31.10.2006 18:01
İzmir Cezaevi İnisiyatifi sözcüsü ile zindanlarda yaşanan sorunlar üzerine konuştuk...
“Devrimci tutsaklar direnişleri ve onurlu mücadeleleriyle bize mesaj vermektedirler!”
- İCİ hangi ihtiyacın ürünü olarak ortaya çıkmıştır?
İCİ sözcüsü: Bu sorunun yanıtı aslında ülkenin somut durumudur. Ve en çok da hapishanelerde yıllardır süren uygulamalardır. Bunu biraz açarsak; eşitsizlik ve adaletsizlik üzerine kurulu mevcut düzenin halklara açlık, sefalet, işsizlik, sömürü, yağma ve talan dışında sunduğu hiçbir şey yok. En temel sağlık ve eğitim hakkının dahi paralı hale getirildiği, sokaklarında kimsesiz çocuklar ordusunun türetildiği, yaşlıların soğuklarda kar-kış ortasında donarak öldüğü bir ülke gerçekliği…
Siz bakmayın o medya ekranlarında oynatılan ve kültür dejenerasyonundan başka işe yaramayan “televolelere” ya da “Sabah Şekerlerine”. İşin aslı yiyecek aşını bulamayan, barınacak evi olmayan onca insan bu gerçekliğin içinde eşitsizliğe-geleceksizliğe karşı insan onurunu ayakta tutma mücadelesi veriyorlar. Aydınlık ve özgür yarınlar umudunu her koşulda koruyarak…
Bu ülkede, bu uğurda mücadele eden muhaliflere, devrimcilere, yurtseverlere karşı sürdürülen insanlık dışı uygulamalar bilinmektedir. Gün olmuş bunun adı “faili meçhul” olmuş, gün olmuş gözaltında kayıp olmuştur. Ya da yargısız infaz, köy yakma, işkence, zorunlu sürgün olmuştur. Ve her dönemde hapishaneler muhalifler ve devrimcilerle doldurulmuştur. Özgürlük sevdalarının bedelinin en ağır şekilde ödetildiği yerler olmuştur hapishaneler. Devrimci iradenin gücünü kırmak, onların kitlelerle bağını koparmak için hapishaneler giderek tam anlamıyla işkencehaneye dönüştürülmüştür. 12 Eylül faşist darbesiyle milyonların işkence tezgahından geçirildiği, 17’sinde devrimci gençlerin asıldığı ülkede hapishaneler dünden bugüne devrimcilerinin yüreğinin attığı yer olmuştur bir yerde.
Bugün çocuğu, kardeşi, yoldaşı hapishanede olan yürekler birleşmiş ve bu alanda devrimci tutsakların sesi olabilmek için ve onların sesini kamuoyuna daha çok duyurabilmek için İzmir yerelinde bu çalışmayı 2004 yılında başlatmışlardır.
2004 öncesinde “komisyon” şeklinde demokratik kurumlarda varolan inisiyatif, aileleri, DKÖ’lerin STK’laştırıldığı ve tüm ibrelerin AB’ye evrildiği, AB eksenli “demokrasi”lerin derde derman sanıldığı süreçte yol ayrımını netleştirmiştir. F tipi tecridin ve işkencelerin baş mimarı ve finansörü AB emperyalizminden “demokrasi” beklentimiz yoktur.
19 Aralık 2000 hapishaneler katliamına giden taşlar hep kanla döşenmiştir. Buca, Diyarbakır, Ümraniye ve Ulucanlar’da…Ve tecrit bu ülkede 122 yaşamı bizden ayırmış, yüzlercesi de bedensel olarak hasta hale gelmiştir. Bugün işte bu gerçekliği görerek ve devrimci dayanışma sorumluluğunu bilince çıkararak harekete geçmenin bir adımıdır aynı zamanda bizim çalışmalarımız…
- İCİ bu kapsamda hangi çalışmalar yürütülmektedir?
İCİ ilk olarak içeriyle bağlarını güçlendirmek ve içeriye “bir aileniz de biziz” mesajını vermekle yola koyulmuştur. Onlarla düzenli yazışma, dışarıda yaşanan sürece dair bilgilendirmede bulunma, sağlık sorunlarını ve yaşanan tüm ihlalleri takip etme, bu hak gaspları ve ihlaller hakkında kamuoyunu bilgilendirme, kampanyalar düzenleme, bildiri dağıtımı, afiş ve stikır çalışmaları, sokak etkinlikleri, basın açıklamaları, hukuksal konularda diğer alan örgütlerini bilgilendirme, demokratik kurumları ziyaretler ederek bilgilendirme gibi…
Esas olarak bunu en geniş kitlelere taşımak gibi bir sorumluluğumuz var. Ancak bakıldığında, ülkede aydın sanatçı ve devrimci çeperdeki birçok kişiye bile hala tecridi ve etkilerini anlatamadığımızı, içerinin sesi olmak konusunda yeterli olamadığımızı da görmekteyiz. Böylesi bir süreci ancak birleşik bir devrimci mücadele ve dayanışma ile aşabiliriz. Bu anlamda ortak bir şekilde oluşturulan İCİ bir yanıyla bu alandaki devrimci dayanışmanın da bir ürünüdür.
Bu ortak dayanışma içeriyle de dayanışmasını geliştirerek olması gerekeni yapmaya çalışmaktadır. Tutsaklarla her konuda dayanışmak en temel görevimiz ve birincil sorumluluğumuzdur. Onların sosyal ve kültürel ihtiyaçlarını karşılamak, onlarla “yürek paylaşımı” yapmak bugün çok daha önemli ve gereklidir.
Ülkede yaşanan hapishaneler süreci ve muhalif–devrimci tüm seslerin kısılması amacıyla ardıardına yapılan yasal düzenlemeleri (CİK-TMK gibi) kitlelere taşımanın ilk adımı olarak İCİ Bülteni çıkarılmıştır. Bu anlamda emperyalizmin genel saldırılarının bir ayağı olarak diğer ülkelerin hapishanelerinde yaşananları da takip etme ve kamuoyunu bilgilendirme yükümlülüğümüz bulunmaktadır.
Yine İCİ internet aracılığı ile de sesini duyurma çabasındadır. Bu alana yönelik çalışmalarımız olgunlaşmıştır. Yapılan konu odaklı kampanyalarla sorunların çözümünde olan ısrarcılığını ortaya koymaktadır. Örneklemek gerekirse, kimi gün İCİ vapur iskelesinde önüne F tipi yaşamı anlatan yaftalar takıp ajitasyon çalışması yapmakta, ilaç tutsaklara para ile verildiği için bakanlığa torbalarla “ilaç” yollamakta, ya da tutsakların gıdaları kesildiğinde sepetle portakalı sırtlayıp halka dağıtarak bildiriler eşliğinde onlara madalyonun “iç” yüzünü göstermeye çalışmaktadır. Bir gün Buca önünde karanfil atmaya çalışırken tutulan el, ya da Kırıklar önünde katliamcılara öfke olan yürektir biraz da İCi…
- Hapishanelerde son süreçte neler yaşanıyor?
Hapishanelerde her dönem olan hak gaspları ve ihlaller artık CİK ile yasal zemine oturtulmuş ve devrimci tutsakların kırılamayan iradeleri egemenleri her geçen gün daha çok pervasız hale getirmiştir. Ülkede yükseltilen ırkçı-şovenist dalgayı da arkasına alan egemenler 6 yıl önce kurdukları ve halkın gözünün içine bakarak “lüks villa” diye reklam yaptıkları F tipi tecrit işkencehanelerinde (ki bu bilimsel bir gerçektir ve tıp çevreleri bu konuda ülke yönetimini defalarca uyarmıştır) disiplin cezalarını otomotiğe bağlamış ve her türlü iletişim-görüş hakkını gaspetmiş durumdadır. 14 ay mektup yasağı,12 ay görüş yasağı olan tutsaklar vardır. Ve her konuda kör hücrelerle cezalandırılanlar…
Ailelerin dayanışmasını kesmek için uzak hapishanelere konulan tutsaklar buralarda görüş–mektup yasağı ile iyice tecrit edilmekte, bu yetmeyince kör hücrelere konulmakta, üstüne 3 kez hücre hapsi alanın tüm infazı yanmaktadır. Yani artık “giren-çıkamaz” durumundadır. Tutsakların yaptığı meşru direnmelerinin hepsi yasal suç sayılmakta ve cezası anında onaylanmaktadır. Bunun aksine tutsakların yaptığı suç duyuruları (ki sayısı onbinleri çoktan aşmıştır) hep “takipsizlikle” sonuçlanmaktadır.
Hukuk bu noktada sadece “seyirci ve onaylayıcı” durumdadır. Paralı mahpusluk uygulaması ile de artık tutsaklar ve aileleri bir de bu koşullarda maddi sömürünün de pençesindedir. Ebu Garip hapishanesindeki uygulamaları kınayan kamuoyu ve basın burnunun dibindeki 122 yaşama mal olmuş F tipi işkencehanelere kayıtsızdır. Tecridin psikolojik tahribatı nedeniyle intihara kalkışanlar haber bile olamazlar. Yemeklerin az verilmesi, aylarca su kesintileri, kışın ince battaniyeler altında soğuğa terkedilen bedenler, hastalığı tedavi edilmeyenler ya da hastalığı nedeniyle bir ambulans bile bulunmadığı için hapishanelerde solan yaşamlar….
Bugün bu yaşananlar aslında tesadüf değildir. Kadın hapishanesi kurup onlara gözdağı vermek için anüs ve vajina araması dayatmaları, ayakkabı araması adı altında dayak, şiddet uygulamaları, hastahane ve revire çıkışa konulan engellemeler tesadüf ya da münferit değildir. Bunun altında yatan egemenlerin anti-faşist ve anti-emperyalist güçlerden olan çekincesidir. Ortadoğu’yu yeniden şekillendirmeye çalışan emperyalizmin devrimcilerden yana korkuları kabusa dönüşmektedir. Onun içindir ki, bunca baskı ve zor, en demokratik eylemlerde alınan insanlara, meşru taleplerini haykıranlara verilmek istenen sus mesajının mekanıdır F Tipleri. İyileştirme adı altında “ehlileştirme” ve “sessizleştirme” gayesi yatmaktadır. Topluma verilen gözdağı bizzat tecrit üzerinden yapılmaktadır..
- Önümüzdeki günlerde yapacağınız etkinlikler nelerdir?
Biz bu dönem kadın hapishanesi özelinde imza kampanyası ve eylem yapacağız ilk elden… Halen topladığımız imzaları 8 Kasım günü Konak Postanesi önünden saat 12.30 da TBMM’ye göndereceğiz. Aynı süreçte kadın hapishanelerinde yaşananları anlatan “Ben Ulrike bağırıyorum!” oyununu Kasım ayı içinde Çiğli İşçi Kültür Sanat Evi’nde yapacağımız etkinlikte oynayacağız. Hazırladığımız “Tecrit hapishanelerde hükmünü sürdürüyor!” başlıklı afişleri kurum ve semtlere dağıtacağız. Yine bildiri ve bülten dağılımına devam edeceğiz. Kasım ayı içinde hasta tutsaklar özelinde çağrıcı olacağımız etkinliklere ağırlık vereceğiz..
Aralık ayında birçok yerde sokak sergileri ile hapishaneler gerçeğini yansıtmak, panel ve etkinlik düzenlemek, kitlesel bir eylemle 19 Aralık’a dair çalışmalar yapmak ve hazırladığımız görsel bildirileri en geniş alana dağıtmak düşüncesindeyiz.
Tutsaklarla dayanışmayı sürdürerek, onların sesi olmak için halkayı büyütmeye çalışacağız. Elimizi ve yüreğimizi onlara verdiğimizi her fırsatta anlatacağız. Çünkü gerçek tecrit bizim onlarla olan yürek bağımızın kopartılmasıdır. Zaten istenen de budur.
- İletmek istediğiniz bir mesajınız var mı?
Aslında en iyi mesajları tutsaklar direnişleri ve onurlu mücadeleleriyle bize vermektedir. Bize devrolan Tahsin’lerin, Müjdat’ların, Aygün’lerin, Habip’lerin ve Nergiz’lerin miraslarını doğru tahlil etmek ve emperyalizme ve faşizme karşı duruşu her alanda hayata geçirmek zorundayız. Ancak hapishanelerde devrimci tutsaklara sahip çıkılmadığı ve onlar için seslerin yükseltilmediği noktada bu mümkün olmayacaktır.
Onlar bizim değerlerimiz, yoldaşlarımızdır. Bu alanda yaşanan darlaşmanın ve işi ailelere havale eden bakış açısının kırılması gerekmektedir. Merkezi anlamda bu alandaki tüm devrimci örgütlenmelerin eylem birliklerinin örülmesi ve ortak iş yapma kültürünün en üst seviyeye getirilmesi gerekmektedir.
Biz tutsakların niçin hapishanelere konulduğunu ve onları bu duvarların ardına koyan sistemin neyi korumak istediğini unutmamak gerektiğini söylüyoruz. Hapishanelerdeki mücadeleyi sınıf mücadelesinden ayrı düşünmüyoruz. Bu noktada hepimize çok fazla görev düştüğünü hatırlatmak istiyoruz.
Yaşanan tüm eksiklik ve zaafların üzerine gidilmesi, dayanışmanın büyütülmesi için çağrıcı oluyoruz. “Devrimci tutsaklar onurumuzdur” demek tek başına yeterli olmamaktadır. Ve “devrimci tutsaklar yalnız değildir” diyorsak, sesimizi öyle güçlü çıkaralım ki; duvarları aşsın ve umudun güzel yürekli canlarına tek tek ulaşsın... Işıl ışıl gözlerine ışık olsun ve güneşler açsın bulutlarında her şeye inat…
Bize bu fırsatı verdiğiniz için teşekkür ederiz.