27.05.2006 16:50
"Bağımsız yargı" sadece siyasetin değil kirli ilişkilerin de hizmetinde!..
Çeteci Yüzbaşı serbest bırakıldı!..
Tekin gibi karanlık bir adamın böyle serbest bırakılması, bir kez daha, bağımsız yargı denilenin aslında nereden ve kimlerden bağımsız, nereye ve kimlere bağlı olduğunu göstermiştir. Düzenin yargısı, ister devletin halka karşı eylemi olsun isterse halkın devlete karşı eylemi, her durumda devletin ve düzenin bekasından yana kararlara imza atmaktadır. Yürürlükteki yasalara uygun olsa da olmasa da bu kararlar alınmakta ve uygulanmaktadır.
Danıştay saldırısının azmettiricisi isnadıyla aranırken kendi ayağıyla (güya intihar girişiminde bulunduğu ve güya yaralı olarak hastaneye kaldırıldığı için) polise teslim olan eski yüzbaşı Tekin, sorgusunun ardından çıkarıldığı mahkemece serbest bırakıldı.
Dinleyen, izleyen, ilişkileri araştırıp bulan polis olduğu için, katil avukat ve işlediği cinayetle bağlantısına ilişkin bilgilere henüz sahip değiliz. Ancak, gerek özgeçmişine ilişkin ortaya saçılan bilgiler, gerekse de polisin yansıtıldığı kadarıyla sorguda söyledikleri, adamın oldukça karanlık bir yaşam sürdürdüğünü ortaya koyduğu halde, mahkemece serbest bırakılmış olması dikkate değerdir.
Mahkeme heyeti, herhalde, adliye kapısında “vatan seninle gurur duyuyor!” nidalarıyla karşılanan Tekin’in, vatan uğruna yürüttüğü karanlık görevlerine devam etmesi gerektiğini düşünmüş olmalı. Ya da, bu ülkedeki hakimlerin -aslında tüm devlet memurlarının, hatta tüm vatandaşların- düşünmelerine gerek olmadığına, onların yerine düşünüp karar veren birileri yukarılarda zaten oturduğuna göre, görevli mahkeme sadece gelen emirleri de uygulamış olabilir. Yarın ortaya böyle bir iddia atılacak olursa bu da hiçbir biçimde yadırganmayacaktır. Zira “yargının siyasete bulaştırılması”nın ilk örneği olmayacaktır bu olay. Yargı, hemen her durumda ama özellikle siyasi davalarda, kesin biçimde söylenebilir ki, her zaman yasalardan önce emirlere itaat etmiştir. Üstelik sadece düzen muhaliflerinin yargılanmalarında değil, Menderes gibi düzen hizmetkarlarının yargılanmasında da aynı “emir-kumanda zinciri” uygulanmış, “bağımsız yargı” da bu zincirin bir halkası olarak görevini ifa etmiş, düzenin sadık hizmetkarları için bile kalem kırmaktan kaçınmamıştır.
Yüzbaşı Tekin konusunda da aynı yargı klasiği ile karşı karşıya olduğumuz görülüyor. Gerçi adam kendi ayağıyla gelmese polisin onu tutup hakim karşısına çıkaracağı da yoktu. Tekin güya aranıyordu. Arandığına ve Danıştay saldırısıyla ilişkili olduğuna dair haberler, elbette, polis-MİT tarafından yazdırılıyordu. Şimdi anlaşılmış bulunuyor ki, harıl harıl arandığı süreçte bir kamu kurumunun sosyal tesislerinde barınmıştır. Hamili eski ve “şerefli” bir ordu mensubu olduğuna göre, kamu kurumunun kucak açmasında bir gariplik yok elbette. Garip olan, bunu tespit eden polisin kuruma gidip zanlıyı teslim etmelerini istemesi ve olumsuz yanıt alınca geri dönmesidir. Sırf birilerini aradığı gerekçesiyle evleri, işyerlerini, kurumları basıp, kurşunlarla delik deşik eden, bombalarla yakıp yıkan Türk polisi, demek böylesi durumlarda “burada yok!” denilince çekip gidebiliyormuş!..
Bütün bunlar, Tekin’in yine yukarıdan korumaya alınacak seviyede bir “görevli” olduğunu göstermektedir. Bir kez daha bir suikast olayıyla, bu vesileyle de kontr-gerilla ile ilişkilendirildiği halde ordunun tepesi yine sessizliğini koruyor. Siz ne derseniz deyin biz bildiğimizi okumaya devam edeceğiz, demeye getiriyorlar. Yani, nerede, hangi olayda açığa çıkarsa çıksın kontr-gerilla faaliyetimize, halka karşı komplo ve suikastlerimize devam edeceğiz demek istiyorlar.
Aslında böyle olması işlerine de geliyor. Bir zamanlar gerçekten bir gizliliği olan bu örgütlenme, bu şekilde afişe oldukça ve her deşifrasyonda düzen tarafından savunuldukça, zaman içinde adeta legalleşiyor ve bir tür meşrulaşıyor. Susurluk vakasında gördüğümüz üzere, yeri geldiğinde mangalda kül bırakmayan kimi gazetelerin köşelerine iliştirilmiş kanlı kalemler, bu kanlı örgütlenmenin, düzenin bekası için neden gerekli olduğu üzerine vaaz vermekten kaçınmıyor. Güya Danıştay saldırısını eleştiriyorlar. Pek çok veri saldırganın karanlık örgütlenmelerle ilişkisini ortaya çıkardığı halde, olamaz, “derin devlet” böyle bir meczuba iş yaptırmaz, o yaparsa en iyisini yapar anlamında yaveler döktürüyorlar.
Tekin gibi karanlık bir adamın böyle serbest bırakılması, bir kez daha, bağımsız yargı denilenin aslında nereden ve kimlerden bağımsız, nereye ve kimlere bağlı olduğunu göstermiştir. Düzenin yargısı, ister devletin halka karşı eylemi olsun isterse halkın devlete karşı eylemi, her durumda devletin ve düzenin bekasından yana kararlara imza atmaktadır. Yürürlükteki yasalara uygun olsa da olmasa da bu kararlar alınmakta ve uygulanmaktadır.