29.08.2008
06.05.2007 15:13

Devrimci irade Taksim hedefinde bir kez daha sınavı geçti – İşçi-Köylü

 

Ülkemiz uşak egemen sınıfların, emperyalist efendilerine daha iyi hizmet verme yarışı içerisinde ken­di aralarındaki çatışmaları tırman­dırdıkları bir süreçten geçmekteyiz.

Bu çatışmalı sürecin faturasının işçi emekçi yığınlara çıkacağının habercisi ise 2007 1 Mayıs Kutla­maları olmuştur.

Uzunca bir süredir tırmanan ırkçı-şoven dalganın dışa dönük yansı­maları, Kürt Ulusal Hareketine imha-inkar saldırılarının dozunu artır­mak olurken, emek ve sermaye ara­sında giderek derinleşen çelişkile­rin halk nezdinde dışa vurumu da, 1 Mayıs kutlamalarına dönük azgınca saldırılarda kendini göstermiştir.

Cumhurbaşkanlığı seçimleri et­rafında kopartılan fırtınanın ve bu fırtınanın bir parçası olarak, Genel Kurmay tarafından yayınlanan muhtıra niteliğindeki bildirinin ka­muoyundaki etkileri sürerken, bu muhtıranın esas olarak ezilen emekçi yığınları hedeflediği de or­taya çıkmıştır böylece.

1 Mayıs'tan sadece iki gün ön­ce, "laik-antilaik" çatışması vesile­siyle Çağlayan Meydanı'na topla­nan ve sayılan yüz binlerle ifade edilen yığınların oluşturmadığı "tehlike", emekten yana olanların, insandan ve insanca yaşanılası bir dünya kurmak isteyenlerin, birlik-mücadele-dayanışma günü olan 1 Mayıs'ta Taksim Meydanı'na çıkmaları söz konusu olduğunda ege­menler açısından, "tehlike ötesi" bir durum ortaya çıkarmıştır. Ger­çekte yaşanan şey ise, egemenlerin işçi-emekçilerin, sisteme karşı gi­derek yükselen öfkeleri karşısında paniklemesidir. Bu öfkenin 1 Mayıs gibi sınıf mücadelesinin, kavgayı daha da kızıllaştıran bir gününde dışa vurması ise, ne yeni bir durum­dur nede sadece ülkemiz egemen sınıflarına özgüdür.

Devrimci güçler, reformist sen­dika önderliklerinin tüm atlatma manevralarına karşın, sadece Taksim'i zorlamakla kalmayıp, İstan­bul'un dört bir yanında kurdukla­rı barikatlarla, tüm mahalle ve so­kakları 1 Mayıs alanına çevirerek, "1 Mayıs Kızıldır, Kızıl Kalacak" şi­arına uygun bir pratik sergilemişler, kavganın ve dayanışmanın gününü, hak ettiği biçimde sahiplenmişler­dir. Taksim başta olmak üzere, Ok­meydanı, Gülsuyu, 1 Mayıs Mahal­lesinde kurulan barikatların ardında çatışanlar, 1 Mayıs kavga gününün ruhunu yaşatanlar oldu.

Faşist kolluk güçlerinin 17 bin polis gücüyle saldırdığı kitlenin kararlılığı kuşkusuz ki devrimci iradenin ortaya koyduğu dirayet ve dirençti. İstanbul'da yaşamı felç eden güvenlik önlemlerine rağmen, İstiklal Caddesinin ara sokakların­dan bir araya gelen devrimciler, Taksim kararlılığını bir kez daha gösterdiler. Yaşanan bu gelişmeler Taksim alanının nasıl kazanılacağı­nı da açık bir şekilde göstermekte­dir.

DİSK yöneticilerinin 500 kişilik bir kitleyle adım attıkları Taksim Meydanı ise son güne kadar göste­rilen kararlılığın bir yansımasıydı. İstanbul Valisi Muammer Güler'in "beş yüz kişiyle, bin kişiyle çıkma­larına bir şey demeyiz ama elli bin kişiyle çıkmalarına izin vermeyiz" açıklamalarıyla örtüşen bu pratiğin DİSK'in Taksim hedefini anlamak açısından da bir örnektir.

2007 1 Mayıs'ını bu tablo altın­da ardımızda bırakırken, mücadele­nin daha çetin bir evreye girdiği gerçekliğini aklımızdan çıkarma­dan hareket etme zorunluluğuyla karşı karşıya olduğumuzun, çok iyi farkında olmamız gerekmektedir.

Ülkemiz emekçi yığınlarının iki faşist kampa bölünmeye çalışıldığı bu süreci tersine çevirmek ancak bu gerçekliği bilince çıkarmakla müm­kün olacaktır. Cumhurbaşkanlığı etrafında kopartılan fırtına henüz sona ermiş değildir. Burada biz ilgi­lendiren konu, kimin cumhurbaşka­nı olacağı değildir. Bizler şunu çok iyi biliyoruz ki, kim seçilirse seçil­sin, emekçi sınıflara değil, emper­yalistlere ve bağlı olduğu sermaye grubuna en iyi hizmeti verme gay­reti içinde olacaktır. Bunun içindir ki, bu süreçte tüm devrimci ve ileri­ci güçlere düşen en acil görevlerden Biri de, aynı zamanda faşist TC Ordusu'nun son aylar ve hatta yıllarda kaybettiği prestijini geri kazanma­nın sonucu olan bu sözde kamplaş­mada, taraf olmaya zorlanan kitle­ler arasında bu gerçekliği propa­ganda etmek olmalıdır. Bu propa­ganda ayrıca, son süreçteki gelişmelere paralel olarak yükselişini sürdüren ırkçı-şoven dalgayı da ge­ri püskürtmeye hizmet eder biçim­de ele alınmak durumundadır.

Bu ele alış aynı zamanda, "Kırk . Satır mı, Kırk Katır mı?" ikilemine sokulmaya çalışılan emekçi yığınların devrim mücadelesine yakınlaştırılmaları faaliyeti olacaktır. İşçi-emekçi kitleleri karşı karşıya oldukları bu büyük tehlikeye karşı bilinçlendirme görevi olan bu göre­ve en sıkı sarılması gerekenler ise, genelde tüm devrimciler, özelde ise ülkemiz devrim mücadelesinin öncü gücü olma iddiasını, Proletarya Partisi önderliğinde 35 yıldır, inatla ve büyük bir sebat ve kararlılıkla sürdüren bizler olmalıyız.

2007 yılı 1 Mayıs'ı devleti halk nezdinde aciz bir tabloya düşüren, devrimci iradenin kararlılığım gös­teren önemli gelişmelere sahne oldu. Beş yüz bin emekçiyle kan be­deli değerlerle yaratılan bu alanları bugünden attığımız adımlarla kaza­nacağız!

İşçi Köylü, Sayı 2007-09, 4-17 Mayıs 2007


YAZICIYA GONDER


August
Mon Tue Wed Thu Fri Sat Sun
28 29 30 31 1 2 3
4 5 6 7 8 9 10
11 12 13 14 15 16 17
18 19 20 21 22 23 24
25 26 27 28 29 30 31