02.12.2008
31.05.2006 02:56

Eğitim-Sen yetkiyi kaybetti...

 

Devrimci, militan bir kamu emekçileri hareketi yaratmak için görev başına!


Geçtiğimiz haftanın sendikal cephedeki en önemli konusu, KESK'in ana omurgasını oluşturan Eğitim-Sen'in yetkiyi kaybetmesi oldu. “Toplu görüşme yetkisi” böylece Kamu-Sen'e geçti. Fakat bu durum şaşırtıcı değil. Zira bizzat Genelkurmay tarafından topun ağzına konulan Eğitim-Sen, “derin” bir operasyonunun konusu haline getirilmişti. Bu operasyonda şevkle görev almaya soyunan Kamu-Sen de ilk hedef olarak Eğitim-Sen'in “yetkisi”ni almayı önüne koymuştu.

 

Geçtiğimiz yılın “toplu görüşme” sürecinde ortaya çıkarılan bir dizi belge, Kamu-Sen yönetiminin hükümete Eğitim-Sen'in kuyusunu kazmaya dönük bir plan sunduğunu gösteriyordu. Eğer hükümet destek verirse (sendika aidatlarının devlet tarafından ödenmesi uygulaması açıktan böyle gerekçelendiriliyordu) işkolunda yetkiyi alarak Eğitim-Sen'in, dolayısıyla KESK'in işi bitirilecekti. KESK’e yönelik Genelkurmay öncülüğünde başlatılan operasyon, Kamu-Sen'in etkili kullanımı, hükümetin sistemli müdahalesi ve gerici milliyetçilerin Eğitim-Sen içerisindeki bölücü tutumlarıyla birleşince, sonuç bu oldu. Böylece Eğitim-Sen operasyonunun dava konusu tüzük maddesiyle bitmediği görüldü.

 

Mücadele birikimlerini tüketen icazetçi sendikacılığın iflası

 

Bununla birlikte ortaya çıkan durum salt düzen cephesinin operasyonu ile açıklanamaz. Neden açıklanamayacağını ise herşeyden önce Eğitim-Sen tarihi söylemektedir. Zira Eğitim-Sen, fiili-meşru mücadele ile kurulmuş, birçok saldırıyı göğüslemiş bir sendikadır. Uzun zaman düzen tarafından yasadışı görülmüş, türlü baskı ve zorla terbiye edilmeye çalışılmış, yüzlerce kadrosu sürgün ve soruşturmalarla yıldırılmaya çalışılmış bir sendikadır. Eğitim emekçilerinin büyük bedellerle kurduğu Eğitim-Sen bir onur mevzisi olarak korunmuştur. Tüm bu dönem boyunca Eğitim-Sen'in üye sorunu da olmamıştır. Başlangıçta kararlı yüzlerce devrimci emekçinin cüretkar çabasıyla yola çıkılmış ve fiili-meşru-militan mücadele hattında yüzbinlerce eğitim emekçisiyle buluşulmuştur. Henüz düzenin yasaları tanımazken eğitim emekçilerinin tek meşru sendikası haline gelmiş, devletin kendisine karşı kontra sendika olarak kurduğu Türk Eğitim-Sen'i etkisiz bırakmıştır. Ayrıca tüm bunlar kirli savaşın oldukça yoğun olduğu ve Eğitim-Sen'in bu savaşta özel bir hedef haline getirildiği bir dönemde başarılmıştır. Dahası bu dönemde kapatma davaları da neredeyse hiç eksik olmamıştır. Fakat her kapatma girişiminde mühürler kırılmış, sendika sahiplenilmiştir.

 

Dolayısıyla, bugün ulaşılan nokta tek başına devletin operasyonu ve Kamu-Sen'le açıklanamaz. Ortaya çıkan durum, esasta fiili-meşru mücadele çizgisinden düzenle bütünleşmeye, devlet bürokrasisinin koridorlarında iş bitirici sendikacılığa evrilmiş olan sendikal anlayış tarafından yaratılmıştır. Bugün ortada bir hezimet ve iflas tablosu varsa, bu tablo Eğitim-Sen ve KESK yönetimine hakim reformist-liberal koalisyonun eseridir.

 

Hemen belirtelim ki, yaşanan iflastan kastımız hiç de “toplu görüşme yetkisi”nin kaybedilmiş olması değildir. Zira kamu emekçilerinde temelsiz beklentiler yaratarak düzene yedekleyen toplu görüşme oyununun zerrece bir değeri yoktur. Dolasıyısıyla, “yetki”nin kaybedilmesiyle, liberal-icazetçi sendikacılığın sonuçları ve harekette yarattığı tahribat iyice açığa çıkmıştır.

 

Sendika bürokratlarının konumlarını kaybetme telaşı

 

İcazetçi sendikal anlayışın temsilcileri, bugüne kadar geçmiş birikimleri tüketerek yolaldılar. Fakat artık geçmiş mücadelenin birikimlerinden tüketecek bir şey kalmamıştır. Doğal olarak icazetçi sendikacılık, “yetki”nin de kaybedilmesiyle, artık bu gerçekle yüzleşmek zorunda kalmıştır. Tam bir telaş içerisindedirler. Telaşlarının nedeni kamu emekçileri mücadelesinin gerilemesi değil, düzen içinde sahip oldukları konum ve ayrıcalıklarını yitirmiş olmalarındandır.

Bu telaş son eylemlere bakıldığında görülmektedir. Eğitim-Sen yönetimi “yetki”nin kaybedilmesi üzerine alelacele bir Ankara yürüyüşü kararı almıştır. Gerçekleştirilecek eylemin merkezine de, daha önce aynı sorunların daha yoğun yaşandığı zamanlarda dahi görülmedik bir duyarlılıkla, “Baskı-sürgün-kadrolaşma değil, demokratik bir yaşam istiyoruz!” talebi konulmuştur. Eğitim-Sen yönetimi, bu süreçte yaptığı tüm merkezi açıklamlarda hedefe AKP'yi koymuş, AKP'nin gerici bir kadrolaşma içerisinde olduğuna ve bu amaçla da üyelerine yönelik ciddi bir sürgün furyasına başvurulduğuna dikkat çekmiştir.

 

Ancak kadrolaşma ve sürgün uygulamaları yeni değildir. Sadece Eğitim-Sen yönetimi yaşadığı iflası gerekçelendirmeye, gözlerden saklamaya çalışmaktadır.

 

Emekçilerin devrimci bir sendikacılığa ihtiyacı var!

 
İcazetçi sendikacılık ve onlara yön veren siyasetlerin iflası anlamına gelen bu tablo öncü emekçilere önemli görevler yüklemektedir. Düzen içi konumlarını korumaktan başka bir dertleri olmayan liberal sendikal yönetimler kamu emekçileri hareketinde yarattıkları tahribatı daha da derinleştirmektedirler. Devletin terbiye operasyonuna karşı durmanın tek yolu tabandan yükselen devrimci, militan bir kamu emekçileri hareketidir. Ötesi KESK'i Kamu-Sen yapmak anlamına gelecektir.

 

Zira emekçilerin pazarlık masalarına değil, kurulu düzene ve devlete karşı fiili-meşru-militan bir mücadeleye ve bu mücadeleye önderlik yapacak önderliklere-örgütlülüklere ihtiyacı var. İcazetçi sendikacılık anlayışı teşhir ve mahkum edilerek, devrimci bir çıkış yolunu örgütleyecek, emekçileri düzene karşı mücadele bayrağı altında toplayacak bir ileri inisiyatife ihtiyaç var. Başta devrimci kamu emekçileri olmak üzere tüm ilerici devrimc güçleri bu yolda seferber olmaya, sınıf mücadelesinin kazanımlarını ve değerlerini korumak uğruna harekete geçmeye çağırıyoruz.

 

 


YAZICIYA GONDER


December
Mon Tue Wed Thu Fri Sat Sun
1 2 3 4 5 6 7
8 9 10 11 12 13 14
15 16 17 18 19 20 21
22 23 24 25 26 27 28
29 30 31 1 2 3 4