26.08.2006 08:16
Anti Emperyalist, işgal karşıtı mücadele geleneği yaratalım - İşçi Köylü
Son süreçte ABD emperyalizmi, Ortadoğu'da sömürü ve hegemonyasını güçlendirerek artırmak, genişletip, derinleştirmek amaçlı bölgeyi yeniden yapılandırma ve şekillendirme (kan gölüne çevirme) politikasına hız kazandırdı. Bu politikanın yaşam bulması için bu kez İsrail Siyonistlerine her türlü ekonomik-politik-askeri-diplomatik desteği sunarak, bölgede hegemonyasını güçlendirmeye çalışıyor. İsrail, ABD'nin her türlü desteğini arkasına alarak, bölgede işgal ve katliamlarını genişleterek hız kazandırdı.
İsrail'in, işgalci saldırgan tutumunu haklı göstermek için öne sürdüğü iddiaların hiçbirinin kabul edilebilir, inandırıcı bir özelliğinin olmadığı, bölgede yaptıklarıyla ortaya çıkmıştır. Bölgede yaşananlar, iddiaların aksini fazlasıyla ispatlayacak düzeydedir. İsrail'in iddia ve söylemlerinin gerçek dişiliği gün gibi ortadayken, ABD, AB ve diğer emperyalist ülkelerin sessizliği, uluslararası kurumların suskunluğu bölgede yaşananların ezilen dünya halkları ve emperyalist haydutlar ve uşakları için ne anlama geldiği anlaşılmaktadır. Filistin ve Lübnan'ın İsrail Siyonistleri tarafından işgal edilmesi, efendileri olan ABD emperyalizminin bölgede sömürü ve hegemonyasını güçlendirmek, genişletip, kalıcılaştırmak için olduğu gerçekliği bölge halkı ve dünya halkları tarafından daha fazla anlaşılır hale gelmiştir. Söylemlerle yapılanlar, iddialarla gerçekleşenler saldırganların işgalci-katliamcı yüzünü ve bölgedeki amaçlarını gün gibi ortaya çıkarmaktadır.
Uşakların "saygınlığı" hizmetle ölçülür!
ABD emperyalizminin İsrail Siyonistlerinin işgaline ve pervasızca saldırılarına sunduğu ekonomik-askeri-politik-diplomatik destek sayesindedir ki İsrail, hiçbir savaş normuna uymayarak, uluslararası hukuk kurallarını rahatlıkla çiğneyebilmekte, dünya halklarının yükselen protestolarına kulaklarını tıkayabilmektedir. İsrail Siyonistlerinin işgal ve saldırısı, özünde ABD emperyalizminin işgal ve saldırısıdır. İsrail Siyonizminin pervasızlığı, hukuksuzluğu ve kuralsızlığı, özünde ABD emperyalizminin pervasızlığı, hukuksuzluğu ve kuralsızlığıdır. Uşaklar, efendilerinden ayırt edilemez. Uşakların "saygınlığı" efendilerine hizmetiyle ölçülür.
Başta sivil halka ve sivil yerleşim yerlerine olmak üzere Lübnan ve Filistin'in alt yapısına yönelik imha amaçlı saldırılarına, gerçekleştirdikleri katliamlarına karşı çıkan, tepki gösteren öncelikli olarak bölge halkları ve dünyanın ezilen halklarıdır. Hiçbir emperyalist kurum ve kuruluş, adını hakla hukukla, güvenlikle, insan haklarıyla maskeleyen, gizleyen hiçbir örgüt İsrail'in saldırganlığına ne dur diyebiliyor, ne de buna karşı bir yaptırım gücü ortaya koyabiliyor. Ezilen dünya halklarının dışında herkes büyük bir aymazlık içinde sağır, dilsiz ve körleri oynuyor. Hâlbuki her şey açık, yalın bir şekilde herkesin gözleri önünde cereyan ediyor. İletişim ve haberleşmenin gelişim hızıyla gün gün, saat saat bölgede gerçekleşen katliamlara tanık olunuyor. Gerçekleştirilen saldırganlığın, katliamların, bu kadar açık ve aleni olduğu, katliam şifresinin deşifre edildiği bir süreç bu kadar açık bir şekilde yaşanmamıştı. ABD emperyalizmi ve onun bölgedeki jandarması olan İsrail, başta bölge halkları olmak üzere mazlum dünya halkları tarafından hiçbir dönem bu süreçte olduğu kadar tepki almadı, kin, öfke ve isyan duygulan hiç bu kadar kabarmadı. Dünyada ve Ortadoğu halklarında ABD ve İsrail devletine olan düşmanlık hiç bu kadar gelişmemişti. Afganistan, Irak, Filistin ve Lübnan'da yıkılan eski uygarlığın kalıntılan içinde, kum yığını ve kan gölü içinde yeni uygarlığın tuğlalan döşenmektedir.
Emperyalizm gerçekliğini gösteriyor!
Halklar, kendi kaderlerini ellerine alma, direnme ve savaşmadan başka hiçbir yaşam seçeneklerinin ve var olma nedenlerinin kalmadığı bir süreci, kan ve acılar içinde yaşayarak, öğrenmektedir. Emperyalizm, dünya halklarına kanla, acıyla kendi sömürü ve hegemonya gerçekliğini öğretiyor. Bombalar altında parçalanan her bir çocuk bedeninde emperyalizm, Siyonizm kanlı yüzünü gösteriyor. Şimdiye dek yeryüzünün efendileri ve onların uşak ideologları, kiralık sözcüleri tarafından dillendirilen her sözün, savunulan her teorinin, iddia edilen her tezin, kocaman bir yalan ve bir yanılsama olduğu görüldü. Bu gerçeklik, dünden daha fazla halkların bilincinde yankılanmaktadır. Bilinçlerdeki bu yankılanma, halkların kendi kaderlerini ellerine alıp, kendi geleceklerini belirleyecekleri sürece dönüşecektir. Kaderini değiştirme ve geleceğini belirleme yolu silahlı kurtuluş yoludur. Hiçbir yanılsama, hiçbir aldatmaca ve hiçbir karşı-devrimci güç, halkları direniş ve mücadele yolundan alıkoyamayacak, onları tarihin öznesi olma iddiasından vazgeçiremeyecek, kendi kaderini belirleme gücünden yoksun kılamayacaktır.
Dünya genelinde başta ABD emperyalizmine olmak üzere işgalci katliamcı İsrail Siyonistlerine karşı protestolar, eylemlikler örgütlenmektedir. Emperyalizm ve hegemonya kavramları halkların bilincinde yeniden uyanmaktadır. Öfkeler, bir yanardağı patlatacak düzeyde derindir. Rüzgâr ekenler, mutlaka fırtına biçecektir.
Anti-Emperyalist Mücadele ve Direniş Geleneği
ABD emperyalizmine ve işgalci İsrail Siyonistlerine karşı örgütlenen gösterilerde ve ortaya konan tepkilerde "İslami" kesim, devrimci ve demokrat kesimlerden daha önde durmaktadır. Onların ortaya koydukları tepkinin kitlesel olmasının yegâne nedeni ibadet yerlerinde kolaylıkla biraraya gelip toplanabilme gibi bir avantaja sahip olmalarıyla, işgale ve katliama uğrayan halkların Müslüman olması olgusuyla açıklanamaz.
Oysa bu süreç, emperyalizm, sömürü ve hegemonya gerçekliğinin halkların bilincinde güçlü yankı bulması açısından muazzam olanak sunmaktadır. Bu süreç gerek devrimin örgütlenmesi, güçlenmesi açısından, gerek devrimci propaganda ve ajitasyon faaliyetinin örgütlenmesi, mücadele ve örgütleme pratiğinin güçlendirilmesi açısından muazzam olanaklar sunmuştur. Okun sivri ucu başta ABD emperyalizmi olmak üzere genel olarak kapitalist-emperyalist sisteme (saldırı ve işgal sürecinde sessiz kalarak saldırganlığa onay veren bütün emperyalist-kapitalist kurum ve kuruluşlara ve onların uşaklığım, sözcülüğünü ve savunuculuğunu yapan BM, AB, Arap Birliği, İKÖ vb. örgüt ve kurumlara) yöneltilmeli, işgalci katliamcı Siyonist İsrail'e karşı mücadeleye çevrilmelidir. Protesto eylemlikleri bu temelde örgütlenmelidir. Her türlü legal ve illegal, barışçıl-askeri eylemler, kitlesel gösteriler bu bilinci örgütlemeye hizmet etmelidir. İşçilerin, köylülerin, kamu emekçilerinin, öğrencilerin, kadınların, Kürt ulusunun ve diğer milliyetlerden emekçilerin mücadelesi, emperyalizme ve uşaklarına karşı mücadeleyle ilişkilendirilmelidir. Ortak payda, emperyalizme ve uşaklarına karşı mücadele olmalıdır. Toplumun her kesiminin yaşadığı yoksulluk, işsizlik, baskı ve zulmün temel nedeninin ülkemizin emperyalizme bağımlılık ve bağlılık ilişkileri olduğu, bugün Ortadoğu'da yaşananların gerçek sorumlusunun aynı sömürü ve hegemonya merkezi olduğu bilinciyle hareket edilmelidir. Bu bilinçle emekçilere ezilenlere propaganda ve ajitasyon çalışması yapılarak, örgütlemeye gidilmelidir.
Dışımızda örgütlenen eylemliklere örgütlü ve kitlesel bir şekilde katılarak yer alınmalıdır.
Toplumun ezici bir bölümü İsrail işgaline ve saldırganlığına karşıdır. Her geçen gün işgalci Siyonist İsrail saldırısı sonucu çoğu savunmasız çocuk, kadın, yaşlı, korumasız siviller katledilmektedir. Bunun sonucu halkta güçlü bir öfke ve tepki oluşmaktadır. Bu süreçte yürütülecek propaganda ve ajitasyon çalışması daha anlaşılır ve somut şekilde halkın bilincinde yankı bulacaktır. Bunun zemini elverişlidir. Süreç, devrimin lehine gelişmektedir. Örgütlenecek eylemliliklerin, yürütülecek mücadele ve direnişlerin meşruluk ve haklılığı daha fazla benimsenecek ve daha kolay kabul edilecektir. Özellikle İslami ideolojinin etkisi altında kalan halk kesimlerinin devrimci tarzda etkilenmesi bu süreçte mümkündür, bunun koşullan uygundur. Nasıl ki seçim süreçlerinde halkın büyük bir bölümü doğal bir "politik" ortama çekiliyorsa, "politik" ortamda devrimci politikanın yapılma zemini daha fazla uygun hale geliyorsa, aynı şekilde her karşı-devrimci işgal, saldırı ve katliam sonucunda doğal bir tepki ve öfke ortamı oluşmaktadır. Dolayısıyla anti-emperyalist ve işgal karşıtı devrimci politika yapma koşulları olgunlaşmakta, örgütlenme zemini güçlenmektedir. Halkın duyarlılık, ilgi, karşı koyma istemi, tepki gösterme bilinci daha fazla artmaktadır. Bu süreçlerde örgütlenecek propaganda ve ajitasyon çalışması daha etkili olur, daha güçlü bir yankı bulur.
Sınıf bilinçli proleterler bu süreçte doğru bir mücadele pratiğiyle devrimci etkilerini artırıp, örgütleme potansiyelini geliştirebilir.
Ülkemizde sınıf savaşımının her alanında mücadele ve direniş geleneğini yaratma görevi sınıf bilinçli proleterlerin omuzlarındadır. Gelenek haline getirilen mücadele ve direniş bilinci, emekçilere, ezilenlere kazandırılmalıdır. Türkiye halkının ezici bir çoğunluğu ABD emperyalizmine, onun işgalci katliamcı politikalarına ve uyguladıkları işkencelere karşıdır. Halkımızın ezici bir çoğunluğu İsrail'in Filistin ve Lübnan'a yönelik işgal ve katliamlarına karşıdır. Bu objektif gerçeklik, kalıcı ve köklü bir mücadele ve direniş geleneğine çevrilme zemini haline getirilmelidir. Bu zemin bilinçle, sabırla, itinayla cesaret ve kararlılıkla işlenmelidir.
(İşçi-Köylü, 25 Ağustos - 7 Eylül '06)