05.12.2008
12.10.2008 11:47

Bravo Türk-İş’imize!

 

(12.10.08) – Türk-İş’e bağlı sendikalardaki (Türk-Metal, Yol-İş) yolsuzluk haberleri geçtiğimiz aylarda burjuva basının da sıkça işlemesiyle gündeme taşındı. Yıllardır işçi aidatları üzerinden saltanat süren sendikal ihanet çetesinin iç iktidar kapışmaları yolsuzluk olaylarını açığa çıkardı.

Türk Metal çetesinin 33 yıldır genel başkanlığını yapan Mustafa Özbek’in sahip olduğu servet, Yol-İş Sendikası Genel Yönetim Kurulu’nun sendika kasasından yaptığı dudak uçurtan harcamalar ve çeşitli yerlere yapılan kaynak aktarımları günlerce konuşuldu.

Atalay “temiz el” oldu, vay halimize!

Hakkında yolsuzluk haberleri çıkan hırsızlık çetelerinden bazıları yerlerini başka hırsızlara bırakırken Özbek gibi hainler ise koltuklarında oturmaya devam ediyorlar. Türk-İş’e bağlı sendikalar içinde zincirleme olarak yayılan yolsuzluk olaylarının ardından ise Türk-İş’i kurtaracak “temiz bir el” gerekiyordu. Kuşkusuz ki bu “el” patronlara verdiği “minik” hediyelerle, işveren ve hükümet yetkilileri ile çektirdiği mutluluk pozlarıyla tanınan Türk-İş Genel Mali Sekreteri ve Demiryol-İş Sendikası Genel Başkanı Ergün Atalay’dan başkası değildi.

“Temiz eller operasyonu” başladı

Son olarak Sakarya’daki bayramlaşma töreninde yaptığı konuşmada 1 Ekim’de yürürlüğe giren SSGSS için “hayırlı olsun” diyen Atalay şimdi de “Önce içimizdeki yolsuzlukları bitireceğiz” diyerek sendika içi yolsuzluklara karşı “Temiz eller operasyonu” başlattıklarını duyurdu.

Atalay, Halka ve Olaylara Tercüman Gazetesi'nin 27 Eylül 2008 tarihli sayısında çıkan röportajında “Üç tane yanlış yapanın suçu herkese mal edilmemeli” dedi. Atalay biraz daha ileri giderek örgütlenmenin önündeki engelleri kaldıramadıkları takdirde yönetime aday olmamaları gerektiğini söyledi. Atalay’ın bu sözleri örgütlenmenin önündeki tüm engellere karşı ayları bulan direnişlerini sürdüren işçilerin yalnız başlarına bırakıldıkları gerçeğini ve Türk-İş’ten maddi destek talebinde bulunan şubelere verilen olumsuz yanıtları akla getirdi.

Atalay tipik bir sendikacı edasıyla ‘serbest atışa’ devam etti. Yılların sendika ağasını (Atalay) basında çıkan yolsuzluk haberleri o kadar yıpratmış, çıkan haberler “namusuyla sendikacılık yapanlara” o kadar zarar vermişti ki Atalay’ın görevi de “hukuksuzluğa son vermek”ti. “Bu tür haberler, işini namusuyla yapan, temsil ettiği kitlenin hak ve hukukunu namusuyla savunan sendikacılar üzerinde yıpratıcı bir etki yaratıyor” diyerek “elleri temiz biri” olarak sözünü yüksek perdeden söyledi.

Örgütlenmenin önündeki asıl engel sendikal ihanet çeteleri

Atalay’ın sendikal örgütlenme konusundaki diğer bir sitemi ise siyasi baskılar konusundaydı. Çeşitli yerlerdeki sendikal örgütlülüklerin başka sendikalara aktarılmasına değinen Atalay, bu tutumların örgütlenmenin önüne engeller çıkardığını söyledi. Örgütlenmenin önündeki engelleri bu kadar dert eden ve diline dolayan bir Türk-İş ağası olarak Atalay’ın hemen yakın dönemde Bursa’da TÜMTİS Sendikası’nın Burulaş’ta devam eden direnişini baltalama girişimleri akla geldi. Atalay, TÜMTİS’e üye olan ve işten atmalara karşı direnişe geçen Burulaş işçilerinin örgütlenme sürecine işkolu itirazında bulunarak müdahale etmişti.

Türk-İş’e bağlı bir sendikanın örgütlenme mücadelesini baltalamaya çalışması ise örgütlenmenin önündeki en temel engelin Atalay gibi ihanet çeteleri olduğu anlaşılıyordu.

Atalay’ın fikri ve zikri birbirini tutmuyor!

Atalay’la yapılan röportajın diğer bir başlığı ise “Türk-İş’in AKP hükümetinin arka bahçesi olarak görülmesi” eleştirisi üzerineydi. Atalay bu konuda bildirdiği görüşlerle fikri ve zikri arasındaki açının ne kadar geniş olduğunu kanıtladı. “AKP iyi bir şey yapıyorsa ‘iyi yaptı’ deriz” diyen Atalay’ın bu sözleri yakın zamanda yürürlüğe giren ve işçi ve emekçiler için yeni hak kayıpları anlamına gelen SSGSS’ye ilişkin sarfettiği “hayırlı olsun” temennisini akla getirdi. Bu söyleme göre Atalay, AKP hükümetinin İMF ve Dünya Bankası’nın direktifleri doğrultusunda hayata geçirdiği ölüm yasasını AKP’nin iyi icraatlarından biri olarak değerlendiriyordu. Atalay’ın, işçi ve emekçiler için başka bir yıkım anlamına gelen özelleştirme saldırısı konusundaki görüşleri de “böyle gelmiş böyle gider, yapacak bir şey yok!” kapısına çıkıyordu. Şimdiye kadar iktidara gelmiş tüm hükümetlerin özelleştirme politikalarını hayata geçirmek için çabaladığını ifade eden Atalay özelleştirmelere karşı olmadıklarını açıkladı.

Atalay’ın değindiği son konu ise Türk-İş’e bağlı sendikaların üyelerinin son seçimlerde yüzde 70 oranında AKP’ye verdiği oy desteğiydi. Atalay seçim öncesi yaptıkları anketlerle karşılaştırıldığında ortaya beklenmedik bir sonuç çıktığını söyleyerek AKP’ye giden oylar konusundaki mutluluğunu gizleyemedi.

İhaneti, işçi sınıfının temiz elleri temizler!

Atalay’ın sözünü ettiği “temiz eller operasyonuna” hangi sendikadan ve kimden başlayacağı bu deklarasyonun ardından “merak uyandırırken” Türk-İş’in arka plandaki has adamı olan Atalay’ın söyledikleriyle yaptıkları arasındaki mesafe ise ortaya çıkmış oldu. Atalay; “örgütlenmenin önündeki engellerden, siyasi baskılardan” yakındı.

Yıllardan beri Türk-İş yönetiminde bulunarak bu konumundan dolayı servetlerine servet katan Türk-İş hainleri yolsuzluk haberlerinin dışarıya yansımasından elbetteki rahatsız ve tedirginler. Atalay’ın buradaki rolü ise Türk-İş çatısı altındaki işçilerin konfederasyona duyabileceği güvensizliğin önünü kesmektir. Ancak bu, Atalay şahsında Türk-İş’in ihanetçi yapısının üzerini örtemez. SSGSS’ye hayırlı olsun diyen, örgütlenmenin önündeki engellerden bahsederken kendisi bir engel konumuna gelmiş olan bir sendika yöneticisi kendini aklayamaz. İşçi sınıfının öz örgütlülükleri ve mücadele araçları olan sendikalar tabandan doğru geliştirdikleri mücadeleyle işbirlikçi / ihanet çetelerinden hesap sorma bilincine kavuşamadıkları, temiz ellerini mücadeleye uzatamadıkları sürece Atalay gibi sermaye ajanları bol keseden atmaya devam edecekler.


YAZICIYA GONDER


December
Mon Tue Wed Thu Fri Sat Sun
1 2 3 4 5 6 7
8 9 10 11 12 13 14
15 16 17 18 19 20 21
22 23 24 25 26 27 28
29 30 31 1 2 3 4