22.11.2008
07.03.2007 17:44

Sömürgecinin onuru olmaz

 

Faşist diktatörlüğün kurumlaşmasında birinci derecede rol ve sorumluluk sahibi olan Amerikan emperyalizmi, diktatörlüğün tüm kurumlarının da Kabe'si, icazet kaynağıdır. Büyükanıt'ın ABD gezisi de, generallerin derinlemesine biçimde Amerikan emperyalizminin işbirlikçisi olduğunun altını çizdi. Bu gerçek, ABD'deki ilk açıklamasında iç ve dış düşmanlarına 'rüyalarını kabusa çevirme' kabadayılığı taslayan Büyükanıt'ın ayrılırken yaptığı, 'çuvalcı' Amerikan generali Petraeus'u savunan açıklamasında sembolik ifadesini buldu. Büyükanıt, Türk halk yığınlarının bilincinde anti-Amerikan bir iz bırakan bu gelişmeyi unutturmaya, başlarına geçirilen çuvalı da affetmeye razıydı! Amerikan emperyalizmiyle generaller arasındaki sorun/çelişki, generallerin belirleyici iktidar mevkilerinden geriletilmek istenmesinde ve bununla doğrudan bağlantılı biçimde Kürt sorunu, Kıbrıs, Kerkük gibi konularda faşist diktatörlüğün ayrıcalık ve imtiyazları aleyhinde işleyen Amerikan politikalarıdır.

ABD'de siyasi parti temsilcisi gibi karşılanan Büyükanıt'ın ve faşist generallerin çözüm formülü Amerikan emperyalizmiyle anlaşmak; kendi ayrıcalıklarının korunması karşılığında Amerikan saldırganlığına daha aktif katılmaktır. Generaller, İran'a saldırı planına dahil olma ve İsrail'le işbirliği konularında hükümetten daha aktif bir pozisyon alarak, yarı askeri rejimi pekiştirme hamlesine ABD desteği sağlamaya çalışıyor. Büyükanıt'ın “İran füzelerinin Türkiye'yi tehdit ettiği” açıklamasının bundan başka bir anlamı yoktur. Buradan, aynı zamanda Kerkük referandumu ve PKK'ye yönelik askeri saldırı gibi konularda da Amerikan desteği murat ediliyor.

Rejimin her iki kanadı da ABD'nin icazetini almak için işbirlikçilikte birbiriyle yarışmaktadır. Büyükanıt'ın ABD gezisine, burjuva basında “1 Mart pişmanlığı” köşe yazılarının yeni bir dizisinin eşlik etmesi de anlamsız değildir... Türk burjuvazisinin bu akıl hocaları, Kürdistan üzerindeki sömürgeci egemenliğin korunmasının ve pekiştirilmesinin ancak emperyalizmin himayesiyle mümkün olacağını devletin yönetici çevrelerine tekrar tekrar anımsatıyorlar. Topraklarını conilere açmamak gibi bir 'aymazlığı' yapmakla Türk burjuvazisi, Güney'de fiili Kürt devleti ve Kuzey'de 'politik çözüm' dayatmasıyla karşı karşıya kalmıştır!

Sömürgecilik, 'onurlu' olamaz, ancak işbirlikçi olabilir. Kendisi Amerikan emperyalizminin yeni sömürgesi olan Türkiye'nin, sömürgesi Kürdistan'ı elde tutması, sadece işbirlikçiliğin derinleştirilmesi yolundan mümkündür. Çünkü emperyalistler dışında, ancak en has işbirlikçilere sömürgecilik yapma 'ayrıcalığı' tanınabilir. Rice, “sınırlar değişebilir” uyarısıyla bu gerçeği, daha Büyükanıt ziyaretinden önce anımsattı.

Büyükanıt'ın ABD ziyareti; Kıbrıs'taki faşist işgali, Kürdistan'daki sömürge boyunduruğunu 'antiemperyalizm' adına savunanların sefilliğinin üstüne basılmış bir mühürdür. Türk burjuvazisi ve faşist rejim, bu ayrıcalıklarını korumak için çırpındıkça, Amerikan işbirlikçiliğinde derinleşecektir. Bu gerici çıkarların savunusundan bir 'yurtseverlik' çıkarmaya çalışanlar kaçınılmaz olarak iflas edecektir. Türk emekçi halk yurtseverliği, bu gerici ve kirli çıkarların reddi üzerinde yükselebilir ancak.

Ziyaretin güncel olarak üzerine odaklandığı konu, Güney Kürdistan'da şekillenmiş bulunan federe Kürt devletinin tanınması, muhatap alınması sorunudur. Büyükanıt'ın “sınır ötesi harekat” taleplerine bulduğu yanıt, kendisini hiç de memnun etmeyen, Güney Kürdistan yönetimiyle ortak hareket etme telkinleri oldu. ABD, PKK'nin tasfiyesini, Türk sömürgeciliğinin Güney Federe Yönetimi'ni tanıması ve normal ilişkiler geliştirmesine bağladı. Hükümetin buna olumlu yanıtının ardından, Genelkurmay Başkanı'nın ABD'den verdiği “Ben görüşmem, kim görüşürse görüşsün” mesajı, hükümete açık bir tehditti.

PKK konusunda Güney Kürdistan yönetimiyle görüşmenin ucu, Kürt sorununda askeri değil, politik çözümü kabul etmeye çıkıyor. Daha genel planda ise Güney Kürdistan'daki yönetimi tanımak, onunla muhatap olmak, bir biçimde Kürt ulusunu ve onun siyasal temsilcilerini tanımak anlamına geleceği için de ulusal inkar siyasetiyle açıkça çelişiyor. Kuzey'de Kürt ulusunun varlığını reddetmek, ancak Güney'de bunu kabul etmek ve temsilcilerini muhatap almak, birbirinin altını boşaltan iki çelişik tutum olur.

Bu yüzden su katılmamış ırkçı Deniz Baykal ve Devlet Bahçeli ikilisi, avazları çıktığı kadar bağırıyorlar. Güney Kürdistan yönetimini tanımak, onunla masaya oturmak, PKK'yi tanımaktır, Kerkük'ün Kürtlerin eline geçmesini onaylamaktır, diyorlar.

Tüm milliyetçi hamaset nutuklarına karşın, aralarında ordunun finans kurumu OYAK'ın esaslı bir yer tuttuğu Türk şirketlerinin Güney Kürdistan'da yürüttüğü yaygın ekonomik faaliyet de 'tanımama, muhatap almama' siyasetinin altını oyuyor.

Kürt ulusunun inkarının bir parçası olarak, Güney'deki federe devletin inkarı politikasının sürdürülemez hale gelmiş olması, faşist rejimin içine yuvarlandığı krizin, özel olarak da ideolojik hegemonya krizinin derinliğinin bir ifadesidir. Türk sömürgeciliğinin Güney Kürdistan federe yönetimini tanıması ve normal diplomatik ilişki kurması, Türk şovenizmini gerileten ve çözülmesini hızlandıran bir rol oynayacaktır. Bölge devletlerinin Kürt düşmanı gerici işbirliğinin başını çeken devlet olarak Türkiye'nin bu konuda atacağı adımların bu ittifak üzerinde de geriletici, çözücü etkisi olacaktır.

Hükümet, Büyükanıt'ın dünya televizyonları önünde yaptığı tehdidi 'yatıştırma', hükümetle asker arasındaki 'işbölümünün' gereği olarak sunma yolundan, krizin çözümünü MGK'ya havale etti. Bu konuda inisiyatif alma gücünün olmadığının ilanıydı bu. Dolayısıyla, Gül ve Büyükanıt'ın ziyaretlerinde PKK'yi tasfiye planında oluşturulmaya çalışılan gerici konsept, ancak sınırlı ölçüde pişirilebildi. Ne var ki ABD, tartışmanın yönünü Büyükanıt'ın 'sınır ötesi harekat' talebinden başka bir yöne çevirmeyi de başardı. Bir yandan da Avrupa'da PKK'nin mali kaynaklarına yönelen saldırıyla PKK'nin özkaynaklarını kurutma, onu mali bakımdan Güney Kürdistan yönetimine bağımlı hale getirme çizgisini izleyeceğini ortaya koydu.

ABD, PKK'ye yönelik abluka ve saldırıları, Türk sömürgeciliğini kendi politikalarına angaje etmede etkin bir silah olarak kullanmaya devam edecektir. PKK'nin bağımsız bir çizgi izleme gücünü kırma hedefini de güdecektir.

Büyükanıt'ın ziyaretiyle aynı günlere denk gelen Olmert'in Ankara ziyareti de, pişirilmekte olan aynı konseptin bir parçasıydı. Hükümet, bir taraftan Haremüşşerif'e yönelik Siyonist müdahaleyi kınadı; ki bu halklarımızın ve bölgedeki Müslüman halkların gözünü boyama hamlesiydi. Nitekim, bu oyundan memnun olan Olmert, olayı yerinde incelemek üzere bir Türk heyetini Kudüs'e davet etti. Ancak diğer taraftan hükümet, İsrail'le, Kızıldeniz boru hattı da dahil olmak üzere stratejik işbirliği adımlarını görüştü. Olmert, kendilerinin Lübnan'a dönük saldırısını anımsatarak, ordunun sınır ötesi harekat planlarına desteğini açıkladı.

Olmert'in Ankara ziyaretinde de, Büyükanıt'ın ABD ziyaretinde de ortak olan gündem İran'dı. Türkiye, ABD ve İsrail'in, İran'ın iradesini kırma, onu yıkıcı bir savaş tehdidiyle emperyalist politikalara tabi kılma siyasetine yedekleniyor. Egemenler, halklarımızın hiçbir biçimde bir tehdit olarak görmediği İran'a karşı, halklarımızın haklı nefretini kazanmış ABD ve İsrail'in saldırı hazırlıklarıyla işbirliği yönünde dümen kırıyor. Irak'ta denenmiş, ancak halklarımızın toplumsal tepkisi ve örgütlü mücadelesinin egemenler üzerinde yaptığı basınç sonucu hayata geçirilememiş bu uşaklık siyasetinin ikinci baskısı hazırlanıyor. Kürt halkına yönelik şovenist saldırıyla emperyalizmin savaş politikalarının taşeronluğu arasındaki bağlantı, giderek daha açık ve görünür hale geliyor.

(Atılım, sayı: 145, 24 Şubat ’07)

 


YAZICIYA GONDER


November
Mon Tue Wed Thu Fri Sat Sun
27 28 29 30 31 1 2
3 4 5 6 7 8 9
10 11 12 13 14 15 16
17 18 19 20 21 22 23
24 25 26 27 28 29 30