31.10.2006 18:06
Yenilgi İtirafları - Yürüyüş
Güçlü olan emperyalizm değil, direnen halklardır. Silahlanmış Irak halkı bu gerçeği bir kez daha ispatlıyor. 'İkinci Vietnam' ı açıkça itiraf eden Amerikan emperyalizmi Irak halkına yenilmiştir.
Şimdi bütün hesaplar 'Irak'tan kurtulma' üzerinedir, ancak onlar için 'Irak'tan onurlu çıkış' olmayacak!
5 Haziran 2003'te Katar'da ABD askerlerine seslenen ABD Başkanı şöyle diyordu: "Sizleri gördüğüme sevindim ve tabii uzun zamandır acı çeken Irak halkı da sevindi. ABD sizi büyük bir tehdidi ortadan kaldırmanız ve baskı altındaki insanları özgürleştirmeniz için göreve gönderdi ve görev tamamlandı."
Irak halkı sevinmediğini silahlı silahsız her biçimde gösterdiği gibi, görevin "tamamlanmadığı" da artık herkesçe biliniyor. O günden bu yana Irak'ta tek konuşan güç olan direniş, geçen hafta Bush'u da konuşturdu: "Irak Vietnam gibi".
"Irak Vietnam gibi"
Bir Tv programına katılan Bush, gazeteci Friedman'ın 'Irak'ta durum Vietnam'daki Tet taarruzuyla örtüşüyor' yorumuna hak vererek, ilk kez Vietnam benzetmesini en üst düzeyde yapmış oldu.
1968'deki başkanlık seçimi öncesi Komünist gerillaların başlattığı Tet taarruzu, askeri açıdan başarısız olsa da, işgalcilerin yenilebileceğini göstermiş ve ABD cephesinde büyük moral bozukluğu yaratarak, dönemin ABD Başkanı Lyndon Johnson'un tekrar aday olmayacağını açıklamasıyla sonuçlanmıştı. ABD ordusu işgalin başlamasından 10 yıl sonra da, 1975'te tam bozguna uğramış halde Vietnam'dan kaçmıştı.
Bush ilk kez Irak-Vietnam bağı kurarken, daha sonra bu itirafı düzeltmek için çeşitli açıklamalar yapıldı, "zafere kadar çekilmeyeceğiz" gibi beylik laflar edildi. Ancak ortaya çıkan başka gelişmeler ve itiraflar, bu benzetmenin o anda Bush'un bir gafı olmadığını, ABD emperyalizminin iç tartışmalarının dışa vurumu olduğunu gösterdi.
İflas eden stratejiler ve
Irak'tan çıkış arayışları
Irak'ta demokrasi kurmaktan, istikrarı sağlamaktan söz eden ABD yönetiminin çıkış yolu aradığı anlaşıldı. Daha İngiliz Genelkurmay Başkanı'nın Irak'tan derhal çekilelim açıklamasının yankıları sürerken, Irak Çalışma Grubu'nun hazırladığı ve basına sızan rapor bu arayışı yansıttı.
George W. Bush'un onayıyla Kongre tarafından kurulan ve başına Cumhuriyetçi eski Dışişleri Bakanı James Baker'ın getirildiği grubun raporu, Irak tartışmalarını daha da alevlendirdi. Rapor özetle, mevcut durumun sürdürülemez olduğunu, Irak stratejisinin iflas ettiğini belirtiyor ve çeşitli öneriler getiriyordu. 'Sonuna kadar kararlı devam etme' üzerine oturan Amerikan politikasını kesin biçimde reddeden ve uygulanamaz olduğunun kanıtlandığını ortaya koyan raporun getirdiği bütün öneriler, "kuyruğu kıstırıp kaçma" dışında alternatif arayışını yansıtıyor. Ancak yine tüm önerilerin kendi içindeki açmazları, raporu hazırlayanların aslında bir alternatif bulunmadığı neticesine varmalarına neden oluyor. Bugün açıkça ifade edilmese de "Irak'tan önşartsız ayrılmalıyız" düşüncesi her geçen gün daha yaygınlık kazanıyor. En ironik olanı ise, "demokrasi götürmek" için işgal edilen ülkede, "istikrar" adına "cunta" ya da "güçlü bir diktatör" seçeneğinin dahi tartışılması.
Irak Çalışma Grubu'nun ortaya koyduğu seçeneklere bakıldığında tümünün de, ABD politikalarının iflasının itirafı anlamına geldiği görülecektir. İşte bunlardan birkaçı: "Irak'ta demokrasi hedefini bırakın. Bağdat'ı istikrarlı hale getirip direnişe siyasi çözüm bulun." "İran ve Suriye ile işbirliği yapın." "Öncelik Amerikan can kayıplarının azaltılmasıdır. ABD askerleri aşamalı olarak Irak dışındaki üslere çekilmeli." Ki, benzeri bir açıklama da, ABD eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Richard Holbrooke'dan geldi. Holbrooke "çözüm" olarak, "ABD kuvvetlerinin Kürt bölgesine çekilmesini" önerdi.
"Şimdiki durumun devamını tümden reddediyoruz" diyen Irak Çalışma Grubu'nun raporundaki şu tespit durumu daha açık ifade ediyor: 'Bırak kaç' ile 'taksim' olasılıkları var. İlkinde askerlerin tümden çekilmesiyle ağır kaybı ve utanç verici duruma düşülmesi tehlikesi var. İkincisinde ülke kuzeyde Kürtler, güneyde Şiiler ve ortada Sünniler olmak üzere üç özerk bölgeye bölünür. Ama çok sayıda Şii ortada kalacağından yine tehlike var."
Görüleceği gibi, hiçbir çözüm, işgalcilerin içinde bulunduğu durumdan çıkmasını sağlamıyor.
Vietnam benzetmeleri, Irak'tan kaçış yolu arandığı tartışmaları her ne kadar Beyaz Saray tarafından "bilahare" yapılan açıklamalarla yalanlanmaya çalışılsa da, Bush'un kendisi de Irak'tan çıkış stratejisiyle ilgili "değişikliğe gidilebileceğini" söyleyerek, Vietnam benzetmesinin durup dururken yapılmadığını söylemekteydi. The Times'ın dile getirdiği gibi, Bush'un taktik değişikliğinden kastı ise, 'dünyaya en az acz görüntüsü vererek çekilmenin yollarını aramak'tır.
Tıpkı Vietnam'daki gibi ayrılma zamanı gelip çattı mı henüz net olmasa da, Ekim ayında Irak'ta işgalden bu yana en fazla kaybını vererek, 86 askerinin cesedini taşıyan ABD'nin direniş karşısında büyük açmaz içinde bulunduğu kesin. Şu ana kadar 2800'ü aşkın askerini kaybeden ABD ve ortağı İngiltere'nin, "güvenlik sorumluluğunu" Irak ordusu ve polisine devretmek yönündeki sabırsızlığının nedeni de, bu tartışmalara bakıldığında daha net anlaşılıyor.
Direniş karşısındaki aczi tüm dünyanın gözleri önüne serilen işgalcilerin, direnişten dolayı Suriye ve İran'ı suçlaması da, o büyük teknolojik gücü, devasa silahlarına rağmen, halklar karşısında ne denli güçsüz oldukları gerçeğini, iflas eden stratejilerini gizleme telaşındandır. Bağdat Büyükelçisi Zalmay Halilzad ile birlikte 24 Ekimde basın toplantısı düzenleyen, Irak'taki ABD güçleri komutanı general George Casey, sadece "siyasi kararlılığa sahip olmaması" nedeniyle Irak hükümetini suçlamakla kalmıyor, aynı zamanda İran ve Suriye'yi "silahlı gruplara destek vermek ve ülkedeki istikrarı baltalamakla" itham ediyordu. Yani, direnen bir halk yoktu, dış güçler ve beceriksiz Iraklılar vardı!
İşgalciler bir an önce Irak'ı işbirlikçi hükümet ve kukla orduya devretmeyi planlarken, onlar da ABD ve İngiltere'de yaşanan politik gelişmelerden duydukları paniği gizleyemiyorlar. Zira, ABD ve İngiliz kamuoyunda işgalin başarısızlığı daha açık tartışılır hale gelir ve siyasi sonuçlar yaratırsa, bu tekellerin hükümetlerinin de işgali daha uzun vadede sürdürmesi zorlaşacaktır.
Tony Blair'in Irak Başbakan Yardımcısı Berham Salih ile, İngilizler'in işgalindeki güneyin kontrolünü 12 ay içinde Irak'a devredip çekilme gündemiyle yaptığı toplantı sonrası konuşan Salih'in, "ABD ile Britanya Irak'ı bırakıp kaçamaz" açıklaması bu paniğin adeta bir dışavurumu oldu.
Nitekim, İngiltere'de Blair ve partisi çöküşü daha erken yaşadı. Seçimlerin yaklaştığı Amerika'da da Cumhuriyetçi Parti için durum farksız. Bush'un Cumhuriyetçi Partisi'nin son 14 yılın en düşük düzeyine inmesi ve Bush'a desteğin yüzde 38'e kadar düşmesi, doğrudan Irak bataklığının yansıması oldu. Washington Post gazetesi, "Irak savaşında temel bir strateji değişikliği beklenildiğini" yazarken, gerek Cumhuriyetçi gerekse de Demokrat Partili senatörlerin "böyle gitmez" diyen açıklamaları her gün basına yansımaya başladı. Dış İlişkiler Konseyi Başkanı Richard Haass'in, "Irak stratejisinin başarı şansı yok." açıklaması, ABD politik çevrelerinin ortak düşüncesi diye de okunabilir.
Direniş hesapları bozdu
Güçlü olan halklardır
Kuşkusuz işgalcilerin hesabı çok başkaydı. Irak'ta istedikleri işbirlikçi bir hükümet kuracaklar, devleti yeniden buna göre inşaa edecekler ve BOP politikalarını diğer ülkelere taşıyacaklardı. "Uluslararası meşruluk" gibi tartışmaları da bir kenara bırakarak, yalanlar üzerine kurulu kampanyalarla, "teröre karşı savaş" söylemleriyle işgal ettiler ülkeyi. Şimdi, itiraflar silsilesi yaşanıyor adeta. ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilisi Alberto Fernandez'in, Irak'ta "aptalca ve kibirlice davranıldığı" itirafı da bunlardan biriydi. Yine Fernandez'in "El Kaide dışında herkesle görüşmeye hazır" olduklarını açıklaması, gelinen noktayı özetliyordu.
Nitekim İngiliz The Times gazetesinin üst düzey Iraklı ve Amerikalı kaynaklara dayandırdığı haberine göre, ABD askeri yetkilileri geçen hafta Ürdün'ün başkenti Amman'da Iraklı direniş gruplarıyla en az iki gün boyu ateşkes pazarlığı yürüttüler. Benzeri görüşmeler Mukteda Sadr ile Irak Başbakanı Nuri el-Maliki arasında yapıldığı da yine yansıyan bir başka bilgi.
İşgalcilerin bütün masa başı hesapları direniş tarafından bozulmuştur. Küreselleşme sarhoşu tekeller, halkların direnişi gerçeğine çarptılar ve "baldırı çıplakların" gücüne tüm dünya bir kez daha tanıklık etti, ediyor.
İşgalin politik ve askeri yetkililerinin ağzından son günlerde yansıyan itirafların bir süre sonra yerini daha açık "çekilme" tartışmalarına bırakması kimseyi şaşırtmamalıdır. Tablo, yansıyandan çok daha vahimdir emperyalizm açısından.
Bağdat'ta da kontrol direnişçilerde
Daha geçen yıl, "Irak'tan aşamalı olarak çekileceklerini" açıklayan Amerika, bırakın askerini azaltmayı, aksine artırmak zorunda kaldı.
Kuzey Irak dışında, ne Sünni bölgelerine ne de Şiiler'in yaşadığı Güney'de işgal güçleri ya da Irak ordusunun hiçbir denetimi bulunmuyor. Sünni direnişçiler, Ramadi gibi eyaletlerin sokaklarında devriye gezerken, Şii Sadr milisleri Ameriye'de olduğu gibi, kentlerin denetimlerini ele geçiriyorlar. Daha çarpıcı örnek ise, ülkenin başkentinin dahi kontrol edilemiyor oluşudur.
ABD askeri sözcüsü Org. William Caldwell, El Cezire'ye yaptığı açıklamada, "Bağdat'ı güvenli kılmakta başarısız olduklarını" itiraf etti, Irak ordusu ile birlikte geçen ay başlatılan operasyonun sonuç vermediğini söyledi. ABD'nin, Bağdat'taki 12 bin ek işgal gücüne rağmen çatışmalar yüzde 22'lik bir artış gösterdi. Ülkenin başkenti, işgal karargahı ve hükümet binalarının bulunduğu "yeşil bölge" dışında, Şii ve Sünni farklı milis güçlerince kontrol edilen onlarca küçük şehre bölünmüş durumda. Şii semtlerinde Sadr'a bağlı Mehdi Ordusu, Sünni semtlerinde direnişçi grupların hakimiyeti var.
Direniş meydan okuyor
İşgalciler cephesinde "bataklıktan nasıl kurtuluruz"un tartışması yapılırken, direniş açıkça işgali geriletiyor ve meydan okuyor. Birçok kentin denetimi direnişçilerin elinde bulunuyor.
21 Ekim'de El Cezire televizyonuna konuşan Baas Partisi'nden bir yönetici, gelişmeleri değerlendirdiği açıklamasında, ABD'nin Irak'tan "şerefli bir çıkış" aradığını, direnişçilerin ise müzakerelere hazır olduğunu, ama silah bırakmayacaklarını duyurdu. Baaslı direnişçi şunları söylüyor: "Partimiz ve diğer direniş örgütleri, Amerikalılarla müzakereye hazır. İşgalci, çıkış arıyor. Direniş ise, düşman masaya oturana veya aşağılayıcı bir yenilgi alana dek savaşmaya kararlıdır".
Baas'ın müzakerelere başlamak için önkoşulları ise şöyle sıralandı:
"ABD işgalinden sonra çıkarılmış tüm yasaların iptali, direnişçilerin Irak halkının tek temsilcisi olarak tanınması, yabancı güçlerin çekilmesiyle ilgili bir takvimin onaylanması."
Direnişin açık güç ve moral üstünlüğüyle yapılan bu açıklamalardan bir başkası da, Baas liderliğindeki direnişin sözcüsü Salah Muhtar tarafından yapıldı. Eski Vietnam elçisi olan Muhtar, direnişin yüzde 90'ının Baas'ın liderliğinde olduğunu, aşiretlerin Baas'tan yana tavır aldığını belirterek, direnişin "Irak'ta iktidarı ele almak için bütün hazırlıklarını tamamladığını" söyledi. ABD işbirlikçilerinin ülkeden ayrılmaya başladığını kaydeden sözcü, "Çünkü direniş, işgali sona erdirme noktasına geldi ve Bağdat'ı kontrol ediyor" dedi.
Baas'ın bazı Kürt gruplarının da dahil olduğu bir Milli Cephe kurma kararı aldığını söyleyen Muhtar, 10 Ekim'de, Irak'taki en büyük ABD askeri üssü olan "Forward Base Falcon"a düzenlenen saldırının da, uygulamaya koydukları "ABD birliklerine ağır kayıplar verdirme" taktiğinin parçası olduğunu dile getirdi. Direniş kaynakları, söz konusu saldırıda 300'den fazla ABD askeri, CIA ajanı ve tercümanın öldüğünü, 165 kişinin ağır, 39 kişinin hafif yaralandığını, Irak ordusundan da 122 askerin öldüğünü, 90'ının yaralandığını duyurdular. Amerikalı bir muhalif site de, ölen 300'e yakın Amerikalı'nın isimlerini yayınlayarak direnişçileri doğruladı. ABD ise saldırıyı doğrulamakla birlikte, kayıplarını inkar etti.
Amerikan emperyalizminin Irak stratejisinin iflas ettiği tartışmasızdır. Ama sadece iflas eden Irak politikası da değildir. Irak işgalinin de önemli bir yer tuttuğu, 'küresel terörle savaş' politikasıdır temellerinden sarsılan.
(Yürüyüş, sayı: 76, 29 Ekim ’06)