18.10.2006 09:35
Generaller antiemperyalist kesildi! - Atılım
Kara kuvvetleri komutanı Orgeneral İlker Başbuğ Kara Harp Okulu açılış töreninde yaptığı konuşmada, 'Türk inkılabı' yerine 'Türk devrimi'ni kullanmayı tercih etti. 'İnkılap' 12 Eylül darbesinden bu yana resmi zorla kabul ettirilmeye çalışıldı. 'Devrim' işbirlikçi burjuvazi ve generaller için ürkütücü bir terimdi. Ellerinden gelse sözlüklerden söküp atacaklardı. Bu kelimeyi telaffuz etmek bile kimi zaman gözaltına alınmaya, işkence görmeye neden oluyordu. 'İnkılap', komünizmin Türk-İslam sentezi ile bir ideoloji olarak beyinlere şırınga edilmesinin en temel simgelerinden biriydi.
Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Y. Karahanoğlu da Deniz Harp Okulu açılış töreninde, 'tam bağımsızlıktan, 'emperyalizm'den, 'evrensel kapitalizm'den söz etti. Bugüne değin 'tam bağımsızlık' isteyenler, emperyalizme ve kapitalizme karşı çıkanlar ağır işkencelerde sakat bırakıldı, katledildi, yıllar yılı zindanlarda tutuldu, onlarcası idam edildi. Ne değişti? Genelkurmay ideolojik, politik dönüşüme mi uğradı?!
Yalnızca Genelkurmay'dan değil, devletin en yüksek görevlisi sayılan Cumhurbaşkanı Sezer'den de benzeri açıklamalar geldi. 1 Ekim'deki meclis açılış konuşmasında şöyle diyordu Sezer: 'Küreselleşme adı altında uluslararası tekilci sermayenin yerelleştirme ye özelleştirme yönüyle iç pazarı etkili bir biçimde ele geçirmesinin ulusal ekonomiye zarar verdiği gözden uzak tutulmamalıdır.'
Türk Burjuva Devleti'nin en üst kurumlarından, Genelkurmay ve Cumhurbaşkanlığından yükselen bu ses ne anlama geliyor? Bu, 'emperyalizme', 'uluslararası tekelci sermaye'ye 'devrimci' bir itiraz mı? Bütün bunlar ölmekte, yok olmakta olanın zavallı çığlıklarıdır.
Uluslararası sermaye ve onların emperyalist devletleri dünün yeni sömürgelerini tasfiye ediyor, onları çıkarlarına uygun olarak yeniden düzenliyor, yeniden sömürgeleştiriyor. İç ve dış ticareti ele geçiriyor, Merkez Bankası'nı kontrol ediyor, basın yoluyla piyasayı doğrudan yönetiyorlar. Dün, işbirlikçileri eliyle gelen tekeller bugün doğrudan geliyorlar. Dünün işbirlikçi sınıfları, bugün uluslararası tekellerin organik uzantısı olarak boy veriyor. 'Uluslararası tekilci sermaye'nin, 'evrensel kapitalizmin bu macerasında Türk burjuva ordusu yolu düzledi, sermayenin sınır tanımaz saldırganlığının baş aktörü oldu. 12 Eylül ve bugüne değin yaşananlar bunun ne anlama geldiğini yeterince ortaya koyuyor. Türk Burjuva Ordusu yalnızca Türkiye coğrafyasının uluslararası sermayeye bu yeni biçimiyle peşkeş çekilmesinde değil, Balkanların emperyalistlerce yeniden bölüşülmesinde, Somali'nin sömürgeleştirilme girişiminde, Afganistan'daki, Irak'taki işgalde önemli roller üstlendi. Şimdi de uluslararası tekilci sermayenin çıkarları uğruna Lübnan yoluna düşüyor. Bu kadar da değil: Türk burjuva ordusu Türkiye'nin uluslararası sermayenin çıkarları doğrultusunda yeniden sömürgeleştirilmesin-de egemen sınıfların en keskin, vurucu silahı olmanın ya-nısıra, uluslararası tekilci sermayeye eklenmiş işbirlikçi tekelci sermaye sınıfının bir parçası haline geldi. Türkiye'nin en büyük ilk beş sermaye kuruluşunda yer alan OYAK bunun somut ifadesidir.
Bütün bunlar bu yeni literatürün yalnızca demogojik bir söylem olduğunu mu kanıtlar? Hayır. Genelkurmay 'uluslararası tekelci sermaye'nin çıkarları gereği eski egemen konumundan uzaklaştırılmaktadır. Karşı çıkışın kaynaklandığı asıl gerçek budur. Onu en etkin biçimde kullananlar, şimdi onun belirli sınırlar içine çekilmesini istiyor. 'Emperyalizm', 'evrensel kapitalizm' diye feveran etmelerinin nedeni budur.
Yine de mesele bu biçimde tahlil edilerek geçiştiremez. Genelkurmay ve Cumhurbaşkanından yansıyan bu fikirler, coğrafyamızda sınıf çatışmalarının aldığı yeni biçimleri gösteriyor. Uluslararası tekelci sermayenin sınır tanımaz saldırganlığı, işçi sınıfını olduğu kadar küçük mülk sahibi sınıfları da derinden sarsmaktadır. İktisadi alanı tamamıyla egemenliği altına alan emperyalist sermaye, siyasi yönetimi de bütünüyle ve doğrudan denetim altına almak istiyor. Bu eşyanın tabiatına uygundur. Hal böyle olunca binlerce bağla, askeri, diplomatik, ekonomik, mali yönden emperyalizme bağlı, NATO'da büyük güçlerin vurucu gücü olanlar, 'tarihsel’ olarak ve 'Anayasa güvencesi' ile 'yönetim hakkı' olduğunu düşünenler, bu 'hak'tan geriye itilince 'tam bağımsızlık' çığlıkları atmaya başladılar. Hızla mülksüzleştirilmekte olan küçük ve orta mülk sahipleri ile 'yönetim hakkı' kısıtlanmak istenen askeri bürokrasinin talepleri çakışmaktadır. Bu da eşyanın tabiatına uygundur. 'Uluslararası tekilci sermaye' her ikisinin de altındaki toprağı çekip almaktadır.
Buradan hangi ideoloji boy vermektedir? Hem erimekte olan küçük ve orta mülk sahibi sınıfları hem de 'yönetim hakkı' kısıtlanmak istenen generaller aynı dili konuşmaya başladılar. Genelkurmay işçilerde, küçük ve orta mülk sahipleri içinde, ordunun alt kademelerinde yükselen emperyalizm ve uluslararası tekelci sermaye karşıtlığını, ezilen toplumsal katmanlardaki özlemi, gerici milliyetçiliğin kulvarına çekerek, 'yönetim hakkı'nı sürdürebilmenin kitle tabanı haline getirmeyi amaçlıyor. Genelkurmay, giderek güçlenen emperyalizm ve uluslararası tekelci sermaye karşıtlığı eğilimini stratejinin ideolojik kaldıraçlarından biri olarak kullanıyor ve bu rejimi rakiplerine karşı politik mücadele unsuru haline getiriyor.
Genelkurmay partisi, Kürt sorununun en sınırlı biçiminde çözümüne dahi karşı koyuşunu, 'emperyalizme' ve ' uluslararası tekilci sermaye'ye karşı koyuş gibi gösteriyor, 'yönetim hakkı'ndan vazgeçmeyi 'irtica'ya karşı mücadele olarak açıklıyor. Böylece milyonlar, emperyalistlere satılanlar ve emperyalizme direnenler olarak saflaştırarak, işbirlikçi burjuvazi ve AB'ye karşı eski konumunu sürdürmeyi hedefliyor.
Sezer'in bahsettiği 'ulusal ekonomi' sömürgeleştirilmekte olan bir ülke için boş bir hayaldir. Emperyalist küreselleşme sürecinde yeni sömürgelerde 'ulusal' olan ne varsa yok olup gitmektedir. Kapitalist bir ekonomi emperyalist sistemden hiç bir biçimde 'bağımsız' olamaz. Bugün çok tehlikeli bir noktaya ulaşıldı. Bütün yeni sömürge pazarları 'uluslararası tekelce sermaye'nin öz vatanıdır artık. O nedenle geçmişteki göreli siyasi bağımsızlık da buharlaşıp yok olmaktadır.
Emperyalist-kapitalist zincirin dışına çıkmadan, bu zincirin dışına zıplamadan, yeni bir ekonomi, 'ulusal ekonomi' inşa edilemez.
Sınıf mücadelesi, yeni biçimlerde, bu ideolojik eksende kapsayacak biçimde yükselecektir. Bir yandan her şeyiyle emperyalizme teslimiyetten yana olanlar, emperyalizmin iktisadi ve siyasi ilhakını isteyenler: bir yandan emperyalizmin iktisadi ilhakına karşı çıkmayan, ama siyasi ilhakı, 'yönetim hakkı'nın gasp edilmesi olarak algılayıp, belirli bir çerçevede sınırlandırmak çıkarı olanlar: diğer yandan iktisadi ve siyasi ilhakı cepheden karşı koyarak, yeni bir düzen için mücadele edenler. Birincisi 'liberalizm', ikincisi gerici milliyetçilik, faşizm, üçüncüsü ise sosyalizm olarak ideolojik forma bürünüyor.
Genelkurmay cephesi uluslararası sermayenin pervasız saldırıları ile inim inim inletilen milyonlarca emekçinin taleplerini, gerici çıkarlarına manivela yapmak, onu, 'yönetim hakkı'nı kullanmanın güvencesi haline getirmek, gerici milliyetçiliğin, faşist ideolojinin etkinlik alanını genişletmenin aracına dönüştürmek istemektedir.
Günün görevi peçeyi kaldırmak, gerçeği göstermek: halkta giderek gözlenen, 'emperyalizm', 'uluslararası tekilci sermaye' karşıtlığını devrim ve sosyalizm mücadelesinin kaldıracı haline dönüştürmektir.
(Atılım, 14 Ekim, Sayı 39)