02.12.2008
13.04.2008 06:11

Sanat, otostop, tecavüz, stop - Nur Çintay A.

 

Cuma akşamı film festivalinde, Tommy O'Haver'in tamamen gerçek bir hikâyeden yola çıkarak çektiği 'Bir Amerikan Suçu/An American Crime'ının son gösterimi vardı, Atlas'ta.

Savcı'nın Indiana'da o güne kadar işlenmiş en korkunç cinayet olduğunu söylediği bu feci vaka, tarihteki en trajik cinayetlerden, en ürpertici çığrından çıkmalardan da biri herhalde.

Sene 1965. Panayırlarda, gezgin lunaparklarda çalışan çift, iki kızlarını, kısa süreliğine, iyi niyetli bir ev kadını görünümündeki Gertrude'un yanına bırakırlar. "Zaten altı çocuğum var" der Gertrude şefkatle, "İki tane daha fark etmez." Yollanacak kira karşılığında, Sylvia ve kızkardeşi Jennie'yi, aynı okula giden kendi çocuklarından ayırmayacaktır.

Gel gör ki Gertrude, dışarı pek çaktırmamakla beraber, sağlam bir kafa sağlığına sahip değildir. Ağzına edildiğini düşünüyordur. Altı çocuk ve tıfıl oğlanlara olan zaafıyla, bir başına, beş kuruşsuz, hem ruhen hem fiziken hastadır. Dayanabilmek için kendini ha bire haplıyordur.

İlk ay kira çeki geç kaldı bahanesiyle iki sopa gelir. Sylvia, çocuk felci geçirmiş zayıf ve ödlek kardeşini korumak için kendini kurban eder.

Sonrasında kıskançlık, kin, öfke, yalan ve gerçek, korkunç bir şekilde birbirine girer.

Gertrude, evin bodrumuna attığı Sylvia'ya karşı, tüyler ürpertici bir işkence programı başlatır. Asıl akıl almaz (aslında bir yandan da ürkütücü biçimde anlaşılır) olan, evdeki diğer çocukların, dahası mahalledekilerin de 'dersini verme oyunu'na dahil olmalarıdır.

'Hadi bir tekme de sen at, annem atabileceğimizi söyledi'ler, Sylvia'nın vücudunda söndürülen izmaritler birbirini kovalar, tecavüze ve en sonunda da cinayete varan toplu bir delilik yaşanır.

Aklıma 'Dogville' düştü; hem bu grup psikolojisi, hep beraber çığrından çıkma halinden, hem de galiba Sylvia'nın soğukkanlılığından, efendiliğinden, zarafetinden.

İtalyan çağdaş sanatçı Pippa Bacca'nın tecavüz edilip boğulduktan sonra Gebze'de çıplak halde gömüldüğünü öğrendiğimde de hâlâ daha filmi üzerimden atamamıştım.

Hikâyeleri bambaşkaydı ama Sylvia'nın iyi niyeti ve masumiyetiyle Pippa Bacca'nınki aynı şekilde son bulmuştu: İşkence, tecavüz, cinayet.

Nasıl Sylvia arkadaşını korumak için doğruyu söylerken feci bir düşmanlık kazanacağını bilmiyorduysa, Bacca da otostop çekmenin (hele üstünde gelinlikle) bu ülkede barış mesajından çok başka mesajlar verdiğini bilmiyordu...

Alakasız gelebilir, ama ikisi arasında bağ kurmamın bir sebebi de bu otostop meselesi. O sorunlu ilk gençliğinizde, etrafın gazına gelip de en utanç verici ne yaptınız? Kötücül ya da zavallıca?

Sonradan hiç akıl erdiremediğim bir iştir; 15'lerimdeyken yamanmak istediğim kızlar grubunun direktifleri doğrultusunda defalarca otostop çektiğimizi hatırlıyorum. Düzgün bir lisede okuyan, Bağdat Caddesi'nde oturan kızlarız, maddi bir sıkıntımız yok, tıkır tıkır harçlığımızı alıyoruz, fantezi derdimiz yok, kendini bilmez kırolara hiç tahammülümüz yok, ama karşıya otostop çekerek geçmeye kalkıyoruz!

Ne o, tırsıyor musun? Halbuki bu, bizden olabilmen için sana sunulmuş mikro bir fırsat! İşte kimi gariban otostop çeker dahil olmak için, kimi cinayet işler. Gençliğin gaza gelebilitesinin tehlikeleri...

Ben yine de Pippa Bacca'nın sağ salim bulunacağını ümit ediyordum. Barış mesajı verme derdinde olan gelinlikli bir İtalyan otostopçu kadının bu ülke şartlarında kazasız belasız yaşamasının fazlaca imkânsızlığından belki, bir mucize bekliyordum. Ama olmadı. Otostop müessesesi alışık olunduğu üzere sürprizsiz işledi. Bu ülkede çağdaş sanatın da bir haddi hududu vardı. Tabii barış ve iyi niyetin de...

Radikal / 13.04.08


YAZICIYA GONDER


December
Mon Tue Wed Thu Fri Sat Sun
1 2 3 4 5 6 7
8 9 10 11 12 13 14
15 16 17 18 19 20 21
22 23 24 25 26 27 28
29 30 31 1 2 3 4