06.09.2008 16:59
İlker Başbuğ'un Diyarbakır konuşması...
Kontrgerilla talimatnamesinin ezbere okunmasıdır!
(06.09.08) - Yeni Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, bu en üst göreve getirilir getirilmez, ayağının tozunu Kürtler'in başkent tabir ettiği Diyarbakır'da silmeye kalktı. Oysa çizmelerinden temizlemesi gereken toz değil, Kürt kanıdır. Ancak O, bırakın temizlemeyi, daha çok kan dökme andını bile Kürtler'in yurdunda yapmayı tercih etti.
Fakat Başbuğ'un bu konudaki kararlılığı zaten biliniyor. Onun bu yeni görevinde, nispeten 'yeni' dillendirdiği görüşler, bu nedenle daha önem taşıyor.
Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'un Diyarbakır temaslarının ardından yaptığı basın açıklamasında dile getirdiği bu 'nisbeten' yeni görüşlerin, aslında oldukça eski bir metne dayandığı, hatta olduğu gibi oradan alındığı görülüyor. Söz konusu metin, CİA'nın Kontrgerilla Talimatnamesi'dir. Düzen medyasının 'entelektüellik' keşfine çıktığı o çok 'derin' tahliller, bu talimatnamede aynıyla bulunabilir. Bu çerçeveden bakıldığında, evet Genelkurmay Başkanı Başbuğ, talimatnameyi anlayıp anlatabilecek düzeyde ‘entelleşmiş’ sayılmalıdır.
Örneğin, kontrgerilla operasyonları konusundaki CİA/Pentagon talimatnamesi; “Sivil faaliyet programları kısa ve uzun vadeli programlar olmak üzere ikiye ayrılır. Uzun vadeli programlar sosyal ve ekonomik sorunları çözmeye yönelikken, kısa vadeli programlar halkın bağlılığını yeniden kazanmaya ve bunu korumaya yöneliktir.” (Kontrgerilla Operasyonları, Haziran Yay., sf: 266) derken, Başbuğ'un Kürdistan gezisi ve Diyarbakır konuşmasını ne kadar da güzel özetliyor.
Böyle bir kitabı okuyup anlamak, kuşkusuz ortalama zekaya sahip her okur-yazar vatandaşın başarabileceği bir şey. Bu yüzden Başbuğ'un üstünlüğü onu anlamakta yatmıyor. O, anladığını öylesine özümsemiş biçimde, öylesine yürekten savunuyor ki, mehmetçik medyanın, bunları Genelkurmay Başkanı’nın kendi fikirleriymiş gibi yutturmasında herhangi bir zorluk kalmıyor.
Oysa karşılarında şöyle bir 'acı' gerçek duruyor:
Diğer tüm Amerikan projeleri gibi, kontrgerilla projesi de çoktan çökmüş bulunuyor. Aslında, daha doğrusu o hiçbir zaman amaçlandığı şekilde hayat bulmadı. Öncelikle, öngörülen bir Sovyet işgali, kontrgerillalı NATO ülkelerinin hiçbirinde yaşanmadı. Böyle olunca da bu örgütlenmelere ya Türkiye'de de yaşandığı gibi Amerikancı darbelere zemin hazırlamak için suikastler, katliamlar düzenletildi ya da aynı zamanda mafyayla iç içe uyuşturucu, kadın ve silah ticaretinden kara para aklamaya kadar bilinen tüm kirli işler ihale edildi.
Bir zamanlar 'çok gizli' ibareli talimatnamelerle yürütülen bu operasyonlar, örgütler açığa çıktıkça, kimi ülkelerde nispi tasfiyeler gerçekleştirildikçe, artık gelinen yerde, Genelkurmay Başkanı’nın Diyarbakır konuşmasında olduğu gibi, uluorta savunulmaya başlanmış bulunuluyor. Tıpkı kontrgerillacı olmak iddiasıyla tutuklu bulunan eski ordu mensuplarının alenen ve resmen sahiplenilmesi gibi...
Demek ki artık, bundan böyle, Türkiye'de gizli devletin, Ergenekon'un, Susurluk'un ya da literatüre uygun biçimde kontrgerillanın başı nerde diye arayıp durmak gerekmiyor. Artık Kürt halkına, işçi sınıfı ve emekçi kitlelere karşı kirli savaş, bundan böyle 'resmen' ve alenen yürütülecektir. Ordunun başının yaptığı açıklama bunun ilanından başka bir şey değildir...