02.12.2008
12.09.2007 09:02

İstanbul Kent Sempozyumu üzerine Mücella Yapıcı ile konuştuk...

 

“Sempozyumla bilimsel çevrelerle kent halkını temas ettirmeye, iletişime geçirmeye çalışıyoruz”

- Kapitalizmin dünya çapında sürdürdüğü ve genişletmeye çalıştığı hakimiyetten nasibini kentler de fazlasıyla alıyor. Tekelci sermayenin kâr hırsının şekillendirdiği kentlerimiz gün geçtikçe daha da yaşanmaz hale geliyor. Kentlerimizde yaşanan tüm bu sorunları enine boyuna tartışmayı ve çözümler üretmeyi amaçlayan İstanbul Kent Sempozyumu’nda sorunların kaynağının kapitalizm olduğu vurgulanıyor. Genel hatlarıyla sempozyumun hangi ihtiyaçlardan doğduğunu anlatır mısınız?

Kapitalizm bugün geldiği aşamada kendi krizlerini artık kentler üzerinden çözmeye çalışıyor. Mesela eskiden kentler üretimin mekanlarıydı; sanayi devrimi ile birlikte  üretimin örgütlendiği mekanlar haline gelmişlerdi... Şu anda tüketimin örgütlendiği mekanlar haline getirilmiş durumda. Gerçekten de şu anda tüketimin hem öznesi hem de nesnesi durumunda. Bakıyoruz; gelişmiş ülkelerin kentlerinde bu kadar büyük azmanlaşmalar göremiyoruz. Esas olarak azmanlaşma, megakentler haline gelme, birbirleriyle yarışa sokulma hep az gelişmiş ülkelerin kentlerinin başına gelen bir yazgı.

İstanbul’un bu felaketi de aslında 1970’lerde başladı. ‘İstanbul Beyrut olacak’ masalları... 1980’lerden sonra ise hukukuyla, idaresiyle, özelleştirmelerle, turizm teşvik kararlarıyla çok farklı bir sürece girildi. Özellikle 2000’lerden sonra çok açık olarak İstanbul üzerinde bir takım oyunlar oynanmaya başlandı. Bu da İstanbul’un misyonu ve vizyonu adı altında dillendirildi. Bu dönemde büyük projeler başladı, arsa satışları, 2B’ler vs...

İstanbul biliyorsunuz ki Türkiye sanayinin %60’ının bulunduğu bir kent. Bölge kalkınma ajansları sonucunda sadece kentler, bölgeler ve ülkeler değil, bölgeler ve kentler birbirleriyle yarıştırılmaya başlanacak. Bu anlamda İstanbul daha da büyük bir önem kazanıyor. 

Biz TMMOB olarak kent sorunlarının sadece meslek insanlarının ya da bilim insanlarının işi olduğunu düşünmüyoruz. Kent aslında çok politik ve siyasal bir yer. Bu noktada kentte yaşayan insanlardan başlamak üzere herkesin sözünün olduğunu düşünüyorum. Onun için bu sempozyumla amacımıza ulaştığımızı söyleyemeyiz ama biz bir süreç başlatıyoruz. Dedik ki, artık bilim insanları, meslek insanları ve halk bu konuyu birarada tartışmalı. Çünkü eğer bilim ve teknik gerçekten sadece sermayenin sorunlarını çözmeye kafasını yorarsa  -ki öyle olmaya başladı- kentleri bu noktada çok tehlikeli günler bekliyor. Bu tehlike sadece İstanbul için değil dünya kentlerinin tümü için geçerli olan bir şey. Bu yüzden biz bu sempozyumla bu alanı açmaya çalıştık. Bu konuda ne kadar başarılı olduk; onu çok bilemiyorum ama yaptığımız şey alışılmış bir şey değil. Bu süreçte eksiklerimiz de tabii ki olacak ama şu yolu açtığımızı da düşünüyorum: Bu, tüm hatalarıyla-doğrularıyla beraber bir örnek olacaktır. Bu süreç devam edecek ve biz bu sempozyumda en azından bilim insanlarıyla, akademisyenlerle, kentli kuruluşları, kişileri biraraya getireceğiz. Bu noktada Kent Sempozyumu’nu fazlasıyla önemsiyoruz. Bu bir ilk ve umarım devam eder...

- Bugün özellikle işçi-emekçilerin yoğun olarak yaşadığı mahallelerde, varoşlarda etkilerini hissettiren bir kentsel dönüşüm gerçeği ile karşı karşıyayız. TMMOB’da bu sürece dair tepkisini çeşitli vesileler ile dile getirdi. Sempozyumda da bu konuya özel önem verildiği dikkatimizi çekiyor. TMMOB bu konuda ileriye dönük ne düşünüyor?

Geçmişte, TMMOB’un geçmişine baktığınızda hayata geçmiş ya da geçmemiş  yapılmış çok doğru tespitlerle karşılaşırsınız. Gecekondu meselesinin başında bile biz, eğer barınma hakkını toplumca bir talep haline getirebilseydik, zaten gecekondu diye bir sorunumuz olmayacaktı. Biz, emek üzerinden hiçbir çözüm üretilmemiş bir kentte yığınla birikmiş sorunun üzerine çözümler oluşturmaya çalışıyoruz. Bu noktada taraflar sanki birbirlerinin karşısındaymış gibi görünüyor. Toplumla-bilim, toplumla-akademi, akademiyle-teknik alanlar birbirinin karşısındaymış gibi görünüyor. Benim inancım şu ki: Üretilen bilimsel bir görüş ya da teori insanların hayatında bir şey değiştirmiyorsa, iyileştirmiyorsa, yapılmış bilimin hiçbir anlamı yoktur. O zaman burada bilim dünyası ile, akademi dünyası ile mesleki dünyayı; toplumun gerçekleri ile yüzleştirmek bile, birbirlerini anlamaya çalışmaları bile, çözüme giden yolun birinci adımı olacaktır.

Bu kopukluğu ortadan kaldıracak tek organın da ben mesleki kuruluşlar olduğunu düşünüyorum. Çünkü mesleki kuruluşlar bilim çevreleri ile halk arasında akışı sağlamak ile görevli olmalılar. Yani bilimsel ve teknik doğruları halka tercüme etmesini bilebilmeliler. Şimdi İstanbul’un geldiği noktada bu çok önem kazanıyor. Biliyorsunuz kentsel dönüşüm, kimi sosyal ayrışmalar, kentteki kapalı siteler bütün bu olaylar, ulaşım meseleleri sonuçta hep birlikte kafa yorulup çözüm bulunacak sorunlardır. Bu noktada biz aracı kurumlarız gibi geliyor bizlere.

- Bilim ile halkı buluşturmaktan söz ettiniz, sempozyum tanıtım metinlerinde de çözümün birlikte bulunacağına dair ifadelere sıkça raslamak mümkün. Peki sempozyuma halkın katılımı ve bilim çevreleri ile buluşmanın sağlanması için ne gibi adımlar atıldı?

TMMOB’un kendi kendine yapacağı bir sempozyum kurgusu da, kentteki bütün sorun alanlarına dayalı çok başarılı ve önemli de çözüm önerileri sunabilir. Çözüm önerisi şartta değil, TMMOB, eleştirilerin, politikaların üretildiği çok ciddi bilimsel ve mesleki alanlar örgütleyebilecek kuvvette bir örgüttür.

Bunu yapmadık o yola gitmedik, isteseydik her oturumda kentin her sorun alanında gerçekten bütün hocalarımızı konuştururduk. Biz onu yapmak yerine bu sempozyumu duyurduk bir yıl önce. Sempozyuma bildiri ve katkı sunmak isteyen herkese açtık. Programa bakarsınız kişiler var. Örneğin Almanya’dan bir mimar var, kentsel dönüşüm hakkında fikrini sunacak. Bunu dışında semtlerde örgütler var bildiri sundular. Ama tabii ki bir elemeden geçti. Bu semyozyumun ölçütleri ‘akademik, bilimsel, hiç bir yerde yayınlanmamış’ gibi bizim normalde sempozyumlarda uyuladığımız ölçütler gibi değil. Biz mümkün olduğunca sorun alanlarına dokunanlarını seçtik. Yani bu noktada bu bir ilk ve bunun sancısını kendi içimizde oldukça fazla yaşadık. Sempozyumu yaşayacağız, bu sempozyumu oturur değerlendiririz, bundan sonraki sempozyumlar için hep birlikte başka yollar buluruz.

Buna bir ilk diyelim. Burada asıl bilimsel çevrelerle kent halkını temas ettirmeye, iletişime geçirmeye, birazcık kent halkını kendilerini ifade ettirmeye çalıştık. Ama tam beklediğimiz gibi değil, biz beklerdik ki gerçekten ciddi katılımlar olsun. Ama maaalesef olmadı, belki bizim duyurular konusundaki eksikliğimizdir, belki de halkımız ‘sempozyumları yapıyorsunuz yapıyorusunuz, bir şey çıkmıyor’ diyorlardır. Ama biz umutsuz değiliz, umarım bu sempozyumdan hemen sonra insan onuruna yakışır, sağlıklı, güvenli barışçı kentlerde yaşama hakkımızı talep haline getirmeyi öğreniriz. Çünkü bu talebi biz oluşturmadan bu sorun çözülmeyecek.

-Zaman ayırdığınız için çok teşekkürler...

 


YAZICIYA GONDER


December
Mon Tue Wed Thu Fri Sat Sun
1 2 3 4 5 6 7
8 9 10 11 12 13 14
15 16 17 18 19 20 21
22 23 24 25 26 27 28
29 30 31 1 2 3 4