10.08.2006 19:43
Savaşa karşı savaşalım! - Proleter Devrimci Duruş
Ortadoğu'da savaş rüzgarları daha şiddetli eserken, Türkiye de 'durumdan vazife' çıkarıyor. İsrail'i örnek alarak Kuzey Irak'a (Güney Kürdistan) "sınırötesi operasyon" için başta ABD olmak üzere emperyalistlerden onay istiyor. İsrail'in Filistin ve Lübnan'a saldırısını "kendini savunma hakkı" olarak gören emperyalist-kapitalist dünyaya, bu hakkı kendinin de kullanabileceğini duyuruyor. Fakat ABD Büyükelçisi'nin "ikisi çok farklı" diyerek böyle bir harekatı kesinlikle onaylamayacaklarını bildirmesi üzerine, "tek başımıza da olsak yaparız", "kararı büyükelçi değil, hükümet verir" vb. efelenmelerden eser kalmadı. Son olarak Başbakan Erdoğan, "Kuzey Irak'a NATO güçleri müdahalede bulunsun" dedi. Sanki NATO, ABD'nin onayı olmadan gelebilirmiş, ABD'nin dışında davranabilirmiş gibi.
Esasında Türkiye, varolan kaotik ortamdan yararlanarak Kuzey Irak'ı işgal etmek, başta Kerkük olmak üzere bölgenin petrol zenginliğinden pay kapmak istiyor. Bir yandan en büyük kabusu olan Kürt devletini ortadan kaldırmanın, bir yandan da Osmanlı'dan kalma haklarını sürdürmenin hesaplarını yapıyor. Fakat bu hesapların ne denli kof olduğunu görmüyor, görmek istemiyor. Kurtlar sofrasında çakallara yer olmadığını kabullenemiyor. Fakat bunu her defasında hatırlatan çıkıyor ve her kafasını kaldırdığında vuruyorlar. Son "sınırötesi operasyon" çığırtkanlığı da farklı olmadı. Türkiye, yağmasa da gürlemeyi sürdürürken, ABD, her zaman yaptığı gibi, PKK'ye karşı daha etkin tedbirler alacağını söyledi ve ardından Güney Lübnan'da İsrail'in işgal edeceği bölgeye "barış gücü" (ya da "istikrar gücü") adı altında Türk ordusunun yerleşmesini istedi.
ABD'nin 11 Eylül'den bu yana Türkiye'yi savaşın içine dahil etmek istediği biliniyor. 1 Mart tezkeresinin reddi ile bu amacına ulaşamamıştı. Şimdi bir kez daha Türkiye'nin "en hassas" olduğu Kürt sorunun kullanarak onu Ortadoğu savaşında İsrail'le birlikte "koçbaşı" olarak ileri sürmek istiyor. Geçtiğimiz ay, Washington'da resmiyet kazanan "stratejik vizyon belgesi" ile AKP Hükümeti, dün olduğu gibi bugün de bu rolü oynamaya hazır olduğunu gösterdi. Ne var ki, toplumsal muhalefet ve egemen klikler arasındaki çelişkilerden dolayı bugüne dek bu rolü istenilen ölçüde başaramadı. Şimdi şoven-milliyetçi duygular körüklenerek, asker cenazelerinin törenleri buna alet edilerek halktaki savaş karşıtlığı ve ABD düşmanlığı giderilmeye, savaşa kitle desteği oluşturulmaya çalışılıyor. Dışişleri Bakanı Gül ve Başbakan Erdoğan "BM kararı olursa asker gönderebiliriz" diyerek şimdiden yeşil ışık yaktılar.
O BM ki, İsrail'in Lübnan'da bulunan 4 temsilcisini göz göre göre katletmesine rağmen, İsrail'e kınama kararı bile çıkaramayacak kadar zavallı ve güçsüz. ABD'nin vetosu karşısında çaresiz ve hiçbir karar çıkartamıyor. Irak işgali öncesinde ABD, BM'nin gerekli olup olmadığını tartışma konusu yapmıştı. Filistin ve Lübnan işgali sırasında da ne denli güçsüz, işlevsiz olduğu açığa çıktı. Belki de kurulduğu günden bu yana BM, en fazla itibar kaybını bu dönemde yaşıyor. Türkiye ise, bu BM'nin kararı ile ABD-İsrail safında savaşa girmeye hazır olduğunu bildiriyor. BM ya da NATO hangi emperyalist kuruluşun şemsiyesi altında olursa olsun, savaşa dahil olacak her tür girişime karşı mücadeleyi yükseltmek şarttır. Bunu da ne hükümet, ne ordu yapacaktır. Irak işgali öncesinde olduğu gibi işçi ve emekçiler, ezilen halklar, tüm savaş karşıtları sokaklara dökülmedikçe, savaş engellenemez.
* * *
Lübnanlı bir doktor, İsrail bombardımanı sonrasında yıkılan binaların altından cesetler çıkarken, "İşte Yeni Ortadoğu bu!" diyor arkasındaki manzarayı göstererek. Ve ekliyor: "Hayalsiz, çocuksuz, duygusuz, sevgisiz bir Ortadoğu!"
ABD'nin "Yeni Ortadoğu'sunun, resmidir Lübnan, Filistin, Irak... Kitleler, başta ABD olmak üzere emperyalistlerin hegemonya savaşının kendilerine kan ve gözyaşından başka bir şey sunmayacaklarının farkındalar. O yüzden özellikle Ortadoğu halklarında İsrail'e ve onun arkasında duran ABD'ye nefret ve öfke çığ gibi büyüyor. Filistin'de, Lübnan'da, Irak'ta direnişe katılanların sayısı hızla artıyor. Destek eylemleri ve protestolar yayılıyor. Fakat henüz Irak işgali öncesi ulaşılan boyutta değil. Türkiye'de ise, çok daha cılız. Oysa gerek içeride Kürt halkına karşı yürütülen kirli savaş ve "sınırötesi operasyon" hazırlıkları, gerekse Güney Lübnan'a asker gönderme planları, Türkiye'nin bu dönem daha fazla savaşın içine çekildiğini gösteriyor. Dolayısıyla tepkiler ve eylemler de önceki yıllardan çok daha yüksek ve caydırıcı olmalı.
Dünyada ve ülkemizde esen savaş rüzgarlarını durdurmanın tek yolu, birleşmek, örgütlenmek ve savaşmaktır. Irak işgali öncesi deneyimlerimizle komünist ve devrimciler olarak tüm savaş karşıtlarını bir araya getirmeli ve harekete geçirmeliyiz. Tehlike dünden daha büyüktür. Direnişimiz ve mücadelemiz de dünden daha güçlü olmalı!
(Proleter Devrimci Duruş, Ağustos '06)