04.12.2008
04.05.2008 11:10

Devlet terörünün ‘sembol’ öyküsü...

 

(04.05.08) - 1 Mayıs’ta İstanbul’da yaşanan devlet terörü hala hafızalarda...İşçi sınıfının birlik, dayanışma ve mücadele günü 1 Mayıs’ı kutlamak için Taksim Meydanı’nda buluşmak isteyen binlerce kişi sermaye devletinin azgınca saldırısıyla karşı karşıya kaldılar. Sabah saatlerinde DİSK Genel Merkezi’nde başlayan “1 Mayıs operasyonu” çevre semtlerde devam etti. Devletin tüm baskısına, gözaltılara, polis terörüne rağmen işçi ve emekçiler direnme kararlılıklarını kaybetmediler.

Akıllarda 3 sahne kaldı...

Bu saldırı ve direniş sahnelerinde akıllarda bir kaç kare kaldı. Saat 06.30 sularında DİSK Genel Merkezi önünde sloganlar atarak saat 10.00 olarak belirlenen yürüyüş saatini bekleyen kitleye robokoplar gaz bombaları ve tazyikli suyla saldırdılar. Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Örgütlenme Daire Başkanı Ali Rıza Küçükosmanoğlu da polisin azgınca saldırısı karşısında yiğitçe direnen sendika yöneticilerinden biriydi. Küçükosmanoğlu’nun tazyikli suyla sırılsıklam olmuş pantolon ve gömleği, sıkılan kırmızı boyayla da kırmızıya boyanmıştı. DİSK yöneticisi sabah erken saatlerde başlayan ve aralıksız devam eden saldırılarda “Yaşasın 1 Mayıs!” sloganını sıkılı yumruğu ile sürekli attı.

Keleş yoğun gazdan baygınlık geçirdi!

1 Mayıs günü akılda kalan görüntülerden bir diğeri ise Ankara’dan bir gün öncesinden 1 Mayıs’a katılmak için gelen 60 yaşındaki DİSK/ Emekli-Sen Yönetim Kurulu Üyesi Ali Murtaza Keleş’in yerde baygın yatan fotoğrafıydı. DİSK önlüğüyle karşı koyduğu polis saldırısında yoğun gazdan etkilenerek DİSK Genel Merkezi arkasındaki cadde üzerinde baygınlık geçirdi. Hastaneye kaldırıldı. Yoğun gazın yanında tekmelenerek saldırıya da uğrayan Keleş yerde baygın vaziyette yatarken etrafındaki DİSK üyeleri tarafından kendine getirilmeye çalışılan fotoğrafla tanındı.

Songül’ün tablosu 1 Mayıs’ın fotoğrafı...

Ve belki de 1 Mayıs’taki devlet terörünün en açık görüntülerinden biri olan ve bir haber kanalının kamera görüntülerine takılan Bağımsız Devrimci Sınıf Platformu (BDSP) çalışanı devrimci bir işçi olan Songül Çiftçi idi. Sabah saatlerinde Mecidiyeköy civarlarına geldiğinde polis saldırısıyla karşı karşıya kaldı. Birkaç saat sonra Cumhuriyet Gazetesi civarlarında ilk önce kafasına tekme atılarak ardından da jop yiyerek baygınlık geçirdi. BDSP çalışanı metal işçisi olan Songül’ün 1 Mayıs’ta kameralara yansıyan görüntüleri üzerinden kendisiyle Radikal Gazetesi’nden İsmail Saymaz konuştu. ‘Sembol kız’ 1 Mayıs’ı hastanede geçirmiş” başlıklı haberiyle sözü Saymaz’a bırakıyoruz:

 

            'Sembol kız' 1 Mayıs'ı hastanede geçirmiş

 

Songül Çiftçi o sabah 1 Mayıs'ı Taksim Meydanı'nda kutlamayı umuyordu, ancak günü hastanede geçti. 1 Mayıs'ta polis şiddetinin sembol görüntüsü, bir polisin kafasına tekme attığı genç kadındı. 23 yaşındaki Songül Çiftçi, aldığı darbeden sonra hastaneye kaldırılmış. Aynı günün akşamı, kocasının polis şiddetine maruz kaldığını anlattı.

"Bir sokağa girdik, karşımızda polisler vardı. Slogan atınca üzerimize geldiler, Koşabilenler koştu. Yere düştüğümü hatırlıyorum, polisin küfür ettiğini hatırlıyorum. Gerisini, polisin yüzünü, kafama tekme atttklarını, cop vurduklarını hatırlamıyorum." Songül Çiftçi, 1 Mayıs'ta kaçarken düştüğü kaldırımda polis tarafında kafasına tekme atılan ve ardından coplanan kadın... Metal işçisi. Kartal'dan, tornacı işçisi eşi Murat ile geldiği Şişli'de, polis şiddetinin kurbanı oldu. Üstelik iddiasına göre, aynı akşam eşi Murat da dövülerek gözaltına alındı. Çiftçi, şimdi anımsama zorluğu çekiyor, yürümekte ve soluk almakta zorlanıyor, vücudundaki morlukların geçmesini bekliyor.

Çiftçi, 1 Mayıs sabahına, Taksim Meydanı'na çıkabilme umuduyla uyanmıştı. Dört yıldır bir metal fabrikasında işçiydi. Eline ayda geçen 435 YTL kiralarına gidiyordu. Başka bir fabrikada tornacı olarak çalışan eşi Murat'ın maaşı ve mesai ücretleri, geçinmelerine ucu ucuna yetiyordu.

Müdahalenin içine düştüler

23 yaşında Songül ve iki yaş büyük eşi Murat, sabah Şişli'de otobüsten indi. Panzerden sıkılan su, gaz bombaları, coplar ve 'Yaşasın 1 Mayıs' sloganlarının ortasına düştüler. Cumhuriyet gazetesinin bulunduğu sokağa kaçıştılar. Kaçarken kocası ve arkadaşını kaybetti. Arkalarından polis geliyordu:

"Bir sokağa girdik, müdahale ettiler. Cumhuriyet gazetesinin önünde toplandık. Ara sokağa girince gaz atıldı. Bir sokağa girdik, karşımızda polisler vardı. Slogan atınca üzerimize geldiler. Koşabilenler koştu. Arkamdaki polis küfrediyordu. Yere düştüğümü hatırlamıyorum. Polisin yüzünü hatırlamıyorum. Kafama tekme attıklarını, cop vurduklarını hatırlamıyorum; TV'de gördüm. Hafıza kaybı geçirdim galiba. Ondan sonrasını hatırlamıyorum." Çiftçi kaldırıldığı poliklinikte saat 22.00'ye dek kaldı. Hastaneden sonra Fatih'teki akrabalarının evine giderken karşılarına yine polis çıktı. Fındıkzade'de polislerce durduruldular. Önce kimlik kontrolü yapıldı. Sonra: "Polis, Murat ve Yılmaz'ı arabaya doğru fırlatıp üstlerini aradı. Biz karşı koyunca biber gazı sıktı. Üstlerini ararken, 'Sizin yüzünüzden izin yapmadık' dediler. Döverek arabanın içine attılar, küfrettiler. Şehremini Polis Karakolu'na götürmüşler. Çok dövmüşler karakola gidene kadar". Çiftçi TV'deki görüntüleri ertesi gün izledi: "Uygulanan orantılı şiddet değildi." (Radikal / 04.05.08)


YAZICIYA GONDER


December
Mon Tue Wed Thu Fri Sat Sun
1 2 3 4 5 6 7
8 9 10 11 12 13 14
15 16 17 18 19 20 21
22 23 24 25 26 27 28
29 30 31 1 2 3 4