20.02.2008 04:59
Irkçılık ve asimilasyona karşı mücadele kapitalizm varolduğu müddetçe günceldir…
Irkçılık ve asimilasyondan arınmış bir dünya için sosyalizm!
Irkçılık ve asimilasyondan arınmış Senaryosu halkları köleleştirme seferini yürüten Washington’daki savaş kundakçıları tarafından yazılan “ılımlı islam projesi”nin yönetmenleri, Tayyip Erdoğan’ı “baş aktör”lüğe uygun görmüştü. Tayyip Erdoğan bu tercih sayesinde, kısa süreli bir gecikmenin ardından, başbakanlık koltuğuna yerleşmeye muvaffak olmuştu. Mahalle tüccarlığından belediye reisliğine terfi eden Necmettin Erbakan’ın tilmizi Tayyip, başbakanlık mertebesine kısa sürede erişebildiği için, bu makama uygun yeterli bir eğitim almadan sermayenin önde gelen siyasi temsilcisi oluvermişti.
Yalan, demagoji, yüzsüzlük, tehdit, şantaj vb. hasletleri sergilemekte kısa sürede profesyonelleşen Tayyip, buna rağmen, bazen “haddini aşan” sözler sarf etmekten geri duramadı. Bundan dolayı defalarca medya önünde söylediği “keskin sözler”i yutmak zorunda kaldı.
Geçtiğimiz günlerde Almanya’ya giden Tayyip Erdoğan, neo-nazilerin yakarak katlettiği Türkiyeliler için düzenlenen törene katıldı. Burada yaptığı konuşmada, “asimilasyon insanlık suçudur” deyiverince ortalık “karıştı”. Neo-nazileri besleyen gerici Alman devletinin sözcüleri, göçmenleri asimile etmeye değil entegre etmeye çalıştıklarını söyleyerek karşılık verdiler Erdoğan’a.
Gerçi Türk başbakanının Alman rejimini rahatsız etmek gibi niyeti yoktu. Ancak sözler bir kere ağzından kaçmıştı ve geri dönmesi mümkün değildi. Yine de tartışma Almanya’dan çok ülke içinde alevlendi.
Düzen medyasındaki bazı kalemşörler bile, Almanya’daki Türkler’in asimile edilmesine karşı esip gürleyen başbakanın, Türkiye’deki Kürtler için aynı duyarlılığı neden göstermediğini sorma gereği duydular.
Almanya’daki Türkler üzerindeki baskı Türkiye’deki Kürtler’in maruz kaldığı baskıyla kıyaslandığında “hafif” kalıyorken, dahası göçmenlerin Almanya’da çocuklarını Türkçe eğitim de veren okullara gönderme seçeneği varken, kendi yurtlarında yaşayan Kürtler’in bu haktan mahrum bırakılmasının doğru olmadığı bu aynı kalemşörler tarafından dillendirildi. Tabii devletin yaktığı üçbin köyden, yerinden yurdundan sürülen üç milyon Kürt’ten, kirli savaşta katledilen onbinlerce insandan söz eden yoktu bu tartışmada.
Irkçılık, dünyanın neresinde görülürse görülsün, hangi dozda olursa olsun gericidir ve elbette her koşulda mahkûm edilmelidir. Zira bu illet işçilerin birliğini parçalarken, halkları da birbirine düşman eder. Buna karşın, Türk sermaye devletinin 80 yıldır Kürt halkına karşı ırkçı-inkarcı politika izlediği bir gerçekken, üstelik AKP hükümeti de bu ırkçı politikanın uygulayıcısı iken, Tayyip Erdoğan’ın asimilasyona karşı olduğunu iddia etmesi kaba bir riyakârlıktır.
Irkçılık ile bunun türevi olan asimilasyon, Alman veya Türk devletlerine özgü bir uygulama olmayıp, tüm kapitalist devletlerin vazgeçilmez politikaları arasında yer alır. Bu konuda sicili temiz bir burjuva devlete rastlamak neredeyse olanaksızdır. Eğer bu konudaki suç dosyası kabarık olmayan bir devlet varsa, bunun nedeni asimile edilecek bir halka egemen olmamasıdır. Bu konuda suç dosyaları en kabarık olanlar ise, İngiltere, ABD, Fransa, Almanya, Rusya, Japonya gibi emperyalist devletlerdir. Zira onlar sadece kendi sınırlarındaki halkları değil, işgal ettikleri topraklarda yaşayan halkları da bu vahşi icraatlara maruz bırakmışlardır.
Halen Filistin’de, Irak’ta, Afganistan’da, Kürdistan’da, İrlanda’da, Bask bölgesinde ve daha pek çok coğrafyada devam eden ırkçı uygulamalar da kapitalist-emperyalist düzenin dolaysız desteği ya da onayı ile sürdürülmektedir.
Hal böyleyken Tayyip Erdoğan ya da onun gibiler, asimilasyona karşı nutuk atabilir, ama bunun hiçbir kıymet-i harbiyesi olamaz. Çünkü onlar, “demokrat” olma niteliğini tarihsel olarak geride bırakmış bir sınıfın, burjuvazinin temsilcileridir.
Burjuvazi ile onun düzeni, çağımızdaki her tür eşitsizlik ve gericiliğin kaynağıdır. Dolayısıyla insanın insan tarafından sömürüsüne dayalı bu düzende ne halklar, ne cinsler, ne dinler, ne de mezhepler eşit olabilir. Bu durum, her türden sömürü, baskı ve eşitsizliğe karşı mücadelenin güncelliğine işaret etmektedir. İnsanlığın bu çirkin musibetlerden gerçek anlamda kurtulabilmesi ancak sosyalizmde mümkün olacaktır. Güncel mücadelenin belli kazanımlar elde edebilmesinin yolu da, devrim ve sosyalizm mücadelesine tabi ele alınmasından geçmektedir.