14.04.2008 13:20
‘Sınırsız söz, basın, örgütlenme, gösteri ve toplanma özgürlüğü’ istiyoruz!
301 komedisine son!
Burjuva meclisin 301 komedisi sürüyor. Hükümet partisi cenahından ‘2 yıldır’ üstünde çalışıldığı iddia edilen 301. madde değişikliği, özde hiçbir değişiklik içermiyor. Barosso ziyareti vesilesiyle bir kez daha perde alan bir komedi, demek ki, 2 yıldır AKP tarafından sahnelenmeye devam ediliyor.
Komedi AKP tarafından sahneleniyor ama bu oyunda, faşistinden ‘sosyal demokrat’ına tüm düzen partilerinin rolü var. Her bir oyuncu büyük bir gayret içinde diğerlerini geçmeye, palyaçoluk ünvanını kapmaya çalışıyor. Ancak, bunların yanında palyaçoluğun da bir onuru olduğunu teslim etmek gerekir. Düzen partilerindeki bu onursuzluk daha çok saray soytarılarınkiyle kıyaslanabilir bir düşkünlükle tanımlanabilecektir.
Hükümet partisi ilgili değişiklikten kendine demokrat payesi çıkarmaya çalışırken, hem sosyal hem demokrat ünvanlı muhalefet partisi, karşı çıkışını demokrasi adına ve değişikliğin gerçek bir değişiklik olmaması üzerinden yapmıyor, sanki değişiklikle birden bire bir özgürlük ortamı doğacak da, önüne gelen Türklüğe ve Cumhuriyet’e ve de laikliğe hakaret edecekmiş havasıyla dikleniyor. Faşist parti zaten, tıyneti gereği, bir sahtekarlıktan ibaret de olsa, ‘demokrasi’ adının kullanıldığı her şeye karşı çıkmak zorundadır, karakterinin gereğini yerine getiriyor.
Oyunun starları, her ne kadar, düzen partilerinden seçilmiş olsa da, oyun, düzenin her kurumunun katıldığı bol figüranlı bir yapımdır. Örneğin düzen medyası, kendi ‘aydın’ takımından epey kurban vermiş olmasına rağmen, bu sahtekarlığa bir nebzecik de olsa inandırıcılık katabilmek bazında oyuna dahil oluyor. Sanki gerçekten bir değişiklik yapma niyeti varmış, yapılabilirmiş gibi, öneriler, yorumlar, eleştirilerle sahnedeki yerini koruyor.
Oysa bu oyun, daha öncesi bir yana, 141-142’lerden bu yana sergilenegelen bir sahtekarlıktan başka bir şey değil. Maddenin biri kaldırılırken, yerine daha ağır bir başkası mutlaka konmak suretiyle, fikir, her koşulda en ağır cezai yaptırımın konusu ediliyor. 301’in öncelleri, bir zamanlar, başta gelen idam gerekçesi yapılmıştı. Düzen cephesinden (iç muhalefet) ve devrimci muhalefetten pek çok kişi, bu maddelerden ipe gönderildi. Yüzlerce aydın, yüzlerce yıl hapisle yargılandı, onlarca yıl hapiste kaldılar, böyle suçlananlardan pek çoğu, kontra devletin saldırılarında hayatını kaybetti.
Bugüne dek, fikrin suç sayıldığı kimi yasaların engellenebilmesi ise, ancak, sınıfın muhalefeti ve mücadelesi sayesinde olabilmiştir. 15-16 Haziran, DİSK’in hedef alındığı bir yasayı, DGM direnişleri ise, yine sınıfın örgütlenme ve mücadele özgürlüğünün ‘devlet güvenliği’ gerekçesiyle yasaklanmaya çalışılmasını engelleyebildi. Daha doğrusu, o gün için bu tasarıların yasalaşması durdurulabildi. Ve hatırlanacağı gibi, her iki yasa da, bu olayların ardından gerçekleşen askeri darbeler döneminde, yani silahların gücüyle sınıf mücadelesinin bastırılmasından sonra çıkarılabildi.
Bu iki örnekle aktardığımız kısa tarihi deneyimin de gösterdiği gibi, fikir özgürlüğü dahil, özgürlüklerin tamamının teminatı, sadece, proletarya demokrasisinde sağlanabilecektir. Verili düzende kimi özgürlükleri kullanabilmek için de, sınıf mücadelesinin güçlü tutulması zorunludur. Kapitalist sınıf ve düzen katında herkes, her kurum, kendisi için hak-hukuk ister ve ararken, sadece proletarya, herkesin yararlanacağı bir haklar manzumesinden, herkesi koruyacak bir hukuktan söz ediyor. Bunun mücadelesini veriyor.
Son tahlilde, bu mücadelenin son noktasında kurulacak olan proletarya iktidarı, insan hak ve özgürlüklerinin en ilerisini, en gelişmişini yasalarıyla teminat altına alacaktır.