12.07.2006 05:30
Zafer Direnen Filistin'in Olacak! - Yürüyüş
HAMAS'a tavır, görünümü altında Filistin halkına karşı uygulanan
ambargo ve Gazze saldırısı, uzlaşmacı bir gücü değil, direnişi seçtiği için Filistin halkına yönelik yeni bir "cezalandırma" ve yıldırma operasyonudur. Tek bir amaç vardır; Filistin halkını
teslim almak... Dünya halkları, bunu bilerek tereddütsüz yeralmalıdır Filistin'in yanında.
Filistin; 58 yıldır işgal altındadır. Filistin; mazlum halkların en mazlumudur. Ve Filistin; 20. yüzyılın en uzun süreli direniş destanının adıdır. Birçok yönüyle halklar için bir örnek oluşturduğu gibi, birçok yönüyle de, halkların ulusal ve sosyal kurtuluş mücadeleleri açısından önemli dersler içeriyor. Kendi özgücüne güvenmenin, o güç temelinde direniş ve savaşı sürdürmenin günümüzdeki emsalsiz bir örneğidir Filistin.
İsrail tanklarıyla, toplarıyla, uçaklarıyla bir kez daha Filistin'in üzerine yürüyor. İsrail'in arkasında Amerikan emperyalizmi var, Avrupa emperyalizmi ve işbirlikçi rejimler var. Filistin halkı ise, büyük ölçüde yalnız. Filistin, özellikle sosyalist sistemin yıkılışından bu yana yalnızdır. Dünya halkları Filistin'in yanındadır; ama bu sahiplenme maddi bir güce dönüşemediği koşullarda, Filistin'in etrafındaki çemberi kıracak bir özellik göstermemektedir. Filistin buna rağmen direniyor. Büyük bir kararlılıkla, siyonizme karşı direniş ve savaşın meşruluğunu savunuyor. Ki, örnek olan, örnek alınması gereken yönlerinden biri de budur; Filistin halkı, meşruluk bilincini en yüksek düzeyde içselleştirmiş bir halktır. Gazze'ye yönelik son saldırıya "İsrail'in saldırıları yanlış, ama Filistinliler'in eylemleri de yanlış", "İsrail saldırıları durdursun, ama onlar da askeri bıraksınlar" diyen bakış açısı, bu meşruluk bilincinden, dolayısıyla Filistin davasını sahiplenmekten uzaktır.
Filistin davasında doğru tutum, emperyalizm ve halklar saflaşmasında net olmaktan geçer. Siyonizm ve ittifakları, kendi cephelerinde nettirler. İsrail, 15 Mayıs 1948'de Filistin toprakları gasbedilerek kuruldu. İşgal, o günden beri yani 58 yıldır, tüm uluslararası hukuk kuralları çiğnenerek, BM kararlarına rağmen, emperyalist-siyonist askeri zorla sürdürülüyor. Gazze'de siz bu satırları okurken katliam hala devam ediyor olacak. Bunun tek sorumlusu Siyonist İsrail değildir. Emperyalizm ve İsrail'e tavır almayan tüm ülkeler suç ortağıdır. Bitmedi! Suçlular bunlarla da sınırlı değil; emperyalizm işbirlikçisi rejimlere tavır almayan tüm kesimler de bu suçun dolaylı ortaklarıdır. Çünkü, emperyalizmle işbirliği içindeki tüm rejimler, ABD'nin stratejik ya da taktik müttefikleri, aynı zamanda siyonizmin destekçisidirler. İşte böyle olduğu içindir ki, ülkemizde AKP'yi destekleyen kesimler de bu suç ortakları içindedirler. Suçlular ve suçun ortakları bu kadar çok olduğu için, bu işgal, işkencelerle, katliamlarla 58 yıldır sürebilmektedir.
Filistin-İsrail "barış görüşmeleri", dünya siyaset sahnesinin en çelişkili, her şeyin başaşağı edildiği bir siyasettir. En başta, Siyonist İsrail'in işgal ve katliamlarının baş destekçisi Amerikan emperyalizmi, İsrail-Filistin görüşmelerinde "arabulucu"dur. "Barış"ı sağlamaya çalışandır. Keza, Avrupa aynı roldedir. Ve dünyadaki pekçok siyasal güç, pekçok aydın, onların bu rolünü onaylamış, desteklemiş, meşrulaştırmıştır. Oysa Amerikan emperyalizmi neyse siyonizm odur, siyonizm neyse ABD odur.
Bu gerçek, siyaset sahnesindeki riyakarlıkları da ortaya koyan bir turnusoldur. Sayısız siyasal güç, pekçok ülkenin rejimleri, yıllarca Filistin davasını savunur görünmüş ama emperyalizm işbirlikçiliğini de sürdürmüştür. Pekçok güç (özellikle islamcılar), "siyonizm karşıtlığını" yıllarca siyasetlerinin en temel konularından biri yapmış, ama aynı güçler, ABD'yle de işbirliği içinde olmuşlardır. İşte bu nedenledir ki, suç ortakları içine, onyıllarca ABD'nin "yeşil kuşak" projeleri içinde yeralan, "ABD'ye karşı çıkarak hiçbir şey yapılamaz" diyen islamcıları da katmalıyız. Suç ortakları içine, yine, Avrupa Birliği'ne "barış, demokrasi" adına destek verenleri katmalıyız.
Filistin halkı, işbirlikçi Arap rejimleri tarafından, kendi yöneticileri tarafından defalarca ihanete uğratılmıştır. Filistin davasının "kutsallığını", Filistin direnişine sempatiyi, kendi iktidarlarını sürdürmenin bir aracı olarak kullanan bu rejimler, Filistin halkına karşı doğrudan veya dolaylı katliamlar gerçekleştirmekten de geri durmamışlardır. İhanetler içinde pişmiştir bu yüzden Filistin. İhanetler içinde kendi özgücüne güvenmeyi öğrenmiştir. Öğrenemeyenler de öğreniyor. Ocak ayında yapılan seçimlerde iktidara gelen HAMAS, Amerikan ve Avrupa emperyalizminin ambargo tehditleri karşısında Arap rejimlerinin desteğine güveniyordu. Ancak gözardı ettiği, onların emperyalizmle ne kadar bütünleşmiş olduklarıydı. Nitekim, pratikte bu gerçeğe çarptı. Gerici, işbirlikçi rejimlerin kendi halklarının gözünü boyamak için bol keseden yaptıkları "Filistin'e destek" açıklamalarının hiçbir karşılığı yoktu.
HAMAS iktidarı, Amerika'sıyla, Avrupa'sıyla emperyalist cephe tarafından büyük bir ambargoyla karşılandı. Gerekçe, HAMAS'ın "islamcı" niteliği olarak gösterildi. Oysa sözkonusu olan, emperyalizmin ve siyonizmin 58 yıldır kıramadığı büyük bir direnişti. Dünya halklarına "kötü örnek" oluşturan bir direnişti. HAMAS'ın islamcılığı taliydi aslında; eğer HAMAS emperyalizm ve siyonizmle uzlaşmaya yanaşsaydı, HAMAS'ın islamcılığının onlar açısından hiçbir mahzuru olmayacaktı. Nitekim, ABD, AB ve İsrail, HAMAS'a iki şart ileri sürdüler: Birincisi, HAMAS, İsrail'i tanıdığını ilan etmelidir. İkincisi, silahlı mücadeleyi terk etmelidir. Bu şartlar arasında görüleceği gibi, HAMAS'ın islamcılığıyla ilgili bir madde yoktur. Emperyalizmin, Suudi Arabistan'dan Pakistan'a kadar çeşitli ülkelerdeki "islamcı" iktidarlara karşı da bir itirazı olmadığı gibi...
Filistin'e karşı uygulanacak ambargoyu haklı göstermek için dünya halklarına çHamas, İsrail'i tanımadığı için İsrail barış görüşmelerine başlamıyorç gerekçesi gösterildi. Burjuva basında veya politikacıları arasında "Filistin uzmanı" olarak tanınan yazarlar, politikacılar, bu yalanı tekrarlayıp durdular. Yalandı; "barış" görüşmeler -bu görüşmelerin taktik, politik olarak doğruluğu, yanlışlığı bir yana- altı yıldır İsrail'in hiçbir anlaşmaya uymaması yüzünden zaten bitmiş durumdaydı. HAMAS'tan önce, El Fetih iktidardayken de süren bir barış görüşmesi yoktu. "Barış görüşmeleri" denilen süreç, zaten tüm Filistinli örgütlere ve bizzatihi Filistin halkına, bağımsızlık hedefinden, silahlı mücadeleden vazgeçme dayatmasından başka bir şey değildi.
HAMAS, bu emperyalist yalanlara ve ekonomik, siyasi ambargoya, güçlü bir Halk Cephesi kurarak karşılık verebilirdi. Ama islamcılığın pragmatizmi ve farklı hesapları buna engel olmuş, siyonizm HAMAS'ı bu koşullarda kuşatabilmiştir. Halkı birleştiremeyen islamcı HAMAS, tersine şeriatçı dayatmalarıyla Filistin halkını bir iç savaşın da eşiğine getirmiştir. Kuşatmaya direnen ve bu ablukayı da püskürtecek olan yine, HAMAS'lısıyla, Cepheli'siyle, El Fetihçi'siyle tüm Filistin halkıdır. Filistinliler yaşayarak, deneyerek göreceklerdir ki, islamcı bir iktidar, Filistin'i (ne de başka bir ülkeyi) bağımsızlığa ve sosyal kurtuluşa götürmez. Filistin, er veya geç, gerçek önderliğine kavuşacak, o önderliği de yaratacaktır.
Filistin; sabır, kararlılık ve nihai hedeften asla vazgeçmemektir. Onlarca örgüt kuruldu Filistin halkının bağrında. Onlarca yıllık bir savaşı finanse etti yoksul Filistin halkı. Kadro, savaşçı vererek besledi kurtuluş ordularını. Filistin Kurtuluş Örgütü 1964 yılında kuruldu. Ertesi yıl, işgale karşı silahlı mücadele başlatıldı. Yaklaşık 40 yıldır silahla, taşla, yürekle sürdürülen bir mücadele sözkonusu. Bu mücadele Filistin halkının önüne sayısız engeller, sapaklar çıkardı. Büyük kayıplar verdi bu mücadelede. Ekonomik, siyasal, sosyal, askeri yıkımlara uğradı. Ama hiçbir an umutsuzluğa, yılgınlığa kapılmadı Filistin halkı. Filistin direnişini, emperyalizm ve halklar arasında süren savaşta çok özel bir yere yerleştiren, onu dünya halkları için bir örnek haline getiren, dünyanın tüm devrimcilerinin, ulusal kurtuluş savaşçılarının yüreğinde Filistin'i özel, adeta kutsal bir kavram haline getiren en önemli yanlarından biri de budur.
HAMAS'a tavır, görünümü altında Filistin halkına karşı uygulanan ambargo ve nihayetindeki Gazze saldırısı, uzlaşmacı bir gücü değil, direnişi seçtiği için Filistin halkına yönelik yeni bir "cezalandırma" ve yıldırma operasyonudur. Saldırının ne HAMAS'ın islamcılığıyla ne de Filistinli savaşçıların yaptığı eylemle bir ilgisi yoktur. Tek bir amaç vardır; Filistin halkını teslim almak. Dünya halkları, devrimci, demokrat, yurtsever örgütler, saldırının bu niteliğini görerek tereddütsüz yeralmalıdırlar Filistin'in yanında. Filistin'i teslim alamayacaklar. 58 yıldır alamadılar. Başkenti Kudüs olan bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasını ve sürgündeki Filistinliler'in vatanlarına geri dönüşünü engelleyemeyecekler.
(Yürüyüş, 9 Temmuz ’06)