06.08.2008 19:17
Kuruçeşme’de yıkımlar...
(06.08.08) - “Kentsel Dönüşüm Projesi” kapsamında yaşanan gecekondu yıkımları Kurtköy’den Sulukule’ye gündemi bir hayli kaplamıştı. Görünen o ki burjuvazi bu konuda oldukça ısrarlı. Her geçen gün hükümete verdiği talimatlarla gündeme gelen yeni yıkım kararları ve dolayısıyla direnişler bu ısrarın ürünüdür.
İlk önceleri daha çok İstanbul’daki gecekondu yıkımlarıyla gündeme gelen “Kentsel dönüşüm” bir hükümet projesi olmaktan çok ranta dayalı uzun vadeli bir sistem politakısıdır. Bir kentin her karışından kâr sağlamayı hedefleyen bu politika elbette ki emekçi mahallelerinde oturanların sağlığının, ulaşımının, eğitiminin sermayeye pazarlandığı düşünüldüğünde çok şaşırtıcı değildir. Bir kentin alt yapısı, görselliği, ulaşımı, sosyal yaşamı o kentin sahiplerinin ihtiyaçlarına göre düzenlenir. Kentin sahipleri tüm bu saydıklarımızın hayat bulduğu yerlerde yaşarlar ve diğer yerler gözlerine batar. Yani onlara tüm bu güzellikleri yaratanların yaşaması bile onları rahatsız eder. Bugün onların şaşalı yaşamlarının çevreye verdiği zarardan sosyal ihtiyaçlarını gidermek için ülkenin yeraltı kaynaklarına verdikleri zararlara kadar rahatsız olunacak bir durum yoktur. Ancak bir emekçinin mütevazı yaşamı hatta evi ve evini yerleştirdiği mahallesi rahatsızlık vermektedir. Yakın bir geçmişte haberlerde emekçi mahallelerinde orta çeşmeden akan suyun, evlerin önünde halı yıkanmasının su kaybına yol açtığı söylenmişti. Hatta bazı mahaller de halı yıkadıkları için bazı kadınlara “Kabahatler Kanunu”nu gerekçe gösterip ceza kesilmişti. Peki ya neredeyse herkesin bildiği şu gerçeklik ne olacak? Bilindiği gibi suyun en fazla tüketildiği yerler golf sahalarıdır. Dönümlerce büyüklükteki bu alanlar sürekli sulanmalıdır ki birileri sosyal ihtiyaçlarını giderirken göz zevkleri bozulmasın. Şunu da iyi biliyoruz ki golf sadece belli bir kesimin oynayabileceği bir oyundur.
İki sınıf vardır; biri diğerine yaslanarak tüm güzellikleri yaşamak ister. Hatta bu güzellikleri kaybetmemek için sıkıca kenetlenir ve kendisini koruması için hukuku, kolluk gücünü ve tüm bürokrasiyi devreye sokar. Bu sınıf diğer sınıfın emeğine, sağlık hakkına, eğitim hakkına, ulaşım hakkına ve barınma hakkına göz dikmiştir. Çünkü gözü varolanlarla doymamaktadır. Gözünü doyurmak için bu kez burjuvazinin önüne emekçilerin yaşadığı mahalleler ve onların evi sunulmaktadır. Artık buraları sermayeye peşkeş çekilmektedir. “Kentsel dönüşüm”, “hazine arazisi” gibi bahanelerle yıkılmaya çalışılan bu yerler ya büyük siteler haline getirilip kiralanmakta ya da alışveriş merkezleri, özel yurtlar, spor tesisleri yapılması için ihale yolu ile hibe edilmektedir.
Yakın bir geçmişte bir yıkım kararı da İzmir’de ki Kuruçeşme-Dere Mahallesi için çıkartıldı. 10 Temmuz’da belediye araçlarıyla dolaşılan mahallede yıkım anonsları yapılmış ve 17 Temmuz’da 62 evin yıkılacağı duyurulmuştu. Herhangi bir tebligata ihtiyaç duyulmasa da nedeni yapılan görüşmelerde ortaya çıktı: “Burası hazine arazisi” idi. Yani buraya” park bahçe yapılacaktı”. Peki, burada oturan emekçiler nereye gidecek? diye sorulduğunda “o bizim sorunumuz değil, nereden geldilerse oraya gitsinler”cevabı verildi. Gerçek olan ise yıkılan bölgenin girişine şöyle bir bakıldığında görülmektedir. Aynı arazi üzerinde -Dokuz Eylül Üniversitesi Tınaztepe Kampüsü girişinin karşısında- özel bir öğrenci yurdu bulunmaktadır. Yani kendi yasalarını da çiğneyerek sermayeye hibe etmişlerdir. Diğer evlerin yıkılma nedeni de tam olarak budur. Hatta bir yetkili arsızca “buralar bir kişiye çoktan satıldı bile” diyebilmiştir.
17 Temmuz günü geldiğinde ise mahalleli evlerini yıktırmamak için barikat başına geçmiş ve yapılan pazarlıklar sonrası yıkımlar iki hafta ertelenmişti. Sonrasında ise hukuki mücadele başlatan mahalle emekçileri mahkemeye başvurdular. Ardından Buca Belediyesi ve AKP İl Binası önünde yapılan eylemler sırasında gerçekleşen görüşmelerde yetkililer “mahkeme sürecinin bitmesini bekleyeceğiz” demiştir. Buna rağmen iki haftalık sürenin dolduğu 4 Ağustos sabahı mahalleli hazır bekleyerek olası bir saldırıya karşı mahallede konumlandı. Ancak verdikleri tarihte gelmediler. Hangi hesapları yaparak mahkeme sürecinin bitmesini bekledikleri bilinmez ama o bölgenin büyük bir rant olduğu açık. Yani bu bölgenin yıkılması konusunda büyük bir kararlılık var. Tabii evlerini yıktırmamakta kararlı olan emekçilerin barikatını aşabilirlerse!