23.11.2008
31.05.2008 11:51

DTP “tahrikçi”, linççi faşistler “masum” ilan edildi!..

 

Devlet destekli faşist linç girişimlerine karşı birleşik devrimci duruş!

 

27 Nisan’da Sakarya’da DTP il örgütünün etkinliği faşistler tarafından basıldı. Etkinliğe katılanlar linç edilmek istendi. Yaklaşık 6 saat içerde mahsur kalan DTP’lilerden 65 yaşındaki Ebubekir Kalkan, kalp krizi geçirerek yaşamını yitirdi. Tüm bu kudurganlık polisin denetimi ve gözetiminde gerçekleşti.

Linç saldırısına karşı ortaya çıkan tepkiler üzerine, İçişleri Bakanlığı müfettişleri inceleme yapmak üzere Sakarya’ya gönderildi. İnceleme yapan müfettişlerinin hazırladığı rapor açıklandı. Açıklanan rapor, sermayenin faşist devletinin linç saldırılarının destekçisi olduğunu, bir kez daha tüm çıplaklığı ile kanıtlad

Raporu hazırlayan müfettişlere göre suçlu DTP!

Raporda, olaylara, DTP etkinliğinin 4 gün önce asker cenazesinin kaldırılmasından sonra yapılmasının ve ‘kentin milliyetçi bir yapıya sahip olması’nın yol açtığı belirtiliyor.> DTP ‘tahrikçi’ olarak ilan ediliyor. Raporda, linç girişiminde bulunanları, koruyan, teşvik eden güvenlik güçlerinin görevlerini layıkıyla yaptığı ifade ediliyor. Yaşananlar daha önce pek çok defa olduğu gibi ‘vatandaş duyarlılığı’ olarak tanımlanıyor.

Saldırının olduğu gece etkinlikte bulunan, linçlerin devlet tarafından desteklendiğini dile getiren, DTP Urfa Milletvekili İbrahim Binici ve İnsan Hakları Derneği Merkez Yönetim Kurulu üyesi Veysi Altay tahrikçi olarak tanımlanıyor.

Rapor: Faşistlerin yeni linçlerine davet çıkarıyor!

‘Sakarya halkı devletin bölünmezliğine aykırı hareketlere tahammül edemez!’, ‘Sakarya’daki etnik yapılanma olayda belirleyici rol oynadı. DTP’nin, PKK’yi övücü değerlendirmeler ile toplumu gerecek ölçüsüz tutum ve davranışlardan kaçınması gerekir’, ‘Sakarya’nın sanayileşmesiyle Karadeniz ve Trakya illerinden göç aldı. Karadeniz’den gelenler dinine ve devletçi duygulara bağlı, çabuk parlayıp tepki veren bir yapıdalar’, ‘Trakya’dan gelenler de, yerliler de bölücülük konusunda çok duyarlılar. Sakarya halkı, devletin bölünmezliğine ve rejimi değiştirmeye yönelik hareket içinde olan dernek ve parti gibi kuruluşlara tahammül edemiyor’ vb. cümlelerle dolu bu rapor, sadece müfettişlerin görüşünü yansıtmıyor. Bu rapor aynı zamanda faşist sermaye devletinin linçleri onaylayan bakışının da ifadesidir.

Oysa müfettişlerin “tahrik unsuru” olarak nitelendirdiği etkinlik için, DTP 22 Nisan tarihinde valiliğe başvurmuştu. Valilik de 25 Nisan günü için olumlu yanıt vererek, 27 Nisan’da yapılacak olan etkinliğin uygun olduğunu belirtmişti. Daha da önemlisi etkinlik başvurusu yapıldığında, ortada ne ölü asker, ne de cenaze töreni vardı.

Vali ve diğer yetkililerin tutumu ise dikkat çekiciydi. Saldırının başlangıcında Sakarya Valisi Hüseyin Atak’ın “münferit bir olay, dağıtırız” dediği olayda bir kişi yaşamını yitirdi, çok sayıda kişi ise yaralandı. Valinin “münferit” diyerek suçluları korumayı unutmadı. Sakarya’da daha önce de yaşanan linç girişimleri hatırlandığında, olayın hiç de münferit olmadığı ortadayken, valinin aldığı tutum, hizmetinde olduğu devletin, saldırganlığın ellerini soğutmama konusundaki kararlılığın açık ifadesidir.

Trabzon’da TAYAD’lılara yönelik linçten sonra da Trabzon Valisi Hüseyin Yavuzdemir, “Huzur bozan cezasını çeker”demişti. Recep Tayyip Erdoğan da linçlere açık destek vererek şunları söylemişti: “Herkes halkımızın hassasiyetlerini göz önünde bulundurarak tavrını belirlemeli. Halkın, bu milli hassasiyetlerine dokunulduğu zaman şüphesiz ki tepkisi farklı olacak. Bunu da kimse istismar etmemeli.”

Gerek valilerin, gerekse de sermaye hükümetinin açıklamaları, olayların gerçek sorumlusunun devlet olduğunu gösteriyor. Sivil faşistler ise, linç saldırılarının figüranları olarak kullanılıyor.

Sakarya’da yaşanan son olay ilk linç saldırısı değil!

Ebubekir Kalkan’ın ölümüne yol açan son olaydan öncede, Sakarya’da linç saldırıları yaşandı. 2006 yılında Sakarya da 2 bin kişi, Mahir Çayan afişini asmak isteyen iki üniversite öğrencisini linç etmek istedi. Ardından saldırganlar, DTP ilçe başkanlığının bulunduğu binayı da basarak talan etti. Sakarya Üniversitesi’nden 9 öğrenci Çark Caddesi’nde duvarlara Mahir Çayan ile ilgili afiş asmaya çalışırken, yaklaşık 100 kişi, E.D. ve E.Ç.D. adlı biri kız iki öğrenciyi kıstırıp linç etmek istedi. Sayıları bir anda 2 bin kişiye ulaşan linççilerin öğrencileri linç etmek isterken polis ortada yoktu.  ‘O hainleri bize verin’ diye bağıran linççilere polisler hiçbir müdahalede bulunmadı. Polisin dağıtmadığı linççiler DTP il ve merkez ilçe teşkilatı binasına yürüdü. Kimsenin bulunmadığı binaya kapıları kırarak giren linççiler, parti binasındaki masa ve sandalyeleri dışarı çıkarıp ateşe verirken, içeriyi de adeta talan etti. Polis ise olup biteni sadece seyretti.

Tabii bu olayda da her zaman olduğu gibi linççiler değil, öğrenciler gözaltına alındı.

Sadece Sakarya’da değil birçok yerde!

Sadece Sakarya’da değil birçok ilde faşistler, Kürtlere ya da ilericilere yönelik onlarca linç girişiminde bulundular. Trabzon’da TAYAD üyeleri linç edilmek istendi. Saldırıya uğrayanlar gözaltına alındı. Faşistler hakkında ise herhangi bir işlem yapılmadı. Sakarya’ya fındık toplayan Kürt işçilere faşistler saldırdı. Ahmet Kaya’nın resmi bulunan tişört giyen Diyarbakırlı 2 inşaat işçisi yine Sakarya’da faşistlerin saldırısına uğradı. Her zamanki gibi faşistlere dokunulmazken yaralı işçiler gözaltına alındı.

Sermayenin faşist devleti, saldıranlar hakkında hiçbir işlem yapmadı. Üstelik saldırıya uğrayanlara hakkında soruşturmalar açtı. Saldırıları yapan faşistler, “öfkeli vatandaşlar” olarak nitelendirildi. Dahası linç saldırıları, ‘vatandaş duyarlılığı’ olarak tanımlandı.

Tasması devletin elinde olan ‘tahrike kapılan hassas vatandaşlar’ meydanlarda, salonlarda, mahkeme kapılarında vb. yerlerde linç girişimlerinde bulunmaya devam ediyorlar. Daha önce defalarca gerçekleştirdikleri linç girişimlerine rağmen haklarında en ufak bir işlem dahi yapılmayan bu ‘hassas vatandaşlar’, canları istedikleri zaman ya Kürtler’e ya da devrimci güçlere saldırmayı, onları linç ederek öldürmeyi temel görevleri olarak görüyor. Linç girişimleri haberlerinin sıradanlaştığı Türkiye’de, devletin tüm kurumlarıyla ‘hassas vatandaşları’ kışkırtıp desteklemesi, linç olaylarının yoğunlaşmanın temel nedenidir.

Devletin maskesi düşürülmeli, linççi güruhların karşısına
militan bir duruşla çıkılmalı!

Linç saldırıları yükseltilen şovenist dalganın, ‘en iyi Kürt ölü Kürt’ politikasının yarattığı sonuçlardan biridir. Sermaye devletinin bu politikası çerçevesinde Kürt halkı hedef alınıyor, linç edilmek isteniyor, Kürtler’e ait işyerlerine yönelik saldırılar artıyor. Bizzat 27 Nisan 2007 tarihli Genelkurmay muhtırasında söylediği gibi, “Ne mutlu Türküm diyene!” demeyen herkes “düşman” ilan ediliyor.

Bu saldırılar sadece Kürtler ile de sınırlı değil. Ülkede ilericilere, devrimcilere, tüm toplumsal muhalefete yönelik baskı ve terör tırmandırılıyor. Polis Salahiyetleri ve Vazifeleri Kanunu’ndaki değişikliklerin ardından keyfi gözaltılar ve baskılar artırılıyor, infazlar yaşanıyor. Devrimciler sokak ortasında linç edilmek isteniyor, dernek ve parti binaları polis tarafından basılıyor, talan ediliyor. Ferhat Gerçek örneğinde olduğu gibi, dergi satarken genç devrimciler vuruluyor ve felç ediliyor. Baskılar Alevi kesimlere yönelik de artarak devam ediyor.

Faşist linç saldırılarının boşa çıkarılması, bir yandan bu saldırıların mimarı olan faşist sermaye devletinin gerçek yüzünün açığa çıkarılmasına, öte yandan bu türden girişimlerin karşısına militan devrimci bir kitlesel kararlılıkla çıkılmasına bağlıdır. Adapazarı’ndaki son faşist linç girişimi karşısında devletin ortaya koyduğu tutum, ortada başkaca bir yol bulunmadığının da yeni bir teyidi olmuştur.


YAZICIYA GONDER


November
Mon Tue Wed Thu Fri Sat Sun
27 28 29 30 31 1 2
3 4 5 6 7 8 9
10 11 12 13 14 15 16
17 18 19 20 21 22 23
24 25 26 27 28 29 30