28.08.2008 22:22
Devir-teslim töreni nutukları...
Kurmayların laiklik sahtekarlığı
(29.08.08) - TSK'daki devir-teslim törenlerinde komutanların konuşmaları, beklendiği üzere, iki ana temaya yoğunlaştı; laiklik ve terör...
Çok yakın zaman önce bu ana temanın sayısı üçtü. Hatta bu üçüncüsü, güncel tabloya uygunsa genellikle baş sıraya oturtulurdu. İrtica tehdidi algısının (nedense) artık laiklik vurgusunun bir alt temasına dönüştüğü görülüyor.
Aslında irticanın TSK için bir tehdit algılamasından ziyade, bir politika yapma tarzı olduğu biliniyor. Aynı şekilde, laikliğin de aynı demagojinin malzemesi yapılmaya devam edildiği ortada.
Anlaşılan, eski Genel Kurmay Başkanı Büyükanıt'ın 'kullanamama' yakınması işe yaramıştır. En azından tepe tepe kullanabildikleri bir laiklik paspası hala ellerinin altında durmaktadır.
Yeni Genel Kurmay Başkanı Başbuğ'un, laiklik konusunda maddeleriyle referans gösterdiği Anayasa 12 Eylül'ün darbe yasasıdır. Ve Türkiye'de laikliğin -olduğu kadarıyla- altını en fazla oyanlar, bu Anayasa'nın da yazıcısı olan Amerikancı darbeci generaller olmuştur.
Onlar da elbette bugünkü ardılları gibi, hiçbir zaman laiklik nutukları atmaktan vazgeçmedi. Fakat diğer yandan, ABD'nin, destek ve yardımlarına karşı önlerine koyduğu ılımlı islam projesini de hayata geçirmek zorundaydılar.
Bugün ülkenin yönetimi dinci bir partinin ellerine emanet edilmiş durumdaysa, kimse suçu ve sorumluluğu yüzde bilmem kaç oyun sahibine yüklemeye kalkmasın. Bunun sorumluluğu tümüyle, kendini ülkenin tek efendisi, tek hakimi gören darbeci/Amerikancı TSK'ya aittir. Esas olarak onun tepesini tutan kurmay heyete.
Ne yazık ki, yakın tarihin ve günün somut olarak gösterdiği bu gerçekler, sözde laik cephe safında yer alan pek çok insan tarafından yeterince anlaşılmıyor. Yaşanan bunca tecrübeye rağmen, TSK'da atılan laikliğin bekçisi nutukları etkili olabiliyor.
Çünkü gerçek laikliğin gerçek sahipleri henüz meydanda değildir.
Türkiye işçi sınıfı politik bir güç olarak sahnede yerini alamadığı sürece, ancak onun tam olarak hayata geçirebileceği pek çok şeyin sahte savunucuları nutuk atmayı sürdürecektir.
Ama, o zamana dek, sahteyle gerçeği ayırdedecek denek taşı, işçi sınıfının siyasal programı sınıf devrimcilerinin elinde mevcuttur. O'nu sahtekarların demagojileriyle sersemletilmeye çalışılan her işçi ve emekçinin önüne koymak, kendi değerlerine, kendi davalarına sahip çıkmaya çağırmak görevimizdir.