22.11.2008
26.04.2007 08:00

30 yıl sonra yeniden Taksim! - Yürüyüş

 

Devrimin ve sosyalizmin kızıl bayraklarıyla, karşı-devrim rüzgarlarından, “küreselleşme" saldırılarından yorgun düşmüş dünyaya ve ülkemize yeni bir umut, yeni bir heyecan aşılamalıyız. “O güzel günler 12 Eylül öncesinde kaldı" diye düşünen emekçilere, ezilenlere o kavganın tüm güzelliğiyle ve tüm görkemiyle sürdüğünü göstermeliyiz.

*

1977 yılının 1 Mayıs gününde, İstanbul Taksim Alanı'nda yaşanan coşku, 1978 yılının 1 Mayıs gününde, yine Taksim Alanı'nda ortaya konulan kararlılık, bu ülke tarihinin kitlesel olarak tanık olduğu en büyük coşku ve kararlılık tablolarıdır. 1977'de yaşadığımız, yarım milyon emekçinin devrim ve sosyalizm bayrağı altında toplanmasının coşkusuydu. 1978'de yaşadığımız, bir yıl önceki büyük katliama rağmen, yüzbinlerin o alana tekrar çıkmasının ve alanın adını tarihe “1 Mayıs Alanı" olarak kaydetmesinin kararlılığıydı.

Bu iki gün, emekten ve halktan yana tüm güçlerin onurla, özlemle hatırladığı günlerdir. Bizim duyduğumuz onur, coşku, özlem ne kadar büyükse, karşı-devrim güçlerinin o iki günden duyduğu korku da o kadar büyük olmuştur. Bu yüzden tam otuz yıldır yasakladılar bize 1 Mayıs Alanı'nı. Bu yüzden tekrar 1 Mayıs Alanı'na çıkma mücadelesi verirken katlettiler Mehmet Akif Dalcımızı. Fakat biz de kararlıyız. Sınıflar mücadelesinin gelişimine, o günkü koşullarına bağlı olarak 1 Mayıs'ı farklı yer ve biçimlerde kutlasak da, 1 Mayıs Alanı'nı ufkumuzdan hiç silmedik. Bir gün tekrar çıkacaktık buraya. Bu hedeften hiç vazgeçmemek, 1 Mayıs 1977 şehitlerimize, Akif Dalcı'ya karşı bir borcumuz ve sorumluluğumuz olduğu gibi, sınıf mücadelesi açısından da bir görevdi. 1 Mayıs 1977 katliamı unutmamamız ve unutturmamamız gereken tarih dilimlerinden biriydi. Unutmadık ve unutturmadık. Taksim'in, yüzbinlerin onayı ve onlarca emekçinin kanıyla 1 Mayıs Alanı'na dönüştüğünü de unutmadık ve unutturmadık.

1 Mayıs Alanı, devrim ve sosyalizm umudunun tüm emekçileri, tüm yurt sathını etkileyecek güçte kendini gösterdiği bir meydandır. 1977 katliamıyla aslında bu umudu boğmak istediler. 1 Mayıs mücadelemiz ve 1 Mayıs Alanı'nı her koşulda unutmamamız, bu umudu yaşatmanın mücadelesiydi. 1 Mayıs ve Taksim, devrim ve sosyalizme bağlılığımızın simgelerinden biridir. 1977 şehitlerinin, Dalcılar'ın anısına bağlıyız ve 1977 1 Mayıs'ının mirasının taşıyıcısıyız.

Mesele, sadece bir meydan meselesi değildir. Sınıf mücadelesinin hangi süreçte önümüze hangi koşulları ve görevleri çıkaracağını önceden matematik bir kesinlikle kestiremeyiz. Halkın isyanı öyle bir şeydir ki, gün gelir, tüm meydanları terkedip dağa çıkar isyan. Gün gelir, tek bir meydan için, aylarca savaşır, binlerce şehit verir. Mücadele bazen bir sloganda, bazen bir bayrakta simgelenir... 1 Mayıs geleneğini, 30 yılı aşkın bir süredir yasaklara, saldırılara, katliamlara rağmen sürdürdük. Yasaklamaya çalıştılar, evlerde, anfilerde, gecekondu semtlerinin sokaklarında kutladık. Salonlara hapsetmek istediler, alanlara çıkarmak için mücadele ettik. Çağlayan gibi bir alana hapsetmek istediler, başka alanlara çıkarmanın kavgasını verdik... Kısacası, bu kavga, işçi sınıfının, halkımızın mücadelesini en uygun koşullarda geliştirme kavgasıdır. Emekçilerin sesini en güçlü biçimde duyurma zeminidir. Bugün de işte, 2007'nin Türkiyesi'nde, otuz yıldır bizden çalınan, bize yasaklanan 1 Mayıs Alanımızı istiyoruz. Taleplerimizle ve ideallerimizle, 1 Mayıs Alanı'nda umudun rüzgarını estireceğiz yeniden.

Oligarşinin sözcüleri, şimdiden tehditlere başladılar. Burjuva, gerici, faşist basın da 30 yıldır olduğu gibi, birbirinin kopyası haberleri yapacaktır. Fethullah'ın Zaman'ı kontra yayınlara en erken başlayanı oldu; 11 Nisan günkü başlığı aynen şöyleydi: “1 Mayıs Taksim'de olmasın; provokatörler tetikte"... 1977 1 Mayıs'ından beri kullanılan bir başlık! Tüm halkımız bilmelidir ki; devrimci demokratik kurumların inisiyatifinde örgütlenen 1 Mayıs, barışçıl bir gösteri olarak gerçekleşecektir. Tüm katılımcı kurumlar, bu konuda hemfikirdir ve zaten başka türlü olması da sözkonusu değildir. Tüm yoldaşlarımız, tüm devrimciler, demokratik kurumlar, 1 Mayıs'ın birliğimizin, dayanışmamızın, devrim mücadelemizin görkemli ve yalın bir ifadesi olması için ellerinden gelenden de fazlasını yapacaklardır.

İstanbul Valisi Muammer Güler, bizim 1 Mayıs'ta 1 Mayıs Alanı'nda olacağımızı açıklamamızdan sonra, ''Taksim, gösteri yürüyüşü yapılacak alanlardan değildir. Kanunsuz toplantıya gelen kişiler kendilerinin güvenlik güçleri tarafından dağıtılacağını da göze almak ve böylesine bir eyleme sebebiyet vermek amacıyla buraya geldikleri için doğacak sonuçlardan kendileri sorumludurlar'' diyerek tehdit dolu bir açıklama yaptı.

Vali, boşu boşuna tehditler yağdırıyor. Tehditler, bizi geri döndürmeyeceğine göre, AKP iktidarının ve İstanbul Valisi'nin, polisinin yapması gereken, 1 Mayıs'ın, 1 Mayıs Alanı'nda en olağan koşullar içinde kutlanmasını sağlamaktır. Vali, açıkladığı gerekçenin –“Taksim, gösteri yürüyüşü yapılacak alanlardan değildir."– bir bahane olduğunu kendisi de iyi biliyor kuşkusuz. Başkalarının gösteri ve kutlamaları için açılan bir alan, halka, emekçilere de açılabilir demektir. Halka ait olan bir alanı, halka karşı korumaya çalışmaktan vazgeçin.

Elbette biz 1 Mayıs'a çiçek böcek bayramı demiyoruz. Elbette meydanlara “piknik yapmak" için de çıkmıyoruz. 1 Mayıs, bir mücadele günüdür. Egemen sınıflara karşı, ezilen sınıfların sesini yükselttiği bir gündür. Burjuvazi elbette rahatsız olacak bizim meydanlara çıkmamızdan. Hep rahatsız olmuştur. Bu yüzden Türkiye Cumhuriyeti tarihinde defalarca 1 Mayıs yasakları konulmuştur. Bu yüzden 1977 katliamı gerçekleştirilmiştir. Bu yüzden alanlar işgal edilmiştir. Fakat biz vazgeçmedik. Haklılığımıza, meşruluğumuza ve gücümüze güvenerek, söke söke aldık 1 Mayıs'ı kutlama hakkımızı. Oligarşi istemese de alanları açmak zorunda kaldı. 1 Mayıs Alanı da 1988'den beri sürdürdüğümüz 1 Mayıs mücadelesinin bir sonucu olarak artık hakkımızdır.

1 Mayıs Alanı halkın alanıdır. 2007 yılının 1 Mayıs'ında bu alanda, işçilerin, memurların, köylülerin, aydınların, esnafların, gecekonduluların talepleri dile getirilecektir. En küçük bir itirazda bulunanların başbakanların, bakanların azarlarıyla karşılandığı bir ülkede yaşıyoruz. Ülkemizdeki demokrasi, öylesine “göstermelik" bir karakterdedir ki, halkın dertlerini, taleplerini dile getireceği mekanizmalar bile yoktur. Halk taleplerini dile getirmek için elbette meydanları kürsü olarak kullanacaktır. O kürsünün en etkili olarak meydanlarda kurulduğu günlerin başında 1 Mayıslar gelir. O kürsülerin en görkemlisinin ise ta 30 yıl öncesinden 1 Mayıs Alanı'nda kurulmuş olduğuna ise kuşku yoktur.

Halkın, siyaset sahnesinin tamamen dışına sürülmek istendiği bir ülkede, “biz halkız, buradayız" demek için 1 Mayıs Alanı'nda olmalıyız. Her sınıf ve katmandan, her milliyetten, her inançtan 70 milyon halk olarak, sorunlarımızı ve taleplerimizi haykırmak için Taksim Meydanı'nda birleşmeliyiz. Yasalar çıkarırken, uluslararası anlaşmaları imzalarken, şu veya bu politikayı yürürlüğe koyarken, atamalar yaparken, bize bir şey sormuyorlar. Oysa çıkardıkları yasaların, uyguladıkları politikaların sonucunda aç, işsiz kalan biziz, sefalete sürüklenen biziz, ülkesi talan edilen biziz, yasaklara, baskılara maruz kalan, köleleştirilmek istenen biziz... Böyle olduğu için halkın “biz varız, biz halkız, bize rağmen yönetemezsiniz" diye sınıflar mücadelesi arenasına çıkması ve iradesini ortaya koyması hayati bir zorunluluktur. 1 Mayıs, yüzyılı aşkın bir süredir tüm dünyada işte bu iradenin en güçlü ifadelerinden biri olagelmiştir.

Hiç kuşku yok ki, 2007 1 Mayıs'ı AKP'nin işgal ortaklığına, BOP taşeronluğuna karşı bağımsızlık şiarımızı, hayatın her alanında sürmekte olan faşist baskılara karşı demokrasi şiarımızı haykırdığımız bir zemin olacaktır. Hrant Dink cinayetine, Türk-islam sentezi temelinde kışkırtılan linç saldırılarına bir cevabımız olacaktır. Laiklik-şeriat ikilemine, oligarşi içi iktidar kavgalarına, halkın cephesinden bir müdahale olacaktır. 1 Mayıs 1977'den Şemdinli'ye kadar uzanan kontrgerilla katliamlarından hesap soracağımız gün olacaktır. 1 Mayıs Alanı'na yüzbinler olup çıkmamız bile, tek başına, hesap sorma kararlılığımızın, bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm kavgasını sürdürme irademizin göstergesi olacaktır.

Tüm demokratik kurumlar, tüm devrimciler, demokratlar, ilericiler, 30 yıl sonra 1 Mayıs'ı yeniden 1 Mayıs Alanı'nda kutlamak, tarihi bir sorumluluk yüklemektedir hepimize. Her şehirde, her fabrikada, okulda, semtte, bu tarihi sorumluluğa uygun bir çalışma yürütmeliyiz. Devrimin ve sosyalizmin kızıl bayraklarıyla, karşı-devrim rüzgarlarından, “küreselleşme" saldırılarından yorgun düşmüş dünyaya ve ülkemize yeni bir umut, yeni bir heyecan aşılamalıyız. Bazen bilinçsizlikten, bazen karşı-devrimci propagandanın etkisinden “o güzel günler 12 Eylül öncesinde kaldı" diye düşünen emekçilere, ezilenlere o kavganın tüm güzelliğiyle ve tüm görkemiyle sürdüğünü göstermeliyiz. Özcesi; haklı ve kazanacak olmanın inancı ve güveniyle devrimcileştirelim 1 Mayıs'ımızı. Gün bizim, görev bizim.

(Yürüyüş, sayı: 101, 22 Nisan ’07)

 


YAZICIYA GONDER


November
Mon Tue Wed Thu Fri Sat Sun
27 28 29 30 31 1 2
3 4 5 6 7 8 9
10 11 12 13 14 15 16
17 18 19 20 21 22 23
24 25 26 27 28 29 30