22.11.2008
28.10.2006 11:30

Düşman bitmeden savaş bitmez - İşçi-Köylü

 

 

“Bu kez devlet adım atmak zorunda, çünkü Kürt sorunu uluslararası bir boyut aldı" söylemlerindeki "gerçeklik" payı bir kenara "PKK koordinatörü" atamasıyla Kürt sorununu "çözme" çabası içinde olan ABD'nin Irak'ta her gün onlarca insanı katlettiği ortadadır. Tam da bugünlerde yapılan bir araştırmaya göre 'Irak'ta üç yıllık işgal şartlan altında ölen insan sayısı 655 bine ulaşmış durumdadır. Kürt sorunun demokratik yollardan çözümü noktasında mangalda kül bırakmayan ABD ve iş birlikçilerinin Irak'taki tablosu işte budur.

 

Devlet cephesinden ateşkes sürecinde yaşanan gelişmeler bunlarken; gözlerin çevrilmesi gereken bir de "karşı tarafın" açıklamalarıdır. KKK Yürütme Konseyi Başkam Murat Karayılan yaptığı bir açıklamada bu ateşkes sürecinde diğerlerine göre daha umutlu olduklarının altını çizerek bunun nedenini de "dış ve iç kamuoyunun desteğinin daha fazla olmasına" bağlıyor. Ve ateşkes sürecini kastederek "Bu olmamış olsaydı Kürt sorununun uluslararası bir soruna dönüştüğü günümüzde Kürtlerin farklı tutumları olabilirdi. Ayrı bir devletleşme daha fazla gündeme gelebilirdi" demektedir. Anlaşılan o ki,

Kürtlerin "daha farklı" taleplerinin gündeme gelmesi sadece devleti rahatsız edecek bir gelişme değildir. Nitekim 15 Ekim tarihli Gündem gazetesinin Analiz köşesinde yayınlanan yazıda yer alan Ağar'ın Kürt sorununu çözme adına ileri bir çıkış yaptığı imaları medet umulanın kimler ve neresi olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

 

Ağar kimdir sorusunu sorduğumuzda ise karşımıza çıkan yanıt bir halk düşmanı açısından hayli bildik bilgilerle dolu. Polisliğe Emniyet Genel Müdürlüğü ve Cumhurbaşkanlığı korumalarında görev alarak başladı.

 

İznik, Selçuk ve Torul Kaymakamlıkları da yapan Ağar, Derince Kaymakamlığı görevinden sonra, İstanbul Siyasi Şube Müdür Muavinliği'ne getirildi. 5 yıl süren İstanbul Emniyet Müdürlüğü Personel ve Asayiş Şube Müdürlüğü'nden sonra, Şükrü Balcı-Ahmet Ateşli-Ünal Erkan ve kendisi ile ilgili MİT raporu nedeniyle 1988 yılı başında, Ankara Emniyet Müdürlüğü'ne getirildi. Bu dönemde siyasilerle yakın ilişki kurmaya gayret etti.

 

İstanbul Emniyet Müdürlüğü görevinden sonra, 1992'de de Erzurum Valisi oldu. Bu görevi sırasında 1 Ağustos 1992'de gıyabi tutuklu olarak aranan Bahçelievler katliamı sanığı Haluk Kırcı'nm nikâhında, nikâh şahitliği yaptı. 1993 Temmuz ayında Emniyet Genel Müdürlüğü'ne getirildi.

 

Bu göreve gelir gelmez, Milli Güvenlik Kurulu'na Özel Tim'in güçlendirilmesi ve PKK'nin büyük şehirlerdeki finans kaynaklarını kurutmak gibi önlemleri içeren "Terörü 1 yılda yok edecek" bir plan hazırlayıp sundu. Özel Harekât Timi'nin PKK'yi bir yılda sileceğini ileri sürdü. "PKK'ye karşı ülkücü ordusu kurulduğu" iddialarım yalanladı.

 

Bu konuşmasından 40 gün sonra ise "Özel ordu çok yakında hazır" açıklamasını yaptı. Polis örgütüne MHP yanlılarının hakim olmasına göz yummakla suçlandı. Ağar yönettiği polis örgütü nedeniyle, işkence iddialarına ve yargısız infaz suçlamalarına da hedef oldu.

 

Ağar, Emniyet Genel Müdürlüğü döneminde artan faili meçhul cinayetler nedeniyle büyük eleştiri aldı.

 

Ağar, bu dönemde İstanbul Emniyet Müdürü olan Necdet Menzir ile büyük bir çekişmenin de içinde oldu. Aralık 1995 seçimlerinden sonra 28 ay sürdürdüğü Emniyet Genel Müdürlüğü görevinden ayrıldı ve DYP milletvekili olarak Meclis'e girdi.

 

Adalet Bakanı olduğu ANAYOL Hükümeti döneminde hapishanelerde 12 politik tutsak ölüm orucu ve süresiz açlık grevlerinde şehit düştü. REFAHYOL Hükümeti'nin kurulmasından sonra İçişleri Bakanlığı koltuğuna oturdu.

 

Ağar'ın Susurluk olayından hemen sonra polis müdürü Hüseyin Kocadağ'ı savunarak, Abdullah Çatlı'yi teslim olmaya götürdüğü yolundaki açıklaması herkesi şaşırttı. Bu sözlerinin hemen ardından istifa etti.

 

1996 Eylül ayında Aydınlık dergisi tarafından açıklanan ikinci MİT raporunda bizzat Ağar tarafından verilen yeşil pasaportlar ve silah taşıma belgeleriyle özel bir örgüt kurduğu, bu örgütün adam kaçırma, uyuşturucu kaçakçılığı gibi işlere bulaştığı iddia edildi.

 

Susurluk kazasından sonra yapılan incelemelerde Çatlı'nın üzerinde çıkan silah taşıma belgesindeki imzanın Ağar'a ait olduğu Jandarma Kriminal Laboratuvarı tarafından tespit edilmiştir.

 

Bu "karanlık" geçmişine güvenle "dağdakilerle" ilgili konuşan Ağar, dikkat edilirse herhangi bir "vatan hainliği" suçlaması ile de karşılaşmadı. Çünkü kendisinin ne kadar "vatansever" bir adam olduğu bugüne kadar sergilediği pratiğinde oldukça açık bir durumda. Lübnan'a asker gönderilmesini istemeyenlerin dahi "vatan hainliği" ile suçlandığı ülkemizde "teröristler" için "kapı açan" Ağar'm bu tartışmalarda "imaj yapması" bir tesadüf olmasa gerek.

 

Ülkemizdeki bu gelişmelerin akışını belirleyen ve de tamamlayan dünyadaki sıcak gelişmeler ise tüm hızıyla devam etmektedir. Irak'ta yaşanan katliam ve çatışmalar, Siyonist İsrail'in Filistin'e yönelik gerçekleştirdiği saldırılar, bu saldırıların ardından ortaya çıkan katliam bilançoları kan gölüne dönen Ortadoğu'nun son tablosu.

 

Ancak tüm bu saldırılara karşı ABD'nin "önleyici savaş stratejisi'ne karşı halkın direniş savaşı, her geçen gün işgalcileri daha zor duruma sokmaktadır. Direnişin sürekliliği ve her geçen gün artan mücadele gücü karşısında, işgalciler

daha fazla zorlanmaktadır. Ekonomik-politik-askeri ve moral kayıplarının hesabı beklediklerinden ve tahmin ettiklerinden çok fazla olmaktadır. Daha şimdiden kayıplarının milyarlarca dolara vardığını gizleyememektedirler.

 

ABD yönetiminin "Irak işgaline ve İran'ın barış amaçlı olmayan nükleer enerjiye sahip olmasına", "terörizme" ilişkin söylemlerine daha az insan inanmaktadır. Irak'ta ve belli ölçülerde Afganistan'da yaşananlar ve ortaya çıkan gerçeklik, dün söylenenlerin yalan olduğunu ortaya koyduğu gibi bugün İran için söylenenlerin de yalan olduğu ve söylemlerin hiçbir inandırıcı yanının kalmadığını gözler önüne sermektedir. İşgal edilen ama teslim alınamayan bu iki ülkede de direniş birbirinden farklı ve değişik boyutları ile devam etmektedir. Özellikle Irak'ta yaşanan gerçeklikle birlikte ABD yönetiminin bugün her söylemine ağır bir yalan gölgesi düşmektedir.

 

Direnişin haklılığı, davanın meşruluğu Irak halkım işgalcilere karşı koymaya götürmektedir. Ülkelerini savunmak, işgalcilerden kurtarmak için kararlılıkla harekete geçmekten çekinmeyen Irak halkının direnişçi evlatları dünya halklarına, kâğıttan kaplanlara karşı mücadeleyi öğretmektedir. Davanın haklılığı ve kaydettiği başarı tüm dünyadaki ilerici insanlığın büyük desteğini ve dayanışmasını sağlıyor. Emperyalist saldırganlar, tarihin mahkûm ettiği, eşitsizliğin, adaletsizliğin temsilcileri olarak yalnızlığa ve yıkıma doğru gidiyor. ABD ve İngiliz işgalci haydutları başta Irak halkı olmak üzere Ortadoğu ve dünya halklarının nefret ve öfkesini kazanmaktadır. İç çelişkileri ve toplumsal sorunları artarak büyüyen ABD, "en tepe en yüksek gelişim noktasına" vardık dedikleri şeyin aslında hızla çürüme, yıkım ve yalnızlığa doğru "nokta" olduğunu göremiyorlar, tıpkı ondan önceki diktatörler ve işgalciler gibi.

 

Ancak çıplaklığı her geçen gün daha açık bir şekilde gün yüzüne çıkan işgal ve hegemonya gerçekliğin ABD yönetimi tarafından görülüp kabul edilmemesi, emperyalist güçleri yeni başarısızlıkların ve daha büyük kayıpların eşiğine götürecektir. Afganistan'da başarısız olduğu gibi Irak'taki savaşı kaybederek ikinci başarısızlığı yaşamaktan kaçınamayacaktır. ABD'nin şu an adı geçen iki savaştaki başarısızlığını örtmek için, İran'a karşı yeni bir saldırıya hazırlanması onlar için daha büyük kaybın ve başarısızlığın kapısını çalmak olacaktır. Her bir işgal bir savaş ve bir direniş demektir. BOP projesi ABD'li ve İngiliz emperyalist haydutların yıkım ve yalnızlık projesi olacaktır. Bu projenin mezar kazıcıları da başta Irak, Afganistan olmak üzere Ortadoğu ve ezilen dünya halkları olacaktır.

Bugün Kuzey Kore'nin nükleer denemeler yapması üzerine tekrar alevlenen tartışmalar ve özellikle ABD emperyalizminin "sinirli" açıklamaları dünya halklarına yabana değildir. Ancak Ortadoğu'da hezimeti yaşarken, dünya halkları ABD'nin yalanlarına her geçen gün artan tepki gösterirken ve içinde bulunduğu ekonomik durum sürekli gerilirken yeni bir cephe açmayı göze alamamaktadır. Yine de bu yeterli değildir. ABD ve tüm emperyalistler yeryüzünden silininceye kadar dünya halklarına huzur yok!

 

(Sayı: 22, 20 Ekim-2 Kasım '06)


YAZICIYA GONDER


November
Mon Tue Wed Thu Fri Sat Sun
27 28 29 30 31 1 2
3 4 5 6 7 8 9
10 11 12 13 14 15 16
17 18 19 20 21 22 23
24 25 26 27 28 29 30