22.11.2008
06.05.2008 10:12

Denizler'i savunmak, devrimi savunmaktır!

 

6 Mayıs 1972… Üç Darağacı... Üç kızıl karanfil… Deniz, Yusuf, Hüseyin. Onlar, 36 yıl önce bugün, 12 Mart Cuntası'nın kararı ve düzen partilerinin parlamentodaki temsilcilerinin onayıyla idam edildiler. Sermaye devleti, 6 Mayıs sabahı bu üç yiğit devrimciyi katlederken belki de her şeyin bittiğini düşünüyordu. Üçü de sehpaya çıkarken bütün soytarılar, bir korku izi belirsin yüzlerinde diye iğrenç bir umutla baktılar onlara...

Ama yanıldılar... İşte o yanılgıları, karşılarında gördükleri çelik gibi bükülmez devrimci irade ve kararlılık onyıllarca sürecek bir geleneği başlattı... İdam sehpasından cellâtlarına küçümsemeyle bakan ve son anlarında bile devrimci inançlarını haykırmaktan geri durmayan bu üç yiğit militan, bize büyük bir onur ve mücadele geleneği bıraktılar. Onlar, bize nasıl yaşanacağını, ne için yaşanacağını göstermekle kalmadılar, nasıl ölüneceğini de gösterdiler. Bu ülkenin devrimci ve komünistleri ölüme gülerek gitmeyi onlardan öğrendiler, onlardan devraldıkları bayrağa leke sürmediler.

6 Mayıs 1972, Türkiye devrimci hareketinin tarihinin dönüm noktalarından biridir. Bu tarih, ne “haksız yere verilmiş bir ceza” ne de “iyi gençlerin yanlışlıkla öldürülmesi” olarak asla ele alınamaz. Bu, inançları uğruna ölümü göze almış devrimcilerin yarattıkları bir direniş destanıdır.

Dünya ölçeğinde ‘68 baharında esen devrimci rüzgâr, egemen sınıfları ve onlarla uyum içinde olan reformist akımları fena halde sarsmıştı. Türkiye toplumu da aynı yıllarda toprak ve fabrika işgalleriyle, 15-16 Haziranla ve “emperyalizmi ülkelerinden kovmak için” üniversiteden dağlara çıkmayı göze alabilen genç insanların coşkulu mücadeleleri ile sarsılmış ve daha önceleri hiç yaşamadığı bir atmosferi solumuştur. Çürüyen bir düzenin yıkılıp, yerine yeni bir dünya kurulabileceği inancı bu dönemi yaşayanların hissettikleri güçlü bir duyguydu. Bu coşkulu ruh haline eşlik eden toplumsal uyanış doğal olarak egemen sınıfların buna karşı şiddeti ve baskıyı yoğunlaştırmalarını da beraberinde getirdi.

Bu dönemde “Denizlerin idamı” ve sermaye devletinin genç devrimcilere dönük acımasızlığı toplumsal hafızaya kalıcı bir biçimde kazınmıştır. Devrimci oldukları için katledilen Yusuf Aslan, Deniz Gezmiş ve Hüseyin İnan’ın yanı sıra, giriştikleri devrimci mücadelede ölümsüzleşen Sinan Cemgil, Kadir Manga, Alparslan Özdoğan, Ulaş Bardakçı, Mahir Çayan, İbrahim Kaypakkaya ve daha niceleri büyük sempatiyle karşılanmış, adlarına türküler yakılmış ve doğan binlerce çocuğa onların isimleri verilmiştir.

Onlar sahip çıktıkları devrimci değerlerle mücadelenin simgesi olmuşlardır. Onlar ‘60’lı yılların kitle hareketi içinde gençlik hareketinin militanları olarak yetiştiler. Düzenin icazet alanında mücadelenin reddi olarak ortaya çıktılar, devrim yolunu seçtiler. Burjuva reformizminden kopuşun, düzene karşı militan ve ödünsüz bir başkaldırının temsilcisi oldular. Bu özellikleriyle, kendi kuşağının devrimcileriyle birlikte bir döneme damgalarını vurdular. Geleceğe silinmez bir mesaj bıraktılar.

Dün Denizler’in yolunu parlamentoya çıkaranlar ve Taksim’de ısrarı anlamsız bularak sermaye devletine soldan destek verenlerle Denizler’in önüne Dolmabahçe’de barikat kuran reformist-parlamentarist TİP aynı kumaştan dokunmuşlardır. Dünün ve bugünün reformistlerinin zerrece Denizler’in mirasına sahip çıkmaya hakkı yoktur. Liberal reformist takımının bu yiğit devrimcilerin adlarına sahip çıkması tam bir samimiyetsizlik, dahası riyakârlık örneğidir. Bu, kokuşmuş düzenin geçmişin devrimci birikiminin ve mücadele içinde yaratılmış değerlerinin içini boşaltma çabasının bir parçasıdır. Deniz Gezmiş ve yoldaşlarının hayatlarını ortaya koyarak gelecek kuşaklara bıraktıkları devrimci mirası siyasal içeriğinden soyutlayıp duygusal bir anıya dönüştürmekte, böylece ‘71’in devrimci direniş geleneğini ehlileştirme operasyonuna soldan destek vermektedirler.

Ama tüm bu çabalar boşunadır. Onlar dün olduğu gibi bugün de ölümüne direnişin, davaya adanmışlığın simgesi olarak anılmakta, bu özellikleriyle yeni kuşak devrimcilere yol göstermektedirler.

İnsanlık tarihi hep onlar gibi, davaları uğruna ölümü tereddütsüzce göğüsleyenler tarafından yazılmış, devrim ve sosyalizm davası sınırsız bir fedakârlıkla direniş bayrağını yere düşürmeyenlerin omuzlarında büyütülmüştür.

Bugün işçi sınıfı, emekçiler ve devrimcilerin Taksim kararlılığı ve son zamanlarda kendini hissettiren sınıf cephesindeki hareketlilik, onların fedakârlıklarının boşa gitmediğinin en somut kanıtıdır. Onlar kendilerinden sonraki kuşaklara umutsuzluğu, teslimiyeti ve ihaneti değil, emekçilerin davası uğruna ölümüne direnmeyi miras bırakmışlardır.

Onlar, devrime ve sosyalizme aittirler; bıraktıkları direniş mirasıyla bugünkü mücadeleyi beslemekte, bu mücadele içinde yaşamaktadırlar. Onların izlediği mücadele çizgisinin ideolojik-politik açıdan kusurlu olan yönleri büyük ölçüde geride kalmıştır. Onlardan bugüne kalıcı olarak yaşayan ve geleceğe aktarılacak olan, devrim davasına ölümüne bağlılıktır. Her yeni devrimci kuşak onları bu yanıyla tanıdı, bu yanıyla örnek aldı.

Devrimci yiğitlikleri, kararlılıkları ve adanmışlıklarıyla yeni kuşaklara örnek olan bu başeğmez devrimciler, parti, devrim ve sosyalizm mücadelemizde yaşıyorlar, hep yaşayacaklar!..


YAZICIYA GONDER


November
Mon Tue Wed Thu Fri Sat Sun
27 28 29 30 31 1 2
3 4 5 6 7 8 9
10 11 12 13 14 15 16
17 18 19 20 21 22 23
24 25 26 27 28 29 30