde ifade verdirdiler. Bu olayın ardından kısa bir ara verilse de, hem bu bölümde hem de aynı gerekçelerle mühürlenen kaplama bölümünde yine gerekli önlemler alınmadan işçiler çalıştırılmaya devam etti ve halen de ediyor. Yani Canovate patronu cinayete açıkça teşebbüs etmeye devam ediyor.

Aslında bu kadarı bile bu kuzu postuna bürünmüş kurdun gerçek yüzünü açığa çıkarmaya yeter de artar bile. Ama biz yine de devam edelim.

2007 yılının sonlarında, tam da Muhsin’in ölümünün bir süre öncesinde bizlerin de desteği ile Canovate’de bir grup öncü işçi sendikal örgütlenme çalışması başlatmıştı. Bu çalışma bir süre sonra, önce yalaka işçilerin, sonra da idari kadronun ve patronun kulağına gitti. “Kimseyi sömürmeyen, kimsenin canına kast etmeyen” bu beyefendiler, bu haberin yayılmasının ardından çalışmayı yürüttüğünü tahmin ettikleri işçileri defalarca sorguya çektiler. Hatta bu sorguları doğrudan fabrikanın Genel Müdürü İsmail Şirin gerçekleştirdi. İsmail Şirin’in iddiasına göre Can Gür, “Buraya sendika girerse şirketi kapatacağını, zaten şirketten bir şey beklemediğini, sadece işçilerin ekmek yemesi için açık tuttuğunu” bile söylemişti.

Daha sendikanın bile haberi olmadığı bir sırada, örgütlenme çalışmasını sendikadaki “dostlarından” öğrendiklerini, 2000 yılında da sendikacılara para yedirip örgütlülüğü dağıttıklarını iddia ettiler. Bir kez daha karalamalar, baskılar, tehditler, demagojiler birbirini izledi. Öncü işçilerdeki kararlılık kırılamayınca, tek kurtuluş yolu, tespit edilebilen öncü işçilerin işten çıkarılması oldu. Ama bu işi yaparken bile itibarlarına leke gelmemesi gerekiyordu. İşçilerin açtığı davalarla adını lekeletmek istemeyen Canovate A.Ş., attığı işçilere hemen vermesi gereken tazminatlarını bile bir ay sonra verdi. Çünkü yasalarda atıldıktan bir ay sonra işçinin hakkını aramak için işe iade davası açma şansı kalmıyordu.

İşte tüm bunlar Can Gür’ün, İsmail Şirin’in ve tabii ki Canovate A.Ş.’nin gerçek kimliğini ortaya sermektedir. Bugüne kadar hiçbir patronun kendini aklamaya çalışan söylemlerine, mazlum rollerine prim vermedik, bundan sonra da vermeyeceğiz. Hele Canovate gibi çok yakından tanıdığımız bir sömürü cehenneminin hiçbir şansı bulunmuyor. Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da fabrikalarda sömürüye başkaldıran işçilerin yanında olmaya, onlarla birlikte mücadele etmeye, sorunlarını ve mücadelelerini sayfalarımıza taşımaya devam edeceğiz.

Asalak sermaye sınıfına hakettiği gerçek cevabı işçi sınıfı er geç verecektir. Canovate işçilerinin örgütlenme mücadelelerini kazanımla sonuçlandırmaları ise, bir haber yazısı karşısında dahi bu kadar “mazlum”laşan Canovate patronunun suratında patlayan asıl tokat olacaktır.

Ümraniye BDSP


YAZICIYA GONDER


September
Mon Tue Wed Thu Fri Sat Sun
1 2 3 4 5 6 7
8 9 10 11 12 13 14
15 16 17 18 19 20 21
22 23 24 25 26 27 28
29 30 1 2 3 4 5