30.08.2008
04.07.2008 12:12

F tiplerinde keyfi baskılar sürüyor!

 

Zindanlar egemenlerin ezilenlere duydukları sınıf kinini tüm çıplaklığıyla uyguladığı mekanlar olmuştur. Egemen güçler toplumun öncülerini teslim alarak etkisizleştirmek, böylelikle topluma mesaj vermek için hapishanelerde zulmünü sistematik bir şekilde uygulamaktadır. Her dönem egemen sınıflar bu yönlü davranmışlardır. Ülkemizde de kendine muhalif her sese, düşünceye saldıran sermaye devleti devasa bütçeleri hapishaneler için ayırmaktadır. 12 Eylül sonrasından beri tecrit uygulama girişimlerine özel ağırlık verilmiştir; E tipleri, özel tip hapishaneler, Eskişehir tabutlukları… Ölümüne direnişle püskürtülen bu saldırılar karşısında devlet geçmiş deneyimlerinden ders alarak F tipi hücreler ile hapishanelerdeki baskı ve terör saldırılarını bir üst boyuta çıkarmıştır. Ancak hesapladığı gibi olmamış devrimci tutsakları teslim almak için Ulucanlar, 19 Aralık gibi vahşi katliamlara başvurmuştur.

F tiplerinde tecrit işkencesi ve tredman uygulamalarıyla devrimci kimlik doğrudan hedef alınmaktadır. Kimliksizleştirme ve kişiliksizleştirme saldırısının hedefinde devrimciler nezdinde işçi ve emekçilerin yaşamı değiştirme iradesini teslim almak vardır. Ancak yine direniş geleneği sürmekte, F tiplerinde tecride karşı mücadele çeşitli biçimlerde devam etmektedir. F tipi saldırısının öncesi ve sonrasında gerçekleşen ölüm oruçlarında 122 devrimci şehit düşmüş, yüzlerce tutsakta ise bu süreçten kaynaklı ciddi sağlık problemleri oluşmuştur. Keyfi uygulamalar, hak ihlalleri F tipleri sorununu sürekli güncel tutmaktadır.

Bilindiği gibi F tiplerinde tecride karşı mücadelede İstanbul’da Avukat Behiç Aşçı, Adana’da Gülcan Görüroğlu ve Uşak Cezaevi’nde Sevgi Saymaz’ın sürdürdüğü ölüm orucu eyleminin toplum nezdinde yarattığı etki sonucu tecride karşı duyarlılık yükselmiş, bu basınçla devlet genelge çıkarmış, bunun üzerine ölüm orucuna ara verilmişti. Ocak 2007’de Adalet Bakanlığı’nca çıkarılan 45/1 No’lu genelgeyle Adalet Bakanlığı F tipi hapishanelerdeki tutsakların her hafta 10 kişiyi aşmamak kaydıyla 10’ar saat kendi aralarında görüşebilmelerine olanak tanıyordu. Hatta genelgenin genişletileceği ve haftada 10 saatlik uygulamanın, 20 saate çıkartılacağı söyleniyordu.

Genelge, “yer yokluğu” ya da “personel eksikliği” gibi gerekçelerle F tipi hapishanelerinin büyük bir çoğunluğunda hiç uygulanmadı. Bu süre boyunca birçok tepki gösterildi, F tiplerinde yaşanan işkencelere dair raporlar hazırlandı, konu gündeme getirilmeye çalışıldı. Oysa Adalet Bakanlığı F tipi cezaevlerinde “İnsani, sosyal ve kültürel standartlar sistemi uygulanıyor” diyordu. Konuyla ilgili Çağdaş Hukukçular Derneği’nin Cezaevi İzleme Komitesi’nin yayınladığı raporda keyfi uygulamaların, baskının ve hak ihlallerinin boyutu bir kez daha dikkatleri F tiplerine çekti.

TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu ise genelgenin çıktığı 22 Ocak ‘07 tarihinden beri uygulanmadığını nihayet “tespit edebildi”! Adalet Bakanlığı’nın Ölüm Orucunu bitirmek ve kamuoyunda oluşan tepkiyi törpülemek için bir manevra olarak çıkardığı genelgeden bu yana birçok hapishanede keyfi uygulamalar yaşanmaya devam ediyor. Şimdi ise TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu genelgenin uygulanmasını istiyor.

Ancak komisyonun raporunda yeralan kimi ifadeler adeta cezaevi yönetimlerinin uyguladığı keyfi baskıyı aklar nitelikte. Bu da TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyon raporunun bir işlevi olmadığını göstermektedir.

Sonuçta genelge uygulansa bile F tiplerinde yaşanan tecrit ve tredman uygulamaları son bulmayacaktır. Bunun için işçi ve emekçilerin örgütlü mücadelesi gerekmektedir. F tiplerinde işkencelerin son bulması, hak ihlallerinin önüne geçilmesi için toplumsal mücadele yükseltmelidir.


YAZICIYA GONDER


August
Mon Tue Wed Thu Fri Sat Sun
28 29 30 31 1 2 3
4 5 6 7 8 9 10
11 12 13 14 15 16 17
18 19 20 21 22 23 24
25 26 27 28 29 30 31