06.05.2007 15:13
Devrimci irade Taksim hedefinde bir kez daha sınavı geçti – İşçi-Köylü
Ülkemiz uşak egemen sınıfların, emperyalist efendilerine daha iyi hizmet verme yarışı içerisinde kendi aralarındaki çatışmaları tırmandırdıkları bir süreçten geçmekteyiz.
Bu çatışmalı sürecin faturasının işçi emekçi yığınlara çıkacağının habercisi ise 2007 1 Mayıs Kutlamaları olmuştur.
Uzunca bir süredir tırmanan ırkçı-şoven dalganın dışa dönük yansımaları, Kürt Ulusal Hareketine imha-inkar saldırılarının dozunu artırmak olurken, emek ve sermaye arasında giderek derinleşen çelişkilerin halk nezdinde dışa vurumu da, 1 Mayıs kutlamalarına dönük azgınca saldırılarda kendini göstermiştir.
Cumhurbaşkanlığı seçimleri etrafında kopartılan fırtınanın ve bu fırtınanın bir parçası olarak, Genel Kurmay tarafından yayınlanan muhtıra niteliğindeki bildirinin kamuoyundaki etkileri sürerken, bu muhtıranın esas olarak ezilen emekçi yığınları hedeflediği de ortaya çıkmıştır böylece.
1 Mayıs'tan sadece iki gün önce, "laik-antilaik" çatışması vesilesiyle Çağlayan Meydanı'na toplanan ve sayılan yüz binlerle ifade edilen yığınların oluşturmadığı "tehlike", emekten yana olanların, insandan ve insanca yaşanılası bir dünya kurmak isteyenlerin, birlik-mücadele-dayanışma günü olan 1 Mayıs'ta Taksim Meydanı'na çıkmaları söz konusu olduğunda egemenler açısından, "tehlike ötesi" bir durum ortaya çıkarmıştır. Gerçekte yaşanan şey ise, egemenlerin işçi-emekçilerin, sisteme karşı giderek yükselen öfkeleri karşısında paniklemesidir. Bu öfkenin 1 Mayıs gibi sınıf mücadelesinin, kavgayı daha da kızıllaştıran bir gününde dışa vurması ise, ne yeni bir durumdur nede sadece ülkemiz egemen sınıflarına özgüdür.
Devrimci güçler, reformist sendika önderliklerinin tüm atlatma manevralarına karşın, sadece Taksim'i zorlamakla kalmayıp, İstanbul'un dört bir yanında kurdukları barikatlarla, tüm mahalle ve sokakları 1 Mayıs alanına çevirerek, "1 Mayıs Kızıldır, Kızıl Kalacak" şiarına uygun bir pratik sergilemişler, kavganın ve dayanışmanın gününü, hak ettiği biçimde sahiplenmişlerdir. Taksim başta olmak üzere, Okmeydanı, Gülsuyu, 1 Mayıs Mahallesinde kurulan barikatların ardında çatışanlar, 1 Mayıs kavga gününün ruhunu yaşatanlar oldu.
Faşist kolluk güçlerinin 17 bin polis gücüyle saldırdığı kitlenin kararlılığı kuşkusuz ki devrimci iradenin ortaya koyduğu dirayet ve dirençti. İstanbul'da yaşamı felç eden güvenlik önlemlerine rağmen, İstiklal Caddesinin ara sokaklarından bir araya gelen devrimciler, Taksim kararlılığını bir kez daha gösterdiler. Yaşanan bu gelişmeler Taksim alanının nasıl kazanılacağını da açık bir şekilde göstermektedir.
DİSK yöneticilerinin 500 kişilik bir kitleyle adım attıkları Taksim Meydanı ise son güne kadar gösterilen kararlılığın bir yansımasıydı. İstanbul Valisi Muammer Güler'in "beş yüz kişiyle, bin kişiyle çıkmalarına bir şey demeyiz ama elli bin kişiyle çıkmalarına izin vermeyiz" açıklamalarıyla örtüşen bu pratiğin DİSK'in Taksim hedefini anlamak açısından da bir örnektir.
2007 1 Mayıs'ını bu tablo altında ardımızda bırakırken, mücadelenin daha çetin bir evreye girdiği gerçekliğini aklımızdan çıkarmadan hareket etme zorunluluğuyla karşı karşıya olduğumuzun, çok iyi farkında olmamız gerekmektedir.
Ülkemiz emekçi yığınlarının iki faşist kampa bölünmeye çalışıldığı bu süreci tersine çevirmek ancak bu gerçekliği bilince çıkarmakla mümkün olacaktır. Cumhurbaşkanlığı etrafında kopartılan fırtına henüz sona ermiş değildir. Burada biz ilgilendiren konu, kimin cumhurbaşkanı olacağı değildir. Bizler şunu çok iyi biliyoruz ki, kim seçilirse seçilsin, emekçi sınıflara değil, emperyalistlere ve bağlı olduğu sermaye grubuna en iyi hizmeti verme gayreti içinde olacaktır. Bunun içindir ki, bu süreçte tüm devrimci ve ilerici güçlere düşen en acil görevlerden Biri de, aynı zamanda faşist TC Ordusu'nun son aylar ve hatta yıllarda kaybettiği prestijini geri kazanmanın sonucu olan bu sözde kamplaşmada, taraf olmaya zorlanan kitleler arasında bu gerçekliği propaganda etmek olmalıdır. Bu propaganda ayrıca, son süreçteki gelişmelere paralel olarak yükselişini sürdüren ırkçı-şoven dalgayı da geri püskürtmeye hizmet eder biçimde ele alınmak durumundadır.
Bu ele alış aynı zamanda, "Kırk . Satır mı, Kırk Katır mı?" ikilemine sokulmaya çalışılan emekçi yığınların devrim mücadelesine yakınlaştırılmaları faaliyeti olacaktır. İşçi-emekçi kitleleri karşı karşıya oldukları bu büyük tehlikeye karşı bilinçlendirme görevi olan bu göreve en sıkı sarılması gerekenler ise, genelde tüm devrimciler, özelde ise ülkemiz devrim mücadelesinin öncü gücü olma iddiasını, Proletarya Partisi önderliğinde 35 yıldır, inatla ve büyük bir sebat ve kararlılıkla sürdüren bizler olmalıyız.
2007 yılı 1 Mayıs'ı devleti halk nezdinde aciz bir tabloya düşüren, devrimci iradenin kararlılığım gösteren önemli gelişmelere sahne oldu. Beş yüz bin emekçiyle kan bedeli değerlerle yaratılan bu alanları bugünden attığımız adımlarla kazanacağız!
İşçi Köylü, Sayı 2007-09, 4-17 Mayıs 2007