13.04.2008 21:28
Bacca'nın failleri ölü-seviciliğe soyunmuş durumda!
Toplum cinnetin eşiğinde!
Hrant Dink katledildikten sonra Rakel Dink'in cenaze töreninde söylediği sözler, üzerinden aylar geçmesine rağmen geniş bir kesimin bilincine kazındı. Dink cinayetini izleyen süre zarfında katledilen nicelerinin ardından bakılıp “Bir bebekten katil yaratan karanlık...” çokça lanetlendi. Ama gelinen yerde, cinayetler karanlığa yüklense de, kan gölünün önü alınamadı.
Pippa Bacca... Bize Hrant Dink kadar yabancı bu ismin taşıyıcısı genç kadın, üzerinde uzun uzun düşünülmesi gereken bir neden ve tutumla Türkiye topraklarına adım attı. Elbette biz bu nedenlerden haberdar olmadan önce onun kaybolduğu, ardından da boğazlandığı haberi ile karşılaştık. Barış söylemi ile ülke ülke gezen bu genç kadının hikayesi coğrafyamızda pek tanıdıktı, ve sonu maalesef önceden kestirilebilirdi.
Bizlerin ancak masallarda duyduğumuz Heidi gibi, kaz çobanı Nell gibi bir isme sahip Bacca'nın masalının sonu Türkiye sınırlarında bir çırpıda yazılıverdi. Yolu ne Kaf Dağı'nın ardına, ne Alp dağlarına, ama 2010'da dünyanın başkenti olma telaşına düşmüş bir şehrin az ötesine, Gebze'ye düşüverince, masal da anlatıcı da boğazlanıverdi... Dehşete kapılmak, öfkelenmek makbul ama bu kan emici, bu insanlığı bir süs bitkisi ile eşdeğer tutan dünyada mutlu sonla biten bir hikaye olmayacağı kesin olduğuna göre, şaşkına dönmek kimsenin hakkı değil...
Asıl adı Giuseppina Pasqualino di Marineo olan Pippa Bacca, Silvia Moro ile birlikte oluşturdukları “Gelin yolculuğu” projesi kapsamında 8 Mart günü İtalya'dan yola çıktı. Hürriyet, Milliyet gibi az haber, bol sansasyon yapan gazetelerin insanlığı iğdiş edilmiş haber yorumlarından anlaşıldığı üzere, proje savaş karşıtı bir tema üzerinden şekillenmişti. Özellikle ABD ve İsrail'in Ortadoğu üzerindeki işgal politikalarına tepki göstermek hedefinde olan iki sanatçı, İtalya'dan gelinlikle yola çıkarak, Filistin topraklarında yolculuklarını tamamlayacaklardı. Türkiye'den önce otostopla Balkan ülkelerini geçen ikilinin yolu maalesef Türkiye'de kesilmiş oldu.
Boyalı basın tarafından yansıtılan hikayenin başı bir kayıp haberi, sonu ise çırılçıplak bulunmuş bir ceset... Ardından yapılan en insani açıklamalarda dahi “Türkiye'nin imajının zedelenmesi” ana ekseni oluşturuyor. Hürriyet “Utanıyor”, Milliyet'in “Acısı çok büyük!”, Radikal “Bu nasıl bir ülke?” diye soruyor... Yollarda tecavüz edilip, kafası kesilen Ayşe ve Fatma'lar karşısında susan, kodamanlar eliyle fuhuşa zorlanan adı Emine'yken Mine olmuş kadınları bilmezden gelen, Kürdistan'da dipçiklerle başı ezilen, karnı deşilenlerden hiç mi hiç söz etmeyen burjuva medya şimdi bir imaj telaşıyla utanıyor! Barış için gece gündüz çabalayanlar işkence tezgahlarından geçirilir, polis tecavüzlerine uğrarken alkışlayanlar şimdi acı çekiyor. Sınır ötesi saldırganlığa borozanları ile eşlik edip, ölümlerde kelle hesabına düşenler, satır satır işleyerek yetiştirdikleri katil sürüsünün maalesef sıradanlaşmış bir cinayeti karşısında durup “bu nasıl bir ülke” diye sorabiliyor! İşte burjuva ikiyüzlülüğü böyle bir şey... Tecavüze uğrayıp katledilmiş bir kadın bedenine, ülke imajını “toparlamak” gibi ne idüğü belirsiz bir erek uğruna manşet manşet yeniden tecavüz örgütleniyor!
Bu coğrafyanın psikiyatristi de, gazetecisi de cinayetin suç ortağıdır!
Bacca'nın kaybolduğu haberinin burjuva medyada yer almaya başladığı günden bu yana çıkan haberler gerçekten bir araştırmaya konu edilebilecek cinsten... “Gelinlikli otostopçu” başlığından “Arabesk” filminde Müjde Ar'ın gelinliği ile yollarda koşturduğu sahnelerin jenerik olarak kullanılmasına kadar... Hemen her haberde aslında Türkiye'de hemen her gün yaşanan bu iğrençliğe karşı bir yabancılaşma yaratılmaya çalışılıyor, nasıl bir cinnet toplumu haline gelindiğinin üzeri örtülüyor. Kısacası medya patronları gazete sayfalarında koca puntolarla yer verdikleri esprili manşetlerle cinayete (cinayetlere) seve seve suç ortaklığına soyunuyor.
Ancak iş satılık kalemlerin soytarılığıyla da bitmiyor. İşte 13 Nisan tarihinde Milliyet Gazetesi'nde yer alan haberin başlığı: “Tecavüzde beyaz gelinlik etkili mi?” Bu mide bulandıran soruyu yanıtlayan ve uzman bilirkişi sıfatı ile konuşan ise Yeditepe Üniversitesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve hatta Profesör ve bir de Doktor “Arif Verimli”... Gelinlik cinselliği çağrıştırır diyor Verimli... Verimli salt kendine sorulan bu mide bulandırıcı soruya yanıt vermekle kalmıyor. Ekliyor; “Büyükşehirler suç oranı yüksek insanlarla doldu. İnsanlık değerleri, insan sevgisi ve insan hakları gibi değerlere sahip kişilerle suç unsuru taşıyan insanlar yan yana yaşamaya başladı.” Bu cümlenin öncesinde ise uzun uzadıya Doğu'dan Batı'ya göç anlatılıyor. Yani özcesi medya maymunu bir psikiyatrist olarak, Beyaz Türk kimliğini satır aralarında övmeyi iş edinmiş bu meşhur(!) psikiyatristimiz, bir tecavüz analizi ile Kürt illerinden gelen insanları topyekün “suç oranı yüksek” ve “tecavüze eğilimli” ilan ediyor. Türkiye'de bilim insanı sıfatının peynir ekmek gibi dağıtıldığının bir örneği daha...
Yine bilinen nakaratlar: Katil psikopatmış!
Hitler'in ardından şizofren dendi... Tıbbi olarak böyle midir, değil midir bir yana, faşizmi şizofreni ile mazur gösterme niyeti başka bir yana... Belki yıllar sonra Bush iktidarsız ilan edilecek, Şaron'un bilmem ne hormonun eksik olduğu söylenecek... Bacca'nın katili Murat Karataş da elbette “psikopat” ilan edildi. Ve bütün Türkiye rahat etti. Bütün bir toplum delirmemişti! Mesele bir psikopat katilin olağan bir cinayetiydi! Zaten İtalyanlar da olgun bir tutum alarak “her yerde kötü insanlar olur, utanmayın” demedi mi?!
Ama maalesef durum bundan çok uzak! Kimse rahat uyumasın. Zira günümüzde hasta olan kişiler değil, toplumlar! Adım adım psikopatlaştırılan bir toplumun fertleri olarak sokaklarımız da güvenli değil, evlerimiz de... İşte yine bir burjuva gazetesinde Bacca'yla ilgili süslü taziye haberlerinin yanına ilişmiş bir haber: “Üniversite lojmanında cinnet! Genç kadın küçük kızını ve kocasını öldürüp, intihar etti!”
Barış için yollara dökülen Bacca'nın bedeninde çırılçıplak bir gerçeğin yansıması okunuyor!
A. Eylül