07.05.2008 12:08
Sıkıştıkça saldırganlaşıyorlar!
(07.05.08) - Aldıkları 1 Mayıs yenilgisinin şokunu halen üzerinden atamayan düzen cephesi her gün karşımıza yeni numaralarla çıkıyor. Bu satılmış takımı 1 Mayıs’ın faturasını sendikalara ve işçilere kesmek için ellerinden geleni yapıyor, arka arkaya ve kendilerini komik duruma düşürmek pahasına binbir türlü yalan uyduruyor. Bunu yaparken “iyi polis-kötü polis” taktiklerini uygulamaktan da geri durmuyor.
Taksim’in “cazibesi”?
1 Mayıs sürecine dair açıklama yapan Erdoğan Taksim’e izin verilmemesini şu sözlerle savundu:
“Diyorlar ki Taksim'e izin verilemez miydi? Eğer öyle olsaydı her sivil toplum kuruluşunun, her siyasi partinin miting hakkı doğardı. Taksim cazibesini yitirirdi” Taksim’in cazibesi ile kastedilenin ne olduğunu anlamak hayli güç olsa da Erdoğan’ın burada Taksim’in devrimci mücadele için ne gibi bir anlam taşıdığını anlatmadığını tahmin etmek güç değil. Anlatılan olsa olsa Taksim’e işçi ve emekçileri çıkarmama kararlılığı ve bu kararlılığın düzen cephesi açısından önemi olabilir…
Kolaysa Kazlıçeşme’de toplanın!
Yine düzen cephesinden yapılan bir başka açıklamada sendikaların Taksim ısrarının sebebinin kolay yoldan kalabalık olma hesapları olduğu açıklanmış, Taksim’de herkesin görüp eyleme katılacağı ancak Kazlıçeşme’ye “yandaş”larını götürmenin zor olduğu söylenmişti. Bu sözlerin, “devletin işi eylemlere katılımı zorlaştırmaktır” şeklindeki kabulünü bir kenara bıraktığımızda dahi anlamsızlığı ve çamur at izi kalsın bakışıyla söylendiği aşikardır. Hele ki Kazlıçeşme’de toplanan onbinlerce kişilik Newrozlar’ın devlet erkanının uykularını nasıl kaçırdığı halen hafızalarda tazeyken…
AKP’ye gıcıklığına yapıyorlar!
Dinci basın tarafından da sıklıkla savunulan görüş ise sonrasında Erdoğan tarafından da sıklıkla dillendirilen "Ergenekon komplosu!" Erdoğan’ın son açıklamalarında sıklıkla Hak-İş övülüyor ve Erdoğan medyayı Tandoğan’daki mitingi göz ardı etmek ile suçluyor: “Onlar işçi değil miydi? Onlara koydukları isim şuydu; ‘Onlar AK Parti yanlısı...’ Bu kadar çirkin bir anlayış olabilir mi? Demek ki kavga, gürültü yoksa AK Parti yanlısı, kavga gürültü varsa onlar AK Parti karşıtı”
Erdoğan “provokatörler”in Taksim’i zorlamak için niye AKP hükümetini seçtiğini de özel olarak sorguluyor:
“1977 sonrasında Sayın Ecevit’in iktidar olduğu ve Baykal’ın da Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı olduğu iktidar döneminde Taksim Meydanı bu tür mitinglerin yasaklandı. 1977’den bu güne 21 hükümet geldi geçti. Bugüne kadar bu iş hiç gündeme gelmiyor, ama şimdi gündeme getiriliyor. Çünkü AK Parti iktidarı işbaşında. ‘Ee, bunun iktidarına gölge düşürmek lazım.’ Bu arada gelen hükümetlerin arasında CHP, DSP, SHP oldu. Peki, niçin Taksim’i bir miting alanına dönüştürmediler?”Burjuva sol partilere yüklenerek solu yıpratmak gibi bir taktik izlemeye karar veren Erdoğan ne yazık ki bunu da başaramıyor zira Taksim’i yasaklayan CHP değil '79’da sıkıyönetim olmuştu.
Önce “ayak” şimdi “hırsız”!
1 Mayıs öncesi “ayak” benzetmesi ile tepki çeken Erdoğan bu kez de Taksim kararlılığı gösterenleri bir başka atasözü ile suçluyor ve “Hırsızın hiç mi suçu yok” sözüne gönderme yaparak polislerin suçlanmasına tepki gösteriyor:
“Bütün fatura polise kesildi. Kim bu polis? Nedir polise olan düşmanlık? Hatalar, yanlışlar olabilir, doğrudur. Ama böyle bir süreç başladığı zaman işte orada bazı şeyler şirazesinden çıkıyor. Ama zemini hazırlayanlar, kimse hırsıza sormuyor, onu sorguya çekmiyor”
Pervasızlıkta sınır tanımayan Erdoğan eylemin meşruluğuna gölge düşürmek için Salim Uslu tarafından ortaya atılan “Önde DİSK arkada illegal örgütler” sözlerini yineleyen koroya katılmayı da ihmal etmiyor ve şunları söylüyor:
“İstediğimi istediğim yerde yaparım’ anlayışı illegal yeraltı örgütlerinin işidir. 2008 1 Mayıs’ında Taksim ve civarında kimler vardı? Bakınız; çatışmayı sendikal mücadele zanneden bazı sendikacılar vardı. Rol çalma telaşıyla kalabalığa karışan bazı siyasetçiler vardı. 1 Mayıs’ı istismar etmek isteyen illegal örgütler vardı. Güvenlik güçleriyle çatışan, molotofkokteylleri fırlatan, araçlara dükkânlara zarar verenler arasında işçi yoktu, emekçi yoktu”
Zayıf noktadan saldırmak!
Düzen cephesi yaptığı açıklamalarda sol güçlerin tablosunu yakından izlediğini ve en küçük açıklardan bile faydalanmaya çalıştığını da açıklamalarıyla göstermiş oldu. Erdoğan konuşmasında konfederasyonların dirayetsiz tutum takınarak eyleme son vermesini ve düzene karşı geri adım atmasını kendi çıkarına kullanmakta gecikmedi: "Biz bu işlerin içinden geldik, kime anlatıyorsun? İşte gördünüz 500 bin kişiyi Şişli'de toplayamadılar, ondan sonra da dediler ki 'İptal ettik'" Erdoğan'ın bu sözleri düzene karşı konumlanışta gösterilecek en küçük bir kararsızlığın ve uzlaşmanın ne gibi sonuçlar doğuracağını göstermesi bakımından oldukça anlamlıdır. Eylemi zamanında bitirmek ile gurur duyan sendika bürokratları düzenin bu manevralarına imkan vererek eylemin zayıf halkasını oluşturmanın ağırlığını ve sorumluluğunu taşımaktadırlar.
Münferitler bulunacak!
Erdoğan’ın dışında Vali Muammer Güler ve Emniyet Müdürü Cerrah’ta birbiri ardına açıklamalar patlatarak düzen cephesini savunma yarışında yerini almıştı. Bu açıklamalar daha çok herkesin bildiği gerçekleri reddetmek ve başka açıklamalar getirmeye çalışmak ile sınırlı kaldı. Yerde yatan Songül Çiftçi’nin suratına tekme atan polisin yakalanacağı, DİSK binasına ve hastaneye gaz bombası atılmadığı, ellerinde kalaslarla eylemcilere saldıran polislerin o sopaları göstericilerden aldığı (sanki nalburdan alsa daha etkili olacakmış gibi) benzeri pek çok açıklama yapıldı.
Vali ve Emniyet Müdürü’nün açıklamaları da esas olarak sendikaları hedefledi ve eylemcileri örgüt üyesi olmakla suçladı. Gerek Erdoğan’ın, gerekse Güler ve Cerrah’ın açıklamalarında bir diğer dikkat çeken nokta ise hepsinin basını hedeflemesi oldu.
Tüm bu çabalara karşın 1 Mayıs’ta yaşanan devlet terörüne tepkiler çığ gibi büyüyor. Tüm bu pervasız saldırılar ve can havliyle girişilen çırpınışlar da AKP’yi tarihin çöplüğüne atılmaktan kurtaramayacak gibi gözüküyor…