11.10.2008 13:08
Sermayenin cinayet itirafı: “2003-2008 / 5394 ölüm”
“İnsanca çalışma ve yaşam koşulları için mücadeleye!”
“Daha fazla kar” güdüsüyle hareket eden kapitalist patronlar düzeni canını ortaya koyarak üreten işçileri istatistikî veriler olarak görüyor.
Sadece Tuzla tersanelerinde yaşanan işçi ölümleri bile sermaye düzeninin insan hayatına bakışını örnekleyebilecek nitelikte. Birçok sektörde en basit işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerini almayarak iş kazalarına, iş cinayetlerine ve geri dönüşü olmayan meslek hastalıklarına yol açan kapitalistler işçi kanıyla büyüyorlar.
İş kazalarının ve meslek hastalıklarının önlenmesi noktasında güdük kalan yasa ve yönetmelikler ise bir kez daha sermayenin çıkarına dönük hazırlanıyor.
İş Sağlığı ve İş Güvenliği Yasa Taslağı’na ilişkin geçtiğimiz günlerde ortak basın toplantısı düzenleyen KESK, TTB, DİSK ve TMMOB tasarının insan odaklı olmadığını, işçi sağlığı ve iş güvenliği hizmetlerinin “Pazar” haline getirilmek istendiğini vurgulamışlardı.
Çelik’ten “seri cinayetler” itirafı
Kurumların yaptığı ortak açıklamanın ardından Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik de tasarı üzerine düşüncelerini dile getirdi. Çelik Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Yasası’na dair yaptığı övgülerin benzerini bu tasarı taslağı üzerinde de sürdürdü.
Tersanelerde seri cinayetler biçimde yaşanan işçi ölümlerine seyirci kalan ve tüm süreci tersane patronlarına terkeden Çelik’in ortaya koyduğu rakamlar ise sermayenin yasa tanımazlığını göstermesi açısından dikkat çekiciydi.
Kapitalizmin “hapishaneleri” işçi mezarlığı
Çelik, 2007 yılı içinde gerçekleşen 80 bin “iş kazasında” 1043 işçinin yaşamını yitirdiğini söylerken kayıtdışı çalışmanın itirafını da yapmış oldu. Çelik’in geçmiş yıllarda ölümle sonuçlanan “iş kazaları”na ilişkin verdiği bilgiler ise oldukça çarpıcı. Bu bilgilere göre; “2003 yılında 76 bin, 2004’de 83 bin, 2005’de 73 bin, 2006’da 79 bin, 2007’de 80 bin iş kazası meydana geldi. Bu kazalarda ise 2003 yılında 810, 2004’de 841, 2005’de 1071, 2006’da 1592, 2007’de 1043 işçi yaşamını yitirdi. 2003 yılında 440, 2004’de 384, 2005’de 519, 2006’da 74, 2007’de 1208 meslek hastalığı tespiti yapılırken, meslek hastalıkları sonucu 2003 yılında 1, 2004’de 2, 2005’de 24, 2006’da 9, 2007’de 1 işçi yaşamını yitirdi.”
Özellikle yakalandığı meslek hastalığı sonucu yaşamını yitirenlerin sayısındaki azlık Çelik’in verdiği rakamlarla göze çarptı. Çelik, iş kazaları konusundaki tabloyu “vahim durum” olarak yorumlamakla yetindi.
Özellikle kot taşlama işinde ölümcül slikozis hastalığının pençesinde çalışan kot taşlama işçilerinin kayıtdışı çalıştığını da itiraf eden Bakan Çelik bu alandaki meslek hastalığıyla ilgili resmi kayıt olmadığını da belirtti.
Sermayenin gözü kıdem tazminatında
Sermayenin sosyal güvenlik alanıyla beraber hedef tahtasına çaktığı kıdem tazminatı hakkı ise Çelik’in konuşmasının başka bir bölümünü oluşturdu. Kıdem tazminatının gaspına ilişkin sermayenin planlarının işlediği Çelik’in sözleriyle belli olurken bunun gerekçesi olarak “Zaten kıdem tazminatı çalışanların yüzde 60’ında kalkmış durumda.” Buna ilişkin yapılan haberlerin araştırmadan uzak olduğunu söyledi.
Talepler uğruna örgütlü mücadele!
Sermaye iş kazalarıyla beraber oluşacak ölümleri önleme gibi bir niyeti olmadığını yasa taslağını da taşeronlaştırmaya, kendi ihtiyaçları doğrultusunda yasalaştırmaya çalışarak gösteriyor. Güdük yönetmelikleri, işçi sağlığı ve iş güvenliğini hiçe sayan tasarılara karşı yürütülecek dişe diş mücadele işçi sınıfı ve emekçilerin sermayeye karşı savaşımında önemli bir yerde duruyor. İşçi düşmanı yasaları parçalamak yine örgütlü işçi sınıfının elindedir.
İş Sağlığı ve Güvenliği Taslak Tasarısı’nda dikkate alınmayan noktalar:
• İşyeri sağlık ünitesi bileşenlerinin hiçbirinin görevleri tarif edilmiyor.
• İş güvenliği konusunda görev üstlenecek kişilerin de (somut olarak iş güvenliği uzmanının) hiçbir özelliği (hak, yetki, sorumluluk dahil olmak üzere) tarif edilmiyor.
• Uluslararası sözleşmelerde ve yargı kararlarında işyeri hekimlerinin ve iş sağlığı personelinin mesleki bağımsızlığının sağlanması zorunluluğuna işaret eden düzenlemeler göz ardı ediliyor.
• İşçi sağlığı ve işyeri hekimliği alanına dair mevzuat alaşağı ediliyor.
• 50’den az işçinin çalıştığı binlerce işyeri için özendirilmesi ve hatta zorunlu kılınması gereken Ortak Sağlık Birimleri (OSB) hiçbir biçimde dikkate alınmıyor.
• Çalışma yaşamını düzenleme ve denetleme yetkisi olan Çalışma Bakanlığı, yine, yetkisiz olduğu akademik ve mesleki yeterlilik alanına müdahale ediyor, kurs yapmaya aday olmak istiyor.
• İş sağlığı ve güvenliği yönünden son derece önemli pek çok düzenleme, alt düzenleyici işlem olan Yönetmeliklere havale edilmiştir.
• İş sağlığı ve güvenliği alanında; Uluslararası Çalışma Örgütünün 155,161 sayılı Sözleşmeleri ve Avrupa Birliğinin 89/391 sayılı Çerçeve Direktifi uyarınca tarafların alınacak bütün kararlara katılımı zorunluluğu olmasına rağmen kurumların önerileri taslağa yansıtılmıyor.