12.04.2008 14:03
İnsanlığın son durağı: Gebze...
Birkaç gün kadar önce tanıştık Pippa Bacca ile. “İnce” espriler ve göndermelerle süslenmiş haberleri ekranlarımızı kapladı. “Gelinlikli otostopçu”, “Gelinlikli sanatçı kayboldu” gibi haberlerin en akılda kalanı Fox TV ana haberde “Arabesk” filminden görüntülerle hazırlanan haberdi belki de. Haberi hazırlayanlar belli ki çok eğlenmişlerdi...
Asıl adı Giuseppina Pasqualino di Marineo olan İtalyan sanatçı, Silvia Moro isimli bir arkadaşı ile birlikte savaşları protesto etmek için “Gelinlik yolculuğu” başlıklı bir proje hazırladılar. İtalya'dan yola çıkan Bacca ve Moro üzerlerine barışı simgeleyen beyaz gelinlikler giyerek otostopla Beyrut'a gidecekler ve yolculuk sırasında Balkan, Akdeniz ve Ortadoğu ülkelerini ziyaret edeceklerdi. Yolculuk boyunca gelinlikleri yıkamayacak olan ikili, gelinliğin üzerinde, geçtikleri bugüne kadar pek çok savaş ve iç savaş yaşamış ülkelerin izlerini taşıyacaklardı. Gelinliğin üzerinde en kalıcı izi bırakan ülke Türkiye oldu...
Proje kapsamında İtalya'dan yola çıkarak Balkan ülkelerini kateden ikiliden Pippa Bacca'nın, yolculuğun Türkiye ayağı sırasında -31 Mart tarihinde- ortadan kaybolduğu haberi geldi. Balkanlar’ı aşarak Türkiye'ye giriş yapan Bacca, ancak Gebze'ye kadar gelmeyi başarabilmişti. Burada ise alışık olduğumuz bir hikâyenin kurbanı olarak -tecavüz edilerek- öldürüldüğü öğrenildi. Bulunduğunda ondan geriye, ülkelerin izlerini taşıyan gelinliği yerine bir “medeniyet”in sonunu gösteren toprağa gömülmüş çıplak bedeni kalmıştı yalnızca, bir de katilinin kendi sim kartını takarak kullanmaya devam ettiği cep telefonu...
Aslında daha kayıp haberi geldiği anda herkes ne olacağını biliyordu. Kimse olanları öğrenince şaşırmadı. Her gün çıplak kadın resimlerinin yanında sözde lanetlenen tecavüz haberlerinden aşinaydık olanlara/olacaklara. Yine de bir umut vardı herkesin içinde. Belki halen iyi birşeyler kalmıştır bu çürümüş toplumdan geriye diye. Bacca'nin bedeninin bulunması ile birlikte bu son umutlarda söndü. Toplumu çürüten kapitalizmin mimarları ise her zamanki gibi tecavüzcüleri lanetlediler, “utanç duyduk”larını belirttiler, “insanlık dışı” ilan ettiler... Suçlular yine ötekilerdi, “kro”lar, “maganda”lar, “köylü”ler, “cahil”ler. Bacca’nın haberleri bir kez daha kadın bedeninin teşhiri ve kadının metalaşması üzerine kurulu haber ve fotoğraflarla yanyana basıldı sayfalara.
Bacca nasıl bir sanatçıydı, nasıl bir hayatı vardı, hayata nasıl bakardı, hiçbirini bilmiyoruz, zaten artık önemli de değil... Bacca inandığı barış talebiyle ve savaşın mimarı olarak gördüğü ABD ve İsrail'i lanetlemek, Ortadoğu halklarıyla dayanışmak için naif bir çaba içine giren iki kişiden biriydi. Ve bu naif çaba sistemin yozlaştırdığı toplumun çürümüş kentlerinden yalnızca biri olan Gebze'de sona erdi. Bu sona eriş projenin amacını gündeme getirerek, “barış”ın nerede aranması gerektiğini bir kez daha ortaya koydu. Çünkü toplumları şovenizm ile zehirleyerek savaşları kışkırtanlar ile yozlaşmayı, çürümeyi körükleyenler aynı kişiler...
Shohei Imamura imzalı bir kısa filmde insan olarak kalmak yerine yılan olmayı tercih eden ve öyle yaşayan bir savaş gazisine annesi şu soruyu soruyordu: “İnsan olmak seni bu kadar mı iğrendiriyor?” Bugün artık bu soruyu sorabilmek için kapitalist çürümüşlüğün içinde yaşıyor olmak bile tek başına yeterli olsa gerek...