01.09.2010 09:13
Kızılaslan, iş cinayetini anlatıyor
(01.09.10) – BETESAN direnişçi Zeynel Kızılaslan direnişinin 21. gününde kaleme aldığı direniş güncesinde Yalova’da yaşanan iş cinayetinden bahsediyor. Yalova’da çalışan bir tersane işçisinin kendilerine haber verdiğini ifade eden Kızılaslan, güncede mücadelenin gerekliliğine birkez daha vurgu yapıyor.
BETESAN direnişçisi Zeynel Kızılaslan’ın 31 Ağustos tarihli direniş güncesini yayınlıyoruz:
Direnişin 21. günü
Sabahın erken saatleri, dernekte buluştuk arkadaşlarla. Malzemeleri sırtlandık. Tuzla Gemi öüne doğru yürümeye başladık. Caddelerde henüz işçiler görünmüyor. Tuzla Gemi’nin önüne geldik ve çadırı kurmaya başladık. Sağda solda bir ihtimal satış yapabilirim diye bekleyen işportacılar. Nedense erken gelen birkaç işçi var. Çadırımızı kurduk ve beklemeye başladık. İşçiler geçtikten sonra işsizlik parası için Pendik İŞKUR'a gitmem gerekiyor. Bir çok işçiyle selamlaşıyoruz. Yeni bir gün, yeni umutlar... Sabah işçilerin suratları oldukça asık oluyor. Kim bu cehenneme gelmek ister ki, ama mecburlar başka seçenekleri yok. Gelmeyi istememek de çözüm değil ki. Tersanede çalışmayıp, başka yerde çalışsa sanki daha mı farklı olacak her şey? Her yerin birer cehennem olduğunu herkese anlatmak lazım. Mücadelenin her yerde yürütülmesi gerektiğini herkese anlatmak lazım. İŞKUR'a gidiyorum. Orada işlerimi hallettikten sonra tekrar çadıra dönüyorum. Sabahın erken saatleri, Tuzla Gemi Tersanesi’nde işe giren bir çok işçi, geri çıkıyor. Hemen nedenini öğrenmeye çalışıyoruz. Meğerse dün tersanedeki ana trafo patlamış. Yakınında kimse olmadığı için kimseye bir şeycikler olmamış. Bu iyi bir haberdi. İyi haberlerin kötü haberleri de içinde barındırdığını nasıl tahmin edebilirdim ki? Yalova Beşiktaş tersanesinden bir işçi arkadaş çadıra uğradı. Derneğimizi tanıyor. Daha önce biz davasını aldık. Tuzla Gemi’de Sinan Denizcilik’te çalışıyordu o zamanlar. Şimdi Yalova’da. Haber vermek için bize ulaşmaya çalışmış, ancak ulaşamamış. Geçtiğimiz cuma günü Yalova Denta tersanesinde bir işçi arkadaş iş cinayetine kurban gitmiş. Sabah sabah böylesi bir haber almak insanı üzüyor. Ne de olsa Tuzla’da gözümün önünde işçi arkadaşlarım öldü. Ölümlerin bazılarına tanık olmuştum. Şimdi ise Yalova... Üzülmenin yanısıra bir de öfkelendiriyor tabi. İşçi arkadaşımızdan ayrıntı alıyoruz. Kendisi de orada olduğundan cinayete tanık olmuş. Yalova için çok kötü diyor. Gidip orada bir şeyler yapmak gerekir diyor. Bizi Yalova’ya davet ediyor. Bu üzüntü verici sohbetin ardından, Orhan Baba çadıra uğruyor. O da Tuzla Gemi tersanesinde trafo patladığı için bugün iş başı yapmamış. İnsanlardan çok dertli Orhan Baba. Devrimci bir damarı var. İnsanların ne kadar yozlaştığından bahsetti. Bir gün önce yaşadığı bir olay üzerinden. Sosyalizme ihtiyaç var diyor. Neredeyse insanlar örgütlenmediği için önüne gelen işçiyi dövecekmiş gibi duruyor. Bu kan emicilere karşı insanlar neden sesini çıkarmaz diyor. Her şeyden şikayetçi Orhan Baba. Hava çok sıcak diye öfkeden deliye dönüyor. Dün gece de yatamamış. “Şimdi iş yok eve git dinlen” dedim. Evde yatılmıyor, çok sıcak dedi. Kendini tersaneler caddesinde gölgelik çayırlara atacakmış. Söylene söylene gitti.
BETESAN işçisi arkadaşımı yazmayı unuttum. İşe giderken, yanıma uğradı. Bize hediye edilen taburelerde oturduk. Uzun uzadıya konuştuk direniş üzerine. Arkadaşlarının sessizliğinden ve bir kaçının patron yalakası olmasından şikayetçi. Bir sigara içtikten sonra işe gitti.
İş arayan bir arkadaş öğle saatlerine kadar Tuzla Gemi önünde bekledi. Onunla uzun uzadıya sohbet ettim. Adama resmen eziyet ediyorlar. Kaç gündür iş verecekler diye sabah erkenden tersane önüne geliyor. Formen belki iş olabilir diyerek her gün öğleden sonraya kadar bekletiyor. Güneşin alnında her gün böyle bekliyor. Alay ediyorlar. Oyun oynuyorlar. İşçi arkadaşı böylesi davranışlara mahal verdiği için bayağı bir eleştirdim. O da çoluk çocuğum var. Başka seçeneğim yok. Çalışmak istiyorum, o yüzden bekliyorum dedi. Aslında insanların başka seçeneği var. O da mücadele tabii ki. Her gün Tuzla tersanelerinde onlarca işçinin işine son veriyorlar, değişik gerekçelerle. Her gün bir o kadar işçi iş başı yapıyor. Yani sabit işçi hiç kalmamış. Her gün başka yüzler görebilmek mümkün.
Öğleye doğru bir işçi arkadaş çadıra uğruyor. RMK Tersanesi’nde çalışıyor. İşine son vermişler. Neden de belirtmemişler. Ona göre neden direniş çadırına uğramak. Öyle de olabilir tabi. Bunda şaşılacak bir durum yok. Bir kağıt vermişler, içinde ne yazdığını bilmiyor ama ücretini dahi alamadığı halde imzalamış. Çok kızdım tabi ona. “Ya birlik olacağız ya da ölüm şartları altında çalışacağız” dedim. Biraz çadırda üzgün üzgün oturdu, ondan sonra evine gitti.
BETESAN firmasından bir arkadaşım geldi. İşine son vermişler. Haklarını da almış. Zaten çıkmak istiyordum dedi. Başka bir yerde iş bulmuş. İyi bir işmiş. Ben de işten atmaların bu kadar rahat sineye çekilmemesi gerektiğini anlattım. Gittiği yerlerde de aynı sorunlarla karşılacağını da. Tekrar uğrayacağını söyleyip gitti.
Karşıdaki büfede çömelmiş vaziyette duran kişi “Zagor Mesut”tu. Yanına gittim. Bir süredir görünmüyordu. Biraz sohbet ettikten sonra çadırıma döndüm. Tanıdık tanımadık herkes çadırın önünden geçiyor ve mutlaka selam veriyor. Ama bugün bir gariplik var. Polisler ortalıklarda çok dolaşıyor. Dikkatimizi çekiyor ama nedenini anlayamıyoruz. Bakanlık müfettişleri geliyordur diye yorum yaptık, ama onlar için de bu kadar polis gelmiyor ki. Neyse işin kokusu çıkar ne de olsa...
Bir müddet sonra Kızıl Bayrak okurları direnişi ziyarete geldiler. Kek yapmış içlerinden biri. Çay içip sohbet ettik. Polisler gittikçe çoğalıyordu. Çadıra dönük bir saldırı hazırlığı mı diye düşünmeden alamıyor insan kendini. Sivil polisler çadırın önüne geliyor. 5 tane sivil araba çadırın önüne geldi. Daha sonra resmi polisler geldi. Bayağı bir yığınak oluşturdular. Biraz sonra Tuzla'nın sivilleri geldi. “Çadırı ne zaman kaldıracağımızı sordular” biz de her zamanki saatte dedik. “Neler oluyor” dedik. Tuzla Piyade okulunda mezuniyet töreni varmış. O yüzden önlem alıyorlarmış. Demek ki rütbeliler gelecek. Bu yüzden çadırı biraz geç kaldırma kararı aldık. Muhtemelen kuvvet komutanlarıydı. Bir çoğu özel güvenlik önlemleri altında çadırın önünden geçtiler. Biz çadırın etrafında dolaşmaya başladık. Polislerin hiç biri gözlerini bizden ayırmıyorlardı. Her an saldırıya geçeceklermiş gibi duruyorlardı. Kuvvet komutanları geçtikten sonra, çadırımızı kaldırdık. Hazırlıksız yakalanmıştık. Yoksa onları karşılardık. Çadırı toplayıp etrafı temizledikten sonra çöpleri çöp tenekesine attık. Ondan sonra bir yığın polis çöpü karıştırmaya başladı. Çok komiklerdi.
Derneğe doğru ilerlerken bir çok polis ve sivil güvenlikler etrafı doldurmuştu. Tuzla polisi de adım adım peşimizden geliyordu. Tam Dearsan tersanesi önüne geldik bir de gördük ki, özel araçlarla bir konvoy hızla geçti. Tersanenin güvenliklerine sorduk. Geçen Cumhurbaşkanı’ymış. Haberimiz olsaydı onu da karşılardık. Artık başka zamana.